AMIRAL YAYCI: “UKRAYNA BIR YEM GIBI RUSYA’NIN KUCAGINA BIRAKILMIS”

Sosyal Medyada Paylaş!

ASAM TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı, 6 Mart 2022 tarihinde TV100 ekranlarında Pınar Işık Ardor’un konuğu oldu. Ukrayna-Rusya savaşını değerlendiren Yaycı, “Eğer burası işgal edilecek diyorsak ve biz gerçekten de bunu destekliyor olmuş olsaydık burayı daha önceden takviye etmez miydik? Ederdik! Etmemiz lazımdı ama edilmemiş. O zaman Ukrayna bir yem gibi Rusya’nın kucağına bırakılmış.” değerlendirmesinde bulundu.

 

GERİYE DOĞRU GİTMEMİZ LAZIM

 

Ukrayna-Rusya meselesini analiz ederken geri doğru gidilmesi gerektiğini belirten Yaycı, “Geriye doğru gitmemiz lazım. Şu anda sadece Ukrayna’da olana bakarsak bu konuyu etraflıca analiz etmiş olmayız. Çünkü uluslararası ilişkilerde konuya biraz geriden bakmak lazım. Biraz tarihsel boyutu ile bakmak lazım ve biraz da perde arkasına bakmak lazım. Çünkü uluslararası ilişkilerdeki bu tür olaylar cambaza bak şeklindedir. Yani sizin baktığınızla, gördüğünüzle aslında oynanan farklıdır. Çok geriye gitmeyeceğim. Önce Karabağ’a bakalım. Karabağ’da Ermenistan’ı Batı destekliyordu. Karabağ’da Ermenistan Azerbaycan’ın topraklarını işgal etmişti. Ama neticede Türkiye’nin burada bir savunma diplomamasisi, politik diplomasi… Yani biz diplomasiyi ikiye ayırırız İngiliz Doktrini’ne göre. Birincisi politik diplomasi. Bunu dışişleri bacağı yapar. Bir de savunma diplomasisi bacağı vardır. Bunu da savunma bakanlığı yapar. Ve ikisi aslında milli bir diplomasidir. Türkiye’nin diplomasisinin başarısıdır Karabağ. Şimdi Karabağ’da neticede Azerbaycan işgal edilmiş topraklarının önemli bir kısmını kurtardı. Fakat Rusya bir kuşun atmadan Karabağ’a yerleşti. Ve ucu açık bir anlaşmayla. Rus barış gücü şeklinde yerleşti. Kafkaslara yerleşti. Çok önemlidir. Yani bu bölgede var oldu. Buna Batı ses çıkarttı mı? Çıkartmadı. Bakın şimdi yavaş yavaş paylaşılmaya giden bir süreci anlatacağım size. Sonra ise Kazakistan olayı. Kazakistan Almata’da o zamanın devlet başkanı Nazarbayev ve Çin Devlet Başkanı, Almata Üniversitesi’nde Bir Kuşak Bir Yol Projesi’ni açıkladılar Çin’in. Çin’in ticaretini müthiş derecede ivmelendirecek bir proje. Ve bu projenin açıklandığı yer Almata, açıklayan da Nazarbayev ve Şi Cinping’di. Ve projenin en uzun demiryolu ve karayolu bacağı Kazakistan’dan geçiyordu. Peki Kazakistan’da Nazarbayev başka ne yapmıştı? Nazarbayev büyük bir Türk lideridir. Kazakistan ortadan böldüğünüzde Doğu tarafında Türk nüfusu fazladır. Çin’e yakın olan kısmında. Batı tarafında ise Rus nüfus vardır. Almata Doğu tarafındaydı ama Kazakistan’da bu Rusların müdahalesini önlemek için bu Ruslaştırma politikalarını önlemek için aldı ve yeni bir başkent yaptı. Nerede? Batı’da. Astana’da. Ve Türkleri Doğu’dan Batı’ya taşıdı. Nazarbayev bir gün dedi ben ayrılıyorum ve yerime yardımcımı koyuyorum dedi. Nereden çıkmıştı bu? Niye ayrılmak zorunda kaldı? Aslında tahmin edilir ama bilinmez… Kendi irademle demişti. Sonra ne oldu? Aslında Çin’e de tarım arazilerini vermişti Kazakistan. Ruslar da buna çok kızgındılar. Aslında Kazakistan’ı bir Rus toprağı gibi görürler ve Ruslar Kazakistan’a Çin’in girmesine razı olmadılar. Çok büyük rahatsızlık duydular. Bundan tek rahatsızlık duyan Ruslar mı? Tabiatıyla ABD! O zaman bir gün bir zam yapıldı ve ertesi gün Türkiye’nin 6.5 katı büyüklüğündeki bütün coğrafyaya müthiş bir asayişsizlik sardı Kazakistan’da. Her tarafta ayaklanmalar başladı. Enteresandır yani bir günde! Koskoca Kazakistan ordusu, kolluk kuvvetleri bunları bastıramadı. Ve bunun üzerine adı var, kendi olmayan Rusya’nın başını çektiğini KGAÖ bir anda tiyatro sahnesine geldi. Dedi ki ben varım. Tokayev, Nazarbayev’den sonra gelen devlet başkanı, her nasılsa devlet başkanı olmuş Tokayev ne dedi? Ben KGAÖ’yü buraya davet ediyorum, gelsinler, bu huzursuzluğu bastırsınlar, asayişi sağlasınlar dedi. Ve yaklaşık 1000 kişilik. Ağırlıklı Ruslardan oluşan ve Ermeni çapulcuların da olduğu bir asker grubu geldi. İki gün içerisinde asayişi sağladı. Şimdi ne oluyor? Durum o kadar acıdır ki geçen iki hafta önce Putin Tokayev’i Kremlin’e çağırdı ve bir resim verdi. Ve dedi ki artık Kazakistan benim himayem altındadır. Tokayev ile öyle bir resim verdi ve daha bu savaşın hemen başlangıcında Azerbaycan devlet başkanını da çağırdı Putin. İttifak anlaşması imzalayacağız dedi ve Aliyev’le ittifak anlaşması imzaladılar. Batı’nın hiç sesinin çıktığını duydunuz mu? Ne Kazakistan’daki müdahaleye ne de Azerbaycan’la ittifak anlaşması imzalamasına?” değerlendirmesinde bulundu.

 

ABD BAŞKANI BİDEN GÖREVE GELDİĞİNDE NATO’YU GÜÇLENDİRECEĞİZ DEDİ

 

ABD Başkanı Biden’ın göreve gelir gelmez NATO’yu güçlendirme vurgusunu hatırlatan Yaycı, “Şimdi Ukrayna meselesine geliyoruz. Ukrayna meselesinde hemen bir cepheyi değiştirelim. ABD cephesine bakalım, ABD’de biraz geriye saralım işleri… ABD başkanı Biden yönetime gelirken ne demişti? Biz Avrupa’ya geri döneceğiz, NATO’yu güçlendireceğiz ve NATO’nun vazgeçilmez olduğunu göstereceğiz, hem de çok yakın bir zamanda demişti. Şu anda bu Ukrayna savaşı ile bu gerçekleşti mi? Gerçekleşti. Fransa Devlet Başkanı Macron iki sene önce NATO için beyin ölümü gerçekleşti demişti. Şimdi diyebilir mi acaba?” dedi.

 

BU BİR DENGE OYUNU

 

Yaşananların aslında bir denge oyunundan ibaret olduğunu kaydeden Yaycı, “Bakın bu dünya düzeni nasıl kuruldu? 1947’ye gidelim. Bunlar birbirleri ile, bize gösterilen o cambaz oyunu var ya o işte. Sanki bunlar birbirleri ile sürekli didişiyorlar… Bu bir denge oyunu. Power Equilibrium denilir buna uluslararası ilişkilerde. Power Equilibrium’un bir parçasıdır. Yani güç dengesinin bir parçasıdır. Güç dengesi böyle sağlanır, güç dengesi ile de dünya dengesi sağlanır. Ve şu anda beş tane güç varya, dünya beşten büyüktür diyor Sn. Cumhurbaşkanı hakikaten doğru. Çünkü o beşin hegemonyası altındadır. O beşin kurduğu düzenin devam ettirilmesi istenmektedir dünyada. Bakın bu çok önemlidir. O beşli dünyada bir düzen kurmuştur. O düzenin bu beşli üzerinde devamı ön görülür. Bakı 1947’de bu iki kutuplu dünya nasıl kuruldu? İki tane düşman arasında kurulmadı. İki tane müttefik arasında kuruldu. İkinci dünya savaşında SSCB ve ABD müttefikti. Ve Almanya’yı yendiler, masaya oturdular ve dediler ki bir daha bir dünya savaşı olmasın, gel şu dünyayı bir şekilde yönetelim. Nasıl yönetelim? İkiye ayıralım. Bir kutup sen ol, bir kutup da ben olayım. Aynen böyledir bakın hiç abartmıyorum.” ifadelerini kullandı.

 

RUSYA BUNLARIN KABÜLÜNÜ SAĞLAR…

 

Amiral Yaycı kendisinin Ukrayna gitti dediğini hatırlatarak, değerlendirmesini tekrarladı. Yaycı, “Ben Ukrayna gitti dedim. Gitti Ukrayna… Ukrayna artık bundan sonra Rusya’nın müstemlekesi olur en iyi ihtimalle. Yönetim değişir, Zelenski gider, yerine Rus yanlısı bir yönetim gelir. Ve bu arada Donbass bölgesi, Kırım bölgesi, Kharkov bölgesi, Odessa gibi yerler Rusya’nın eline geçer. Rusya bunların kabulünü sağlar. Rus yanlısı yönetimle.” dedi.

 

EĞER NATO ÜYESİ OLSAYDI UKRAYNA BUNLAR OLABİLİR MİYDİ?

 

Yaşananları NATO perspektifinden değerlendiren Yaycı, “Şimdi NATO’dan çıkalım diyenlere şu soruyu sormak lazımdır. Eğer NATO üyesi olsaydı Ukrayna bunlar olabilir miydi? İkinci soru şudur. NATO’nun müdahalesini nasıl bekliyorsunuz ki? NATO, NATO üyesi olmayan bir devlet için savaşa girmez, giremez… Çünkü NATO’nun yükümlülüğü NATO üyelerine aittir. NATO üyelerini kapsar. NATO üyesi değil ki Ukrayna… NATO sınıfta kaldı diyenler NATO’yu tanımayanlardır. Oyun zaten baştan kurulmuş ve herkese yutturulmaya çalışılan konuda budur. Sanki Ukrayna NATO’ya üye olacaktı. Her devlet NATO’ya üye olmak istiyorum diyebilir, müracaat edebilir. Ama mesele bugün AB Türkiye’ye ben seni üye almayacağım demiyor. Ama kapıda süründürüyor. Şimdi NATO’da aynı şekilde bir organizasyon. Ama Putin’de gayet iyi biliyor ki açıkladı zaten… Putin Ukrayna için üye olamazdı ki zaten dedi.” ifadelerini kullandı.

 

HER NE KADAR UKRAYNA NÜKLEER SİLAHLARI BİR ANLAŞMA İLE RUSYA’YA VERMİŞ OLSA DA SOĞUK SAVAŞ SONRASI GERİYE KALAN BU TESİSLERDE ÜRETME KAPASİTESİ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR RUSYA

 

Ukrayna’daki nükleer tesisler çerçevesinde de konuyu irdeleyen Yaycı, “Şimdi bir kere Ukrayna’da Sovyetler zamanından kalmış 5 tane nükleer tesis var. Bu 5 tane nükleer tesis 1 sene içerisinde nükleer silah üretebilecek kapasitede olduğunu iddia ediyor Ruslar. Her ne kadar Ukrayna nükleer silahları bir anlaşma ile Rusya’ya vermiş olsa da Soğuk Savaş sonrası geriye kalan bu tesislerde üretme kapasitesi olduğunu söylüyor Rusya. Ben de katılıyorum. Üretebilir. Çünkü o teknoloji var. Ukrayna’da bu şekilde bilim adamları da var. Diyorlar ki İran’ın 5 seneyi alır üretmesi ama Ukrayna 1 senede üretir. Ve diyorlar ki Ukrayna nükleer silah olduğunda bizim vurulmamız 5 dakika… Diğerinde ise 20 dakika idi. Bizim cevap verme süremiz çok azalıyor diyorlar. Şimdi bunların hepsi tamamen bir mazeret oluşturma. Ortada somut bir şey yok.” dedi.

 

BU NÜKLEER SİLAHLARIN KULLANIMI İKİ KUTUPLU DÜNYANIN KUTUPLARININ PEKİŞTİRİLMESİ AÇISINDAN HEP SÜREKLİ KULLANILDI

 

Nükleer silahların kullanımının iki kutuplu dünya düzeninin pekiştirilmesi açısından bir enstrüman olduğunu vurgulayan Yaycı, “Çok sıkışsa da Putin’in ben nükleer kartı açacağını düşünmüyorum ama taktik nükleer silahlar var. Yani çok kısıtlı alanda kullanılabilecek silahlar var. Şimdi bu silahların kullanımı falan zaman zaman Rusya’da gündeme getirilir. Ama ben bunu kullanacağını düşünmüyorum. Hele hele Ukrayna’ya karşı kullanacağını hiç düşünmüyorum. SALT1 – SALT2 anlaşmaları vardı. İki tarafın, NATO ve Varşova Paktı’nın birbirlerine karşı nükleer silahları sınırlandırması anlaşmaları vardı. Birçok anlaşma yapıldı. Küba’da füze krizi oldu. Türkiye bunun içerisine dahil oldu. Nükleer silahlar hep kriz oldu. Bu nükleer silahların kullanımı iki kutuplu dünyanın kutuplarının pekiştirilmesi açısından hep sürekli kullanıldı. Yeniden kullanılıyor. Biz aslında yeni güç dengesine doğru gidiyoruz. Yeni bir kutup çıkartılıyor. Adına kutup mu dersiniz güç merkezi mi dersiniz şu mu dersiniz bu mu dersiniz… Şimdi bir kere 25 derece doğu boylamı vardır. Girit adasının ortasından geçer ve Baltık’a kadar gider. Öyle gözüküyor ki 25 derece doğu boylamının doğusu yani Ukrayna, Belarus, Rusya ve Orta Asya Türki Cumhuriyetleri, bunların hepsi Rus hegemonyası altına girecek. Rus kutbu, Rus çarlığı, Rus birliği, Slav birliği… Olayı Rus mecrasından izlemek lazım. İşte ben hem Rusya’da çalıştığım için hem Rusya’yı çalıştığım için bunları takip ediyorum sık sık. Olay aslında Primakov Doktrini’nden başlar. Ruslaştırma… Hem Sovyetleri Ruslaştırma hem de Rusları kurucu halk olarak ön plana çıkarma ve bir de pasaportizasyon. 2000 yılında Putin görece gelince bu iyice artmış vaziyette. Ve şunu diyor. Kurucu halk Rus halkıdır. Dili de Rusçadır diyor. Şimdi zannedilir ki Rusya dünyanın en büyük federasyonudur ve herkes her dili konuşabilir orada. Resmi dil Rusçadır. Rusça dışında bir dil konuşulamaz. Ve ortadoksluğu da anayasasına ithal etti. Özellikle Baltık cumhuriyetlerinde, Ukrayna’da, Kırım’da, Türk cumhuriyetlerinde neredeyse herkeste ikinci bir Rus pasaportu var. Rusya’nın şu anki nüfusu 142-145 milyon arasında, 2050 yılında 125 milyona kadar düşeceği hesaplanıyor. Ve şöyle meşru bir hak elde etmeye çalışıyor Rusya. Diyor ki ben pasaportumu taşıyan vatandaşlarımın çoğunlukta olduğu yerlerde onları himaye ederim.” ifadelerini kullandı.

 

DOĞU VE BATI DİYE İKİ UKRAYNA VARDIR

 

Tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki Doğu Berlin – Batı Berlin benzerliği çerçevesinde Doğu ve Batı diye iki Ukrayna olduğunu belirten Yaycı, “Doğu ve Batı diye iki Ukrayna vardır. Batı Ukrayna katoliktir. Doğu’sunda yaşayanlar Ortadokstur ve Rusya’ya yakındır onlar. Onun için net bir şekilde ben NATO’ya girmek istiyorum falan dediklerini söylemek çok iddialı olur. Neden? 2014’e dönelim. Ne oldu 2014 yılında biliyor musunuz? 2014 yılında Ukrayna Cumhurbaşkanı Yanukoviç vardı. Seçimle gelmişti. Yanukoviç işte bu tür zorlamalarla AB ile bir ortaklık anlaşması imzalaması istendi Yanukoviç’den. Adam da dedi ki ben imzalamıyorum. Sonra Avrupa’nın baskısıyla 2014 yılında Yanukoviç Cumhurbaşkanlığından azledildi. Rusların da bu konudaki argümanı şu. Darbe yapıldı. Bu iç dinamikleri iyi değerlendirmek lazım. Bir tarafta Katolikler var bir tarafta ortadokslar var, zaten ortada bir karışıklık var, bu karışıklıktan herkes istifade ediyor. Zaten tam bir kararsızlık var. Batı’ya mı gitsek Doğu’ya mı gitsek kararsızlığı var. Rusların müthiş bir milliyetçilik baskısı var, Rus nüfusu yaşıyor. Ukraynalıların dili Ukraynaca ama Ukraynaca Rusya’nın bir diyalektiğidir. Şimdi mesela Vladimir Putin. Burada ne diyor? Volodimir Zelenski. Fark budur. Yani gittiğiniz zaman Rusça bilen herkes oradaki tabelaları okur, konuşur. Bu bir şive.” değerlendirmesinde bulundu.

 

OLAN UKRAYNA HALKINA OLUYOR

 

Yaşanan tüm bu olumsuz sürecin Ukrayna halkına bir zulüm olduğunu vurgulayan Yaycı, “Olan Ukrayna halkına oluyor. Rusya’nın yaptığı bu şey kabul edilemez. Yani kiminle anlaşırsa anlaşsın. Kiminle ne yaparsa yapsın. Ama işgal edilme, askeri güç kullanma, bir memleketi bombalama, insanlarını/sivilleri öldürmek, göçe zorlamak bunlar kabul edilemez şeyler. Bunlar vahşet. Bu zulmü kabul etmek durumundayız. Ama bu zulmü yapana gözlerini kapayıp da razı olanlar var. Zulmü yapana ses çıkarmayanlar var. Onlara da tepki göstermemiz lazım.” dedi.

 

ZELENSKİ BATI’YA GÜVENEREK KUYUYA İNDİ…

 

Zelenski’nin Batı’ya güvenerek kuyuya indiğini hatırlatan Yaycı, “Zelenski bir komedyen ve bir başbakan rolü oynuyor. Halkta ciddi bir algı operasyonu yapılıyor. Ve Zelenski’nin Türkler aleyhine, Türkler ve Osmanlılarla dalga geçen paradileri var. Onu da halkımız hatırlasın. Zelenski bir anda aday yapılıyor ve de seçiliyor. Orada çok enteresan bir şey var. Seçildikten sonra göreve başladığı an Putin ile görüşme talep ediyor. Bu ilişkileri düzeltelim, masaya oturalım falan diye. Sonra birileri onun kulağını çekiyor. Görüşmeye iki gün kala Zelenski Putin’le görüşme talebini geri çekiyor. Batı… Zelenski Batı’ya güveniyordu… Ve Batı’ya güvenerek kuyuya indi. Onların ipiyle kuyuya indi. Batı ipi de Zelenski’nin üzerine atarak/Ukrayna’nın üzerine atarak çekip gitti. Bunlar kuyuda kaldılar.” ifadelerini kullandı.

 

UKRAYNA BİR YEM GİBİ RUSYA’NIN KUCAĞINA BIRAKILMIŞ

 

Ukrayna’nın bir yem gibi Rusya’nın kucağına bırakıldığını belirten Yaycı, “Eğer burası işgal edilecek diyorsak ve biz gerçekten de bunu destekliyor olmuş olsaydık burayı daha önceden takviye etmez miydik? Ederdik! Etmemiz lazımdı ama edilmemiş. O zaman Ukrayna bir yem gibi Rusya’nın kucağına bırakılmış.” değerlendirmesinde bulundu.

 

RUSYA DAHA FAZLA ÖCÜ GÖRÜNMEMEK VE HALK TARAFINDAN DA REDDEDİLMEMEK İÇİN BEKLİYOR…

 

Rusların beklemesini daha fazla öcü görünmemek ve oradaki halk tarafından da hegemonyasının reddedilmemesi çerçevesinde süreci ağırdan aldığını belirten Yaycı, “Şimdi Rusya burada Ruslar yaşıyor diyor. Ukrayna Rus’tur diyor ve Rusların kendi soyundan olduğunu söylüyor. Ukrayna’yı da başka bir ülke olarak kabul etmiyor. Ve şimdi diyor ki ne halkı düşmanlaştırayım ama ben burayı da işgal edeyim diyor. Onun için kuşatma ile diz çöktürmeye çalışıyor. Görünen o. Dışarıdan da yardım gelmiyor. Rusya daha fazla öcü görünmemek ve halk tarafından da reddedilmemek için bekliyor…” dedi.

 

RUSLARIN TARİHİNDE ARABULUCU YOKTUR

 

Rusların tarih boyunca meselelerine arabulucu katmadığını ve bunun bir Rus diplomasisi tarzı olduğunu vurgulayan Yaycı, “Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti 100 yıllık birikimiyle klasik politikası ile hareket ediyor. Barış, istikrar ve denge politikası ile hareket ediyor. Onun içinde klasik Türk politikasının ilkeleri çerçevesinde hareket ediyor ve ben takdir ediyorum. Yani Ankara’nın dengeleyici, arabulucu bakın Sn. Cumhurbaşkanı kaç kere davet etti, kaç kere ben arabulucu olayım dedi… Ama işte Rusların tarihinde arabulucu yoktur.” ifadelerini kullandı.

 

BİR TANE ABD GEMİSİ YOK…

 

Montrö Montrö diye ortalığı velveleye verenlere de yanıt veren Yaycı, “Bu savaş bugüne kadar bizim üzerimize yapılan Montrö algısının ve kamuoyuna yapılmak istenen Montrö algısının tamamen zıddı olduğunu göstermiştir. Bugüne kadar kamuoyunda Montrö algısı şöyle yapıldı. Batı, ABD, NATO Montrö’yü istemiyor. Montrö’yü delmek istiyor. Ki birçok akademisyen, asker bunu söyledi. Ve dediler ki bir kriz anında, bir çatışma anında delinir ve buraya Amerikan gemileri, NATO gemileri, Batı’nın yağar, yığılır dediler. Ben de hep aksini söyledim. Dedim ki bakın Montrö kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz’e geçişini önler. Ama asıl sebep Rusya’nın Akdeniz’e geçişin önlenmesidir dedim. Asıl sebep budur. Rusya’nın güç aktarımının önlenmesidir. Yani Rusya’nın tek sıcak denizi Karadeniz’dir. Sıcak deniz içinde yüzülebilen deniz değildir Ruslar için. Sıcak deniz donmayan denizdir. Rusya’nın tek donmayan denizi Karadeniz’dir. Ama Montrö nedeniyle Rusya bu sıcak denizinden istediği gibi istifade edemez. Neden? Burada tershaneler kurup uçak gemisi, nükleer denizaltılar yapıp nükleer gemiler yapıp Akdeniz’e, Atlantik’e salamaz. Neden? Çünkü uçak denizi ve denizaltıları Montrö’ye göre geçişi yasak. O zaman sıcak denizinden yeterli derece istifade edemez. Hani kriz anında, çatışma anında Batı buraya Montrö’yü delmek ister, gemi yığar denmişti? Bir tane ABD gemisi yok. Ukrayna işgal ediliyor şu anda! Bir tane NATO gemisi yok! Türkiye, Bulgaristan ve Romanya dışında yani kıyıdaş devletlerin dışında kimsenin gemisi yok. İngiliz gemisi yok. Kanada gemisi yok… Tüm Batı devletleri Montrö için Türkiye’ye teşekkür ediyorlar. Rus gemileri geçmiyor diye. Bütün bu yaygarayı koparanların aslında arkasında ABD’nin olduğunu görüyoruz.” dedi.