20 Temmuz Barış Harekâtı Anılarım – 2. Bölüm (SABAHATTİN İSMAİL)

Sosyal Medyada Paylaş!

20 Temmuz Barış Harekâtı Anılarım – 2. Bölüm

SABAHATTİN İSMAİL

 

  Gün ışır ışımaz Türk uçakları imdada yetişerek, Yunan alayı üzerine ölüm yağdırmaya başladı. Türk Alayı ise Gönyeli- Ortaköy bölgesinden aynı anda karşı taarruza geçerek ilerlemeye başladı.

   Seferi personelle birlikte yaklaşık 200 mücahitten oluşan Yıldırım Destek Bölüğü olarak kurşun yağmuru içinde, yolun iki kenarında birer kolda yürüyerek Kumsal İlkokulu arkasına (şimdiki Açık Öğretim Fakültesi) intikal ettik ve beton zemin üzerine uzandık. Her taraftan kurşun yağmaya devam ediyordu.

   2'li, 3'lü guruplar halinde Gelibolu İlkokulu’ndan Türk Lisesi'ne kadar uzanan 77. Bölük savunma mevzilerine takviye olarak dağıtıldık. Bedrettin Demirel Caddesi boyunca uzanan toprak set arkasında her 25-30 metrede bir mevzi vardı.

   22 Temmuz'da yapılan taarruzda şehit olan Ali Çamsöken Çavuş beni ve bir arkadaşı şimdiki sağlık bakanlığı, (o zamanki göğüs hastanesi ) arkasındaki toprak sette yer alan bir mevziye kurşun yağmuru içinde götürdü. Kısa boylu, başında demir şapkası olan bir çavuşu. Elinde, yerli, Kırıkkale yapımı bir tomson silahı vardı.

   Getirildiğim mevzide,  Ortaköylü otobüs şoförü İbrahim Amerikalı adlı bir seferi mücahit ile birlikteydim. Yakınımızdaki mevzide ise Ortaokuldaki İngilizce hocam, Erenköy gazisi Mahmut Bayram ile bir mükellef mücahit vardı.

   Elimizde 2. Dünya savaşından kalma birer İngiliz piyade tüfeği, 90 mermi, 2 el bombası vardı. Öğleye doğru bize naylon poşetler içinde yiyecek getirdiler. Poşette 10-15 zeytin, ekmek ve bir domates vardı. Bir buçuk gün geçmesine karşın, o ana kadar yediğimiz ilk yemekti.

 

Kurşun sesleri

 

   21 Temmuz gününü karşılıklı atışlarla geçirdik. Bizim mevzilerle Kızılbaş bölgesindeki Rum mevzileri arasında 50 metre genişliğinde kuru otlarla kaplı boş bir arazi vardı.

    Karşımızda şimdi Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı olan yerlerdeki betonarme Rum mevzilerinde uçaksavar ve keskin nişancılar vardı. Bizim mazgal deliklerinden hayli kurşun geçiriyorlardı.. Yanımızdaki mevzinin mazgalından geçirdikleri kurşunlarla mevzideki mükellef mücahidi omzundan ve çenesinden vurdular. Acı içinde:

   - " Yandım anam ölüyorum, yardım edin " diye bağırıyordu.

   Gecenin karanlığında sesi kurşun seslerini bastırıyordu.  Hemen mevzisine sürünerek onu dışarı çıkardım.  Şoktan çıkması için onu sarsıp bağırdığımı, hatta bir tokat atıp “bağırma, herkesi paniğe sevk edeceksin, yaran ağır değil” dediğimi anımsıyorum.

   Mevzide birlikte olduğu Mahmut Bayram Hocam da paniklemişti. Mevzi dışına çıkıp oturmuş ve “onu hastaneye götürün” diyordu.

   Harp paketimi çıkararak omzuna acemi bir sargı yaptım. Ancak kanı durduramıyordum. Çenesinden de bir küçük kemik parçası kopmuştu, kan kaybediyordu. Onu sırtlayarak göğüs hastanesi arkasına taşıdım. Bodrum kata indim. Erenköy gazisi Kütüphaneci Ahmet Yıldırım Hocam manga komutanımızla telefon başındaydı.

   Yaralının durumunu anlattım. Ambulans bulmak imkansızdı. Zaten telsizimiz de yoktu.

   Onu acil olarak sur içindeki genel hastaneye götürmeye karar verdik. Ahmet Yıldırım hoca ile birlikte göğüs hastanesindeki tek hemşirenin Renault TX aracını aldık. İtiraz etmeden arabasının anahtarlarını verdi. Hocam direksiyona geçti. Ben yaralıyı arka koltuğa taşıyarak kan kaybını durdurmak için iki elimle sıkı tampon yapmaya başladım. Karartma nedeniyle zifiri karanlıkta farları yakmadan kurşun yağmuru içinde giderken 1963'te ele geçirdiğimiz eski buz fabrikası (şimdiki merkez bankası) önünde mücahitler yolumuzu keserek (yol Rum atışı altında olduğu için) bizi şimdiki Meclis binası arkasındaki yola yönlendirdiler. 

   Şehitler Abidesi önüne geldiğimizde Ahmet Hoca yol üçgeni içindeki mozaik çiçekliğe hızla çarptı ve lastik patladı. O şekilde devam ederken bu kez de aracın motoru Ledra Palas'tan gelen kurşunların isabeti ile infilak etti. Yol ortasında kurşun yağmuru içinde kaldık.

 

Sırtımızda taşıdığımız yaralı mücahit

 

   Kendimizi hızla dışarı attık. Ahmet Yıldırım Hocam ile birlikte çok kan kaybeden yaralı mücahidi Şehitler Abidesi'nden Sur İçi’ndeki eski genel hastaneye (şimdiki Rauf Denktaş Üniversitesi) kadar, yaklaşık 500 metre, değişe değişe sırtımızda taşıdık. Yaralı mücahidin ayaklarında bir şey yoktu ancak kan kaybı nedeniyle halsiz düşmüş ve psikolojik olarak çökmüştü, adım atamıyordu.

   Üstüm başım kan içinde kalmıştı.

   Giydiğim mavi tişört ve kot pantolon kandan iyice ıslanmıştı.

   Hastane dolmuştu. Başka bölgelerden gelen yaralı ve şehitler hastane dışında, yol ve kaldırımlarda yatıyordu.

   Yaralıyı bıraktık ve yaya olarak geri döndük.

 

Türk alayının taarruzu

 

   Kurşun yağmuru içinde ara sokaklardan geri dönerken şimdiki Meclis binasının alt katındaki 11. Tabur ve 55. Bölük karargahına uğradık.

   Tişörtümü ve pantolonumu kan içinde gören karargah personeli başıma toplanıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

   Onlardan telsiz, mermi ve silah istedik ama yoktu.

   Bize, tomson silahı olanlara vermek üzere 2 paket tomson mermisi verdiler.

   Orda tarihçi Vehbi Zeki Serter hocamı gördüğümü anımsıyorum.

   Oradan arka yollardan Kumsal ilkokulundaki karargaha geldik.

   Durumu anlattık. Benim, 2. Dünya Savaşından kalma eski İngiliz piyade tüfeğim atış yaparken tırnağı kırıldığı için kovan kesmişti. Kovan namlu yatağında kaldığı için artık atış yapamıyordum.

   Orda rahmetli komutan öğretmen Ali Dinçer Hocam (Rahmetli İsmet Kotak'ın abisi) vardı.

   Daha sonra lisede felsefe hocam Erenköy gazisi, Celal Değgin de bir araçla geldi. St. Hilarion'dan hastaneye yaralı getirmişti ve dağa dönüyordu.

   Ortaokuldan, liseden öğretmenlerimizle birlikte savaşıyorduk. Beşparmaklar'da, Doğruyol mevzilerimiz düşünce cebir öğretmenim Erenköy gazisi Ali Ertuğrul, Yenişehir savaşında ise tarih öğretmenlerimize 55. Bölük komutanı Ecvet Yusuf şehit olmuştu. Onun yerine Yılmaz Bora getirilmişti.

   Celal Değgin Hocam beni üstüm başım kan içinde görünce,

   - " Sabahattin ne oldu, yaralı mısın oğlum?” diye sordu.

   Hastaneye yaralı götürdüğümüz mücahidin kanı olduğunu söyledim, rahatladı.

   Ali Dinçer Hocam bize ertesi günün sabahı, (22 Temmuz) Yenişehir , Kızılbaş , Küçük Kaymaklı ( 1963'te Rumların işgal ettiği köyüm) bölgesine 3 koldan taarruz olacağını, taarruzlara 88., 55., 77. ve 44. Bölüklerin katılacağını ve emir geldiğinde Kızılbaş’a taarruz etmemizi söyledi.

   Türk alayının bir takımı da, şu anda, GKK Güven Radyo’nun bulunduğu Domuzcular Burnu’ndan taarruz edecek ve Kızılbaş içinde buluşacaktık.

   Mevzilere gidip emri ilettik.

   Sabaha yine yemek dağıtılmıştı. 5-10 zeytin, çeyrek ekmek.

    Üçüncü gün de yemeğimiz buydu.

   Yarınki son bölümde devam edeceğim