ASIMETRIK SAVASA BAKIS: TURKIYE’YE YONELIK TEHDITLER

Sosyal Medyada Paylaş!

Asimetrik savaş kavramının insanlık tarihi boyunca bütün savaşlarda kullanıldığı görülmektedir. Ancak 9/11 saldırıları ve Orta Doğu’daki istikrarsızlığın ortaya çıkmasından ötürü özellikle İsrail- Filistin sorunuyla daha çok kullanılmıştır. Kısaca asimetrik savaş denildiğinde; güçlü bir ordunun daha zayıf rakibi tarafından rastgele/belirsiz yürüttüğü savaş biçimi denebilir.

Bölgede Türkiye’ye karşı artan asimetrik tehditlerin sayısı günden güne artmaktadır. Özellikle Suriye’deki istikrarsızlık ve kaostan dolayı zemin kazanan milislerin sayısı sürekli artış göstermektedir. Bu sebeple asimetrik savaş yürüterek, karşısındaki düzenli orduyu ve kuvvetli yapıyı yıpratmak için bir dizi hamleler yapmaktalardır. Buradan hareketle de asimetrik harekatın esasları şu şekilde sıralanabilir; 

- Nitelik bakımından yani doktrinsel ve teknolojik açıdan gelişmişlik farkının olduğu

- Nicelik açısından eşitsizliğin bulunduğu

- Güçlü olan tarafın yerinin belli olması ve zayıf tarafın da yerinin belli olmamasından dolayı belirli bir cephede mücadele edilemeyecek durumların olduğu

- Mutlak eşitsizliğin bulunduğu(nitelik ve nicelik) ortamda zayıf tarafın adil savaş ya da savaş hukukuna uygun davranış sergilemediği

- Klasik savaş stratejilerinin ve modellerinin kullanılmasından ziyade daha çok “gerilla savaşı”, “terör saldırısı” olarak tanımlanan durumlara asimetrik savaş denir.

Türkiye’ye karşı özellikle PKK ve IŞİD tarafından oluşturulan asitmetrik tehditlerle mücadele etme yöntemi klasik harp koşullarının var olduğu ve hukuksal bir çerçevede yürütlen savaşlardan farklı olmalıdır. Oluşan ortamların ve koşulların süratle değiştiği dünyada, kültürel, sosyal ekonomik, iletişim gibi birçok alandaki yenilikler göz önünde bulundurularak yeni taktikler ve stratejiler oluşturmak büyük önem arz etmektedir. Koşulların çeşitliliği artarken bu bağlamda önlem alacak kuvvetlerin işi aynı oranda zorlaşmaktadır. Çünkü herhangi bir hukuki bağlayıcılığı olmayan örgütlerin gözetecekleri tek unsur terör yaratabilmektir. Zayıf taraf olarak her boşluğu değerlendirmek, bu boşluktan yararlanmak PKK ve IŞİD gibi terör örgütlerinin en önemli özelliğidir.

Terör örgütleri, gelişen medya araçları sayesinde psikolojik açıdan üstünlüğü ele geçirmeyi hedeflediği gözlenmektedir. IŞİD’in öldürülen mali işlerinden sorumlu kişi El-Ravi’nin evinde yapılan aramalarda örgütün bütçesinin 1/3’ünü medyaya ayırdığı tespit edilmiştir. El Hayat Media Center isimli medya organı sayesinde örgütün bütün propaganda videoları, dergileri ve diğer bütün medyası tek elden yönetilmekteydi. Bu sayede küreselleşmeyi bir araç olarak kullanarak bütün dünyadan kendilerine taraflar ve milis toplayabilmekteydi. Diğer taraftan PKK, 2005 yılı KCK sözleşmesinin 14/1-c maddesinde oluşturduğu çatı kurum “Basın Komitesi” şeklini ve yapısını anlatan bir metin yayınladı. Bu vasıtayla tüm dünya ülkelerine sözde “insan hakları” temelinde yayınlar yaparak düşman ilan ettikleri Türkiye hakkında kara propaganda ve provakasyon içerikli haberlerle yıpratmaya çalışmaktadır. Elbette PKK’nın yürüttüğü terör ve tedhiş faaliyetlerinin bütünüyle bölücü bir hareket olduğunu ve PKK’yı terör örgütü olarak tanıyan birçok ülke mevcuttur. Yaptıkları haberlerin ve sürekli tek elden çıktığı açık propagandanın amacının Türkiye’nin bütünselliğini hedef aldığı ve bölücü faaliyet olduğunu anlamışlardır.

Ne Yapılmalı?

Terörle mücadelede güçlü taraf olan Türkiye, tehditleri yok etmek için esnek olmalı, anlık reaksiyon verebilmeli, kısa sürede mobilize olmalı, ve bir adım ötesinde gizli ve illegal olarak yorumlanilecek operasyonlar yürütmelidir. Örneğin, ABD’nin El-Bağdadi’ye düzenlediği operasyon esnasında Suriye hava sahasına girerken Rus kaynaklara verdiği “üst düzey bir El-Kaide militanına operasyon düzenleyeceğiz” hamlesi illegal olarak yorumlanabilir fakat amaca ulaşma açısından kendi içinde tutarlı bir harekettir. Terörle mücadele esnasında çözüme ulaşmak için günümüz şartları da hesaba katılarak bürokratik süreci beklemek, terör örgütlerinin hareket alanı kazanmasına zemin hazırlamaktadır. Tehditin ortaya çıktığı anda yapılacak müdahale ve tehditin önceden tespit edilerek ortaya dahi çıkmasına izin verilmeyecek tarzda önlemler almak, terör örgütlerinin moral olarak çöküşünü ve psikolojik açıdan tamamen üstünlüğü ele geçirmek açısından çok önemlidir.

ABD’nin Afganistan harekatından bir çıkarım ile Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi ve Irak’ın kuzeyine düzenlediği operasyonlarda benzer anlamlardaki eksiklikleri gözlemleyebiliriz. Bölgedeki yerel unsurların operasyonlar ile ilgili karşılaşılan en büyük sorun çeşitliliktendir. Her bölgenin kendine ait yerel unsurları bulunması, birlikte hareket alanını kısıtlayan bir unsur oluyor. Bu durumla ilgili yapılması gereken en önemli hamle, Suriye Milli Ordusu(SMO) ismiyle kurulmuş üst kurumun diğer alt kollarına sözü geçebilirliğini artırmak ve daha fazla düzenli ordu imajı çizmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, SMO içindeki tugaylarda lider kadrosunda yaşanan herhangi bir operasyonda hayatını kaybetmesinin ardından tugayların kendi içlerinde birbirine düştüğü ve daha küçük parçalara bölünerek korunamadığı gözlemleniyor. Bunu da aşmak adına, lider kadroya mutlaka yetişmiş lider kadrolar eklenmelidir. Emir komuta zincirinin TSK’da bozulmadan uygulandığı şekli, komutan emekli olursa ya da görevden uzaklaştırılırsa dahi yerine gelecek personelin temininde yine belirli teammül uygulandığını Türkiye’nin desteklediği gruplara aktarması, işlerin akışında yaşanacak aksilikleri ve riskleri ortadan kaldırma adına önemli bir adım olacaktır.

Bir diğer konu ise, TSK’nın kendi askeri personelini kullanırken sürekli operasyon bölgelerinde görevlendirmesi bıkkınlığa sebep olur. Benzerini ABD ordusu Irak’ta savaşan askerini Afganistan’a göreve göndermesi örneğinde gözlemek mümkündür. Askerlerin psikolojisini ve moralini, sürekli savaş ortamında bulundurarak, sosyal yaşatıdan koparmak olumsuz yönde etkilemesi mümkündür. Operasyon bölgesinde uzun süreli görev yapan askerlerin, üslerde kalması, sosyal yaşantıdan uzak kalması, aileden uzunca yıllar uzak kalması gibi birçok sebepten ötürü, psikolojik olarak yıprandıkları gözlemlenmektedir. Uzayan savaşlarda en büyük sıkıntılardan birisi budur. Bu bağlamda alınacak önlemler iyi değerlendirilmelidir.

Bölgede mücadele içinde olunan örgütleri düzenli ordu, ya da  savaş hukukuna uyacakları şeklinde düşünmek son derece yanlıştır. Hangi yönden, ne şekilde saldıracaklarını tespit etmenin güçlüğünü değerlendirerek konuyu ele almak önemlidir. Ortadaki savaş ile ilgili doktrinin tüm detayları ve yapılması gerekenlerle ilgili hazırlanan notlar, güncel gelişmelerle uyumlu bir biçimde düzenlenmeli ve neticesindeki alınacak tedbirler personele aktarılmalıdır.

Türkiye için önemli olan Haseke-Kamışlı- Rakka ve Tel Rıfat gibi bölgedelerde PKK’nın varlığını devam ettirmesi birinci derece güvenlik problemidir. Türkiye’nin güvenlik açısından endişesi uluslararası toplumda yüksek sesle dile getirilmeli ve kamuoyu yaratılmalıdır. ABD’nin Rusya’nın ya da herhangi başka bir ülkenin PKK’yı desteklemesinin herhangi bir neticeye varmayacağını ve Türkiye açısından kırmızı çizgi olduğunu vurgulayıp, bu konuyla ilgili PKK’yı bölgeden tamamen çıkartmak dışında bir çözüm olmadığını gündeme getirip uluslararası arenada savaşı ve istikrarsız ortamı sonlandırmanın en önemli çaba olması gerektiğine değinmek gerekir.

Ayrıca Türkiye’nin teftişi altındaki SMO güçlerinin kontrolündeki bölgelerde IŞİD varlığına daha fazla dikkat etmek gerekir. Hatırlanacağı üzere Bağdadi ve Adnani, örgütün en üst sözde yönetim kadrosu bu bölgelerde etkisiz hale getirilmiştir. Irak’tan Barişa’ya ve El-Bab’a gelene kadar birkaç farklı kontrolü sorunsu atlatmışlardır. Burada oluşmuş güvenlik boşluğunu iyi değerlendiren IŞİD milislerine daha fazla dikkat etmek gerekir. Türkiye’nin sınır güvenliği kapsamında değerlendirmesi gereken bir diğer önemli konudur.

İdlib, Esad rejimine karşı muhaliflerin kontrolü altında bulunan son yerleşim yeri denebilir. İdlib’in Türkiye açısından taşıdığı önem ise Türkiye’ye doğrudan sınırının olmasından kaynaklanmaktadır. Batısında Hatay, Kuzeyinde Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerden Afrin, doğuda Halep, ve güneyinde de Rusya’ya ait Hımeymim üssünün bulunduğu ve hem rejim, hem de Ruslar tarafından büyük önem arz eden Lazkiye bulunmaktadır. İdlib’e rejim güçleri tarafından planlanan harekat 2018 yılında Putin ve Erdoğan görüşmesinin ardından 20 kilometrelik bir “silahsız alan” ve Türkiye’nin taahhütüyle, terörist grupların ve ılımlı muhaliflerin birbirinden ayrıştırılmasını garanti ederek operasyonu engellemiştir. Bu vasıtayla da Türkiye 12 askeri gözlem noktası oluşturarak sınır güvenliğini sağlamak adına adım atmış oldu. Suriye’nin diğer bölgelerinden çıkarılan cihatçı radikal islamist gruplarının da bölgedeki durumdan faydalanarak İdlib’i kendilerine merkez sağlaması da tarafların hepsi açısından büyük tehlike oluşturmaktadır. İdlib’te konuşlanmış selefi-cihatçı gruplardan bazıları: El-Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi(HTŞ, Heyeti Tahrir El Şam), Suriye Savunma Bakanı Hasan Türkmani’nin de aralarındaki bulunduğu saldırıyı üstlenen grup Ceyş’ül İslam, IŞİD’in lideri konumundaki Bağdadi’nin İdlib kırsalındaki Barişa’daki saklandığı evi sağlayan Hurasseddin örgütü gibi birçok farklı silahlı grubun bulunuyor. ABD Savunma Bakanlığı 2019 Temmuzunda yaptığı bir açıklamada “20-30 bin civarında terörist” olduğundan bahsetti. ABD’nin Orta Doğu sorumlusu Dışişleri Bakan Yrd. Michael Mulroy ise “dünyadaki el-kaide mensuplarının buluşma merkezi” şeklinde duyurdu. Ayrıca, Rusya’nın da El-Kaide ile bağlantısı bulunan 25 bin dolaylarında teröristin İdlib’te bulunduğunu aktardı.

Kaynak: Jane’s Conflict Monitor, Eylül 2021

İdlib’in savaşın 10. Yılında bu kadar önem kazanmasının sebeplerinden birisi nüfusu. Normal şartlar altında nüfusu 1.5-2 milyon civarında olan kentin bugün diğer şehirlerden çıkartılmış muhaliflerin de buraya gelmesinden dolayı 4 milyonu geçmiştir. Esasen diğer bölgelerden Suriye içi göçün buraya yoğunlaşmasının sebebi, Astana görüşmelerinden sonra çatışmasızlık bölgesi ilan edilmiş yerlerden İdlib’in rejim güçlerinden münezzeh kalmış olmasındandır. Son günlerde artan Rusya ve Suriye hava saldırıları, kentte rejimin bölgede tekrardan güç kazanabileceği yönünde. Bu gelişmenin Türkiye açısından önemi hiç şüphesiz sınır güvenliği ile ilgilidir. Türkiye’nin Hatay ile sınırı bulunan İdlib’te yaşayan ve Türkiye’nin de terör örgütü listesinde bulunan birçok silahlı selefi-cihatçı grubun Türkiye sınırına dayanması tehlikesidir. Bu “tekfirci cihatçıların” Türkiye’ye geçmeleri halinde önceden Türkiye’yi ve Türkleri “kafir ve dinden çıkarılmış” ilan etmeleri nedeniyle toplum üzerinde oluşturabilecekleri olası tedhiş faaliyetleri Türkiye’ye karşı büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Ayrıca İdlib’in rejim lehine düşmesi, kentte yaşayanların tamamının “muhalif” olarak nitelendirilmesinden dolayı rejimin İdlib halkı üzerinde oluşturacağı olası baskıyı göz önünde bulundurarak yapacağı milyonlarca insanın oluşturacağı bu göç dalgasının Türkiye’yi olumsuz etkileyeceği söylenebilir. Halihazırda Türkiye sınırına yakın çadırkentte 1 milyon kişinin yaşadığını göz önünde bulundurmak gerekir.

Eylül 2021 itibariyle İdlib’in güneyinde şiddetli silahlı gruplarla rejim güçleri arasında çatışmalar mevcut. Kafrdin, Dera, Sarakib, Cebeli Zaviye, Fatira gibi bölgelerden ilerlemesini sürdürüyor. Olası bir İdlib merkezine rejim harekatının ardından şehirden çıkartılan silahlı örgütlerin kaçması muhtemel iki yer bulunmaktadır. Birincisi Türkiye sınırı, ikincisi Afrin. İdlib’teki rejim müdahelesinin ardından Türkiye sınırına doğru gelip oluşacak göçmen krizinin yanı sıra, bu silahlı örgütlerin Türkiye tarafından tehdit olarak algılanacağı doğrultusunda kaçabilecekleri muhtemel ikinci bölge Afrin’e gitmeleri, bu kez de Afrin üzerinden oluşacak yeni bir göç dalgasına da doğal zemin oluşturmuş olur. Bu yüzden Türkiye için olmazsa olmazlardan birisi İdlib’in halihazırdaki statüsünün bozulmamasıdır. Astana görüşmeleri ve Soçi Mutabakatına göre, bölgedeki silahlı terörist muhaliflerin temizlenmesini sağlayarak, bütün bu göç hareketlerini ve silahlı radikal terör örgütlerini yok etmek Türkiye açısından önem arz etmektedir.

Kaynak: https://syria.liveuamap.com/ Eylül,2021

İdlib ve çevresinde yapılan Rusya destekli rejim saldırıları ve şehri çevreleyerek kent merkezindeki kontrolü ele geçirmek adına yapılan bu saldırılar, Soçi Mutabakatına uyulmadığının göstergesidir. Bölgedeki hareketlilikleri göz önünde  bulundurarak Türkiye’nin İdlib konusundaki rejim tarafının hareketlerini önceden hesaba katarak tek taraflı dayatmacılığa gelmesini engellemesi gerekir. İdlib’te olası bir rejim kontrolünün sağlanmasının Türkiye’ye yaratacağı maliyeti iyi hesap etmek gerekir. Ateşkesin ihlal edilmesi karşın, Türkiye’nin bu konuya ilişkin ivediyle cevap verebilecek pozisyonu olmak zorundadır. Aksi takdirde İdlib’te doğacak yeni bir insanlık dramı ve ardından Türkiye’ye doğru oluşacak milyonlarca insanın yeni göç dalgası Türkiye’nin bölgedeki bütün planlarını alt üst eder. İdlib harekatı Türkiye tarafından sürekli masada bulundurulması, planı ve projesinin olası senaryolar üzerinden, oluşan yeni şartları da göz önünde bulundurarak sürekli yenilenerek tekrar masa bulundurulan bir plan olmalıdır.

TÜRK DEGS ARAŞTIRMACISI

DURSUN MERT TUPUZ