CİHAT YAYCI; “TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ VE TÜRK MİLLETİ CİHANŞÜMUL OLMALIDIR.”

Sosyal Medyada Paylaş!

TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı, haberiniz.com.tr haber portalına özel olarak Sn. Zeynep Samur ile gündeme ilişkin oldukça önemli konulara değindiği bir röportaj gerçekleştirdi. Yaycı, “Türk Devleti kendi kabuğuna sıkışacak bir devlet ya da millet değildir! Onun için her yerde bulunması gereken bir devlet, bir millettir. Bunlar tabii devletin ali menfaatleri, milletin menfaatleri çerçevesinde hesaplanmalı ve ona göre hareket edilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti cihanşümul olmalıdır.” ifadelerini kullanarak Türkiye’nin dış politikasına yönelik bir stratejik çerçeve çizdi.

EKMEDİĞİNİZ TARLA, KULLANMADIĞINIZ TOPRAK SİZİN DEĞİLDİR!

 

Sismik araştırma ve sondaj gemilerinin Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan Doktrini’nin öngördüğü alandan çekilmesini değerlendiren Yaycı, “22 Aralık 2020’den itibaren Doğu Akdeniz’de ön gördüğümüz alandaki faaliyetler yapılmıyor. Bunda tabii devlet, diplomatik açıdan el güçlendiriyor olabilir. Yunanistan’la birtakım müzakereler yapılıyor. AB ve ABD baskısı var. Ekmediğiniz tarla, kullanmadığınız toprak sizin değildir. Onun içinde özellikle kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgede o hakları kullanırsanız sizin olduğunu gösterirsiniz. İşte gemilerimizin Karadeniz’e çekilmesi. Bir tek sismik araştırma gemimiz Oruç Reis kaldı. O gemide kendi karasularımız içerisinde faaliyet gösteriyor. Çok acıdır ve bunun içinde navtex yayınlanmıştır. Faaliyet gösterilmiyor olmasını büyük bir endişe ve üzüntü ile karşılıyorum. Yunanistan’la müzakere ediliyor diye bu gemiler sahadan çekilmişse ve Yunan-Rum ikilisinin bize reva gördüğü alanı gösterir harita olan Seville’ye göre çekilmişse bu çok ciddi bir talihsizlik, çok ciddi bir üzüntü kaynağıdır.” ifadelerini kullandı.

 

YUNANİSTAN’IN DOĞU AKDENİZ’DE KIYISI DA HAKKI DA YOKTUR!

 

Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın Türkiye’nin muhatabı olmadığını ifade eden ve defaatle Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de kıyısının da hakkının da olmadığını ifade eden Yaycı, Yunanistan’ın bir adalar ülkesi, bir arşipal devleti olmadığının da altını çizdi.

 

Yaycı; “Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Türkiye’nin muhatabı değildir. Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın kıyısı yoktur çünkü Yunanistan bir adalar ülkesi, bir arşipal devleti değildir. Anakarasına göre deniz yetki alanı ölçümü yapılması gerekir. Bu yüzden Yunanistan’ın muhatap alınması, Yunanistan’la müzakare yürütüyoruz diye Doğu Akdeniz’den gemilerimizin çekilmesi doğru ise çok yanlış ve üzücüdür.”

 

AMAÇ TÜRKİYE’NİN BÜYÜK DEVLET OLMASINI ENGELLEMEKTİR

 

Doğu Akdeniz’de en az 500 yıllık Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek gaz hidrat yatakları bulunduğu ve bu alanların Mavi Vatan Doktrini kapsamında Türk deniz yetki alanları içerisinde bulunduğunu ifade eden Yaycı, sismik araştırma ve sondaj gemilerini geri çekerek Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne sıkıştıranlara büyük tepki gösterdi. Yaycı, “Ben burada bir şey bulamadım ve o yüzden gemileri çektim diyen bir yetkili varsa, bu kesinlikle doğru değil. Bir kere Türkiye’nin en az 500 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayacak gaz hidrat yatakları bu bölgede var. Enerji sorununu çözmüş bir Türkiye, büyük bir Türkiye olacaktır. Güçlü bir devlet olacaktır. Bu enerji sorunu çözmenin önüne geçmek isteyen elbette yanımızda dost görünümlü hasım olan Yunanistan vardır. Yunanistan’ın arkasında da tarih boyunca onu piyon olarak kullanmış birtakım devletler var. Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne karşı Fransa, İngiltere ve Rusya tarafından kurulmuş bir devlettir. Bugün Yunanistan yine arkasına bu devletleri almıştır ya da daha doğrusu bu devletler de aslında Yunanistan’ı öne sürmektedir. Amaç Türkiye’nin büyük devlet olmasını engellemektir.” dedi.

 

CİHAT YAYCI SKANDAL NAVTEX İLANINI DEĞERLENDİRDİ. YAYCI, “BU NAVTEX’İ YAYINLATANLARIN NEYE HİZMET ETTİKLERİNİ ANLAMIŞ DEĞİLİM!”

 

Yunan ve Rum ikilisinin Türkiye’ye reva gördüğü alanda yani Seville haritası ile birebir örtüşen BİLİM II gemisinin skandal navtex ilanına da değinen Yaycı, bu navtex’in korkunç bir hata olduğunu belirtti. Yaycı, “Bu navtex korkunç bir hatadır. Bu resmen ‘ben boyun eğdim ve boyun eğdiğimin göstergesi olarak da size bir navtex yayınlıyorum. Bakın bu gemi Seville haritasında belirtilen alanda kalacaktır. Hem körfezde hem karasularında’ Yani akıllara ziyan bir uygulama yapılmıştır. Hiç yayınlamasaydık biz bunu çok daha iyiydi. Bazı şeyleri yapmamak, bazı şeyleri yapmaktan çok daha iyidir. Böyle bir öngörüsüz harekette bulunan, böyle bir öngörüsüz yaklaşımla navtex yayınlattıran, navtex yayınlanmasını isteyen, gemiyi buraya çekenler, çektikten sonra bu navtex’i yayınlayanlar… Bunların ben neye hizmet ettiklerini anlamış değilim!” değerlendirmesinde bulundu.

 

 

BİR KERE GERİ ÇEKİLDİNİZ Mİ BİR DAHA İLERİYE ÇIKMANIZ ÇOK ZORDUR

 

Yunanistan’ın ve Yunanistan’ın arkasındaki devletlerin nihai amacının Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den men etmek olduğunu ve bu hedefleri çerçevesinde Nautical Geo araştırma gemisini kullanarak saldırgan bir tutum sergileyen stratejilerine değinen Yaycı, “Yunan basınında ‘Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den men ettik’ sözü Aralık 2020’den beri devamlı yazılıyor. Ben de buna çok üzülüyorum. Bir kere siz geri çekildiniz mi bir daha ileriye çıkmanız o kadar zor ki… Türkiye gemilerini hiç çekmeseydi, bu gemiler faaliyetlerine devam etseydi daha kolaydı her şey. Hiç kimse kendini kandırmasın. ‘Ben gemileri şimdi de çıkartırım!’ demesin. O zaman çıkart. Neden çıkartmıyorsun? Yunanistan sana Nautical Geo gemisi ile saldırganlık yapıyor, senin haklarını ihlal etmeye kalkıyor, sonra o gemi kalkıyor belki de 1 hafta boyunca senin alanından geçerek, münhasır ekonomik bölgenden, kıta sahanlığından geçerek Kıbrıs’a geçiyor. Oradan da girmeye çalışıyor. Sen buna askeri gemilerle cevap veriyorsun. Sismik araştırma gemileri ve sondaj gemileriyle değil. Bu şu demektir. Politik diplomasi çökmüş, iş savunma diplomasisine kalmış demektir. O nedenle Milli Savunma Bakanlığı son hat olarak görevini yapmaktadır. Onun için bugün diplomatların çıkıp, MSB’nin yaptığı faaliyetleri sanki politik diplomatik faaliyetmiş gibi göstermesi yanlıştır.” dedi.

 

POLİTİK DİPLOMASİMİZ BAŞARISIZLIĞA UĞRAMIŞTIR

 

Politik diplomasiyi çok sert bir şekilde eleştiren ve son hat olarak MSB’nin görevini yaparak bu boşluğu doldurduğunu ifade eden Yaycı, diplomasinin İngiliz Doktrini’ne göre iki aşamada gerçekleştiğini, birincisinin politik diplomasi ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından yapıldığını, ikincisinin ise savunma diplomasisi olduğunu ve Savunma Bakanlıkları tarafından yapıldığını belirtti. Yaycı, “Savunma Bakanlığı tarafından yapılan diplomasi aslında politik diplomasinin işlemediği durumlarda olur ya da birlikte kullanılır. Ama şimdi böyle bir durum yok. Şu anda politik diplomasimiz başarısızlığa uğramıştır. Savunma diplomasisi ile karşı koymaya çalışıyoruz. Onun içinde ‘Mavi Vatan askerileştiriliyor’ diyenlerin eline bile bile koz veriliyor. Neden? Çünkü politik olarak ne münhasır ekonomik bölge ilan ediyorsunuz ne hukuki vasıtaları kullanıyorsunuz ne Yunanistan’ı politik yönden sıkıştırabiliyorsunuz ne de başka bir şey yapabiliyorsunuz. En sonunda da o askeri gemilerle araştırma gemilerini kovmak durumunda kalıyorsunuz. Bunu da politik diplomasi başarısı olarak kimse göstermesin! Başarısızlıktır bu. Çok ciddi bir başarısızlıktır.” ifadelerini kullandı.

 

 

MAVİ VATAN MİLLİ BİR MESELEDİR

 

Mavi Vatanı iç siyaset malzemesi haline getirmeye çalışanları da unutmayan Yaycı, Mavi Vatan’ın bir iktidar ya da muhalefet meselesi olmadığını, Mavi Vatan’ın milli bir mesele olduğunu vurguladı. Bu milli meseleye tüm Türk halkının sahip çıkması gerektiğini belirten Yaycı, “Milli meselelerde dış politikada milli hedefler vardır. Yani bu meseleler iç siyasete alet edilmez. Bu milli hedeflere her görüşten parti iktidara geldiğinde nasıl yürüneceği konusunda farklı yöntemler uygular. Çünkü aslolan milli hedetir ve değilmez. Milli hedefe ulaşmada sadece yöntemler değişebilir siyasi görüşlerde. O nedenle ben iktidarında muhalefetinde birlikte hareket etmesi gerektiğini, bu konuya sahip çıkması gerektiğini söylüyorum.”

 

BEN SADECE BİR VATANPERVERİM

 

Bazı siyasilerin Türk deniz yetki alanlarını tartışma konusu haline getirdiğini ifade eden Yaycı, “Bu olacak iş değildir! Biz tebaamız olan Yunanistan’ın devlet tutumundan ders almalıyız. Diyorlar ki ‘bizden öncekiler de biz de bizden sonrakiler de bu konuları tartışmazlar.’ Türkiye Yunanistan kadar ciddi bir devlet değil midir? Bizim siyasetçilerimiz niye bu tarz meseleleri iç siyaset malzemesi yapıyorlar? Bu deniz yetki alanları konusunda herkesin dik durması, sırt sırta, omuz omuza mücadele etmesi lazımdır. Eğer bir geri çekilme varsa, geri çekileni de eleştirmek lazımdır. Ben doğruya doğru, yanlışa yanlış derim. Sn. Cumhurbaşkanı’nın Libya anlaşmasının imzalanması konusundaki emeğini, gayretini, kararlılığını, iradesini takdir ediyorum. O zaman yandaş diyorlar. Şimdi bunları söylüyorum, o zaman da muhalif diyorlar. Ben ne yandaşım ne muhalifim. Ben sadece bir vatanperverim.”

 

DENİZDE BİR TOPRAKTIR

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olası bir savaş durumunda nasıl karasından çekilmeyecekse denizlerinden de çekilmemesi gerektiğini ifade eden Yaycı, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi kara ülkesinde savaş çıkmasın diye kara ülkesinden çekilir mi? Yani savaş çıkmasın, Ermenistan’ın Ağrı’da gözü var, ben ağrıdan çekiliyorum diyebilir mi? Yunanistan’ın İzmir’de gözü var, İzmir’i istiyor, savaş çıkar, savaş çıkarsa ben İzmir’den çekileyim diyebilir mi? Diyemez! İşte bu felsefeyi, bu mantığı denizler için de oluşturmak lazımdır. Denizden de çekilmemek lazımdır! Savaş çıkarsa çıksın. Sen toprağını verir misin? Denizde bir toprak. Altı toprak zaten.” ifadelerini kullandı.

 

ÖMER ÇELİK’İN AÇIKLAMALARINI TAKDİR EDİYORUM

 

İktidar partisinin sözcüsü Ömer Çelik’in “Mavi Vatan ana vatanın ayrılmaz bir parçasıdır.” İfadelerine değinen Yaycı, “Çok güzel bir söz. Bunu takdir ediyorum.” ifadelerini kullandı. Bu ifadelerin lafta kalmaması gerektiğinin altını özellikle çizen Yaycı, “Ama bu sözler lafta kalmasın. Sismik araştırma ve sondaj gemilerimiz çıksın. Oraları, o tarlayı eksin ve toprağı kullansın, denizi kullansın. Eğer o tarla ekilmez, toprak kullanılmaz, su üzerinde yüzülmez, sismik araştırma ve sondaj gemileri gitmez ise orası bizim kıta sahanlığımız, münhasır ekonomik bölgemiz olmaz.” dedi.

 

 

ATATÜRK OLSAYDI YUNANİSTAN’DAN MEDET UMAR MIYDI?

 

Sismik araştırma ve sondaj gemilerimizin geri çekilmesi ile bütün emeklerin heba olduğuna değinen Yaycı, “Bir şeyin daha altını çizmek lazımdır. ‘Efendim bizim savaş gemilerimiz orada.’ diyenler var. Bunlar hiç kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge haklarımız olduğunu göstermez. Savaş gemileri karasularının ötesinde her yerde faaliyet gösterebilir. Bugün Çin’in gemisi gelse, bizim karasularımızın hemen dışında faaliyet gösterse o zaman biz diyecek miyiz ki ‘O zaman burası Çin’in münhasır ekonomik bölgesi’dir’ Hayır, alakası bile yok. Çin’in sismik araştırma gemisi, sondaj gemisi ya da balıkçı gemileri gelirse, oralarda avlanır, sondaj yapar, araştırma yaparlarsa işte o zaman orası Çin’in münhasır ekonomik bölgesi olur. ‘Efendim Yunanlı da girmiyor’ diyorlar. Ya bırakın bunları. Yunanlının girmemesi önemli değil. Sen kullanabiliyor musun? Onu söyleyin bana. Sen Seville haritasındaki Antalya Körfezi’nin içerisine çekilince biz ne hale düştük? İskambil kağıtları ile dizilmiş bütün emekler bir anda çöp oluyor. Peki biz çekildik. Ne kazandık bundan? Yunanistan kim ki ondan medet umuyoruz biz? Atatürk olsaydı medet umar mıydı?”

 

HARİTAYA DOĞRU BAKAMAYAN BÜROKRATLAR YÜZÜNDEN TÜRKİYE 20 YIL KAYBETTİ

 

Pro-aktif stratejinin Libya Anlaşması ile olduğu ve Libya anlaşmasına kadar Türkiye re-aktif bir çerçevede kaldığını ifade eden Yaycı, “Sn. Cumhurbaşkanı’nın iradesiyle yapılan Libya anlaşması ile pro aktif olan Türkiye, aradan 1 yıl geçtikten sonra tekrar kendi kabuğuna çekilerek re-aktif oldu. Haritaya doğru bakamayan bürokratlar, diplomatlar ve akademisyenler yüzünden Türkiye 20 yıl kaybetti. Sadece Mısır’la karşılıklı kıyımız var diyerek saçma sapan koordinatlar verenlerle; Libya, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan’la karşılıklı kıyılarımız olduğunu görmeyenler nedeniyle Türkiye büyük problemlere gark oldu.”

 

 

TÜRKİYE GKRY’DEN ÖNCE İSRAİL’E ANLAŞMA TEKLİF ETMİŞ OLSAYDI DOĞU AKDENİZ’DE ŞU AN PROBLEM OLMAZDI

 

Türkiye ve İsrail’in karşılıklı kıyıları olduğuna ve GKRY’nin İsrail’i kandırdığına değinen Yaycı, “Türkiye eğer İsrail’e Yunanistan’dan ve GKRY’den önce anlaşma teklif etmiş olsaydı, gelin sizinle anlaşma yapalım deseydi İsrail bizimle anlaşma yapmaz mıydı? Yapardı. Çünkü şu andakine göre iki katı deniz alanı kazanacaktı. İsrail’i Rumlar kandırdı, bizimkilerde zaten bu işleri hiç bilmedikleri için, bu teklifi götürmedikleri için bütün her şey bozuldu. Eğer biz 2010’dan yani GKRY’den önce İsrail’e bu anlaşmayı götürmüş olsaydık ve anlaşma imzalanmış olsaydı bugün Doğu Akdeniz problemimiz olmazdı. Onun için bizim yetişmiş ne deniz hukukçumuz ne haritacımız ne de deniz siyasetçimiz var. Bizim bu üçünü bir arada bulunduran diplomatlara, akademisyenlere ihtiyacımız var.”

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ VE TÜRK MİLLETİ CİHANŞÜMUL OLMALIDIR.

 

Libya-Türkiye MEB anlaşması ve Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığına ilişkin ise Yaycı, “Libya-Türkiye deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması oy birliği ile geçmiştir. Bu milli bir anlaşmadır. Onun için Libya anlaşmasının kadük edilmesine neden olabilecek herhangi bir pasiflik ya da aksine bir davranış bence iktidar ve muhalefetin birlikte tepki koyması gereken bir durumdur. Libya ile imzalanan askeri iş birliği anlaşması çok önemli bir konudur. Libya’da bugün huzur varsa, kadınların namusu korunuyorsa, şerefi korunuyorsa, insanların can güvenliği varsa, Libya’da siviller bombalanmıyorsa/ölmüyorsa bunda Türkiye’nin çok büyük bir hakkı vardır. O nedenle Libya da Azerbaycan da Suriye de ve dünyanın neresinde olursa olsun Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını her bakımdan desteklerim. Türk Devleti kendi kabuğuna sıkışacak bir devlet ya da millet değildir! Onun için her yerde bulunması gereken bir devlettir, bir millettir. Bunlar tabii devletin ali menfaatleri, milletin menfaatleri çerçevesinde hesaplanmalı ve ona göre hareket edilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti cihanşümul olmalıdır. Libya Türkiye’nin denizden komşusudur. Denizden komşu olmakla karadan komşu olmak arasında hiçbir fark yoktur.” dedi.