ENERJİ SORUNUNU ÇÖZEMEYEN BİR TÜRKİYE İSTİYORLAR!

Sosyal Medyada Paylaş!

TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı 13 Ekim 2021 tarihinde Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler öğrencileri ile “Denizlerin Önemi ve Türkiye” konulu bir konferans gerçekleştirdi. Denizlerinin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirten Yaycı, petrolün %30’undan fazlasının doğalgazın ise %50’sinden fazlasının denizlerden çıktığını belirtti. Dünyanın en zengin gaz hidrat yataklarından birine Türkiye’nin sahip olduğunu da ifade eden Yaycı, Karadeniz’deki gaz hidrat yataklarının 272 yıl, Doğu Akdeniz’deki gaz hidrat yataklarının ise Türkiye’nin en az 500 yıl doğalgaz ihtiyacını karşılayabileceğini belirtti. Enerji sorununu çözmüş bir Türkiye'nin birçok küresel aktörün işine gelmediğinin de özellikle altını çizen Yaycı, enerji sorununu çözemeyen bir Türkiye istendiğini belirtti.

DENİZLERİN ÖNEMİ HERGEÇEN GÜN DAHA DA ARTIYOR

Denizlerin tarih boyunca insanlık ve Türkler için önemine değinen Yaycı, "Denizler tarih boyunca hem insanlık içinde hem de Türkler için çok önemli olmuştur. Dünya nüfusunun yaklaşık %80’ine yakını da kıyı bölgelerinde yaşamaktadır. Bununle birlikte dünya başkentlerinin ve güç merkezlerinin de %75’e yakını yine kıyı bölgelerinde bulunmaktadır. Dünyada şu an dolaşan malların %85’i deniz yoluyla taşınıyor. Petrolün %30’undan fazlası, doğalgazın %50’sinden fazlası denizlerden çıkartılıyor ve her geçen gün bu oran denizlerin lehine artıyor. Dünyada geçimini balıkçılıkla sağlayan yaklaşık 500 milyon kişi var. Yani her 13 kişiden 1 balıkçılıktan istifade ederek yaşamını devame ettiriyor. Bununla birlikte gittikçe denizlerin stratejik ve jeopolitik önemi de artıyor. Deniz ticaret yollarının kontrolü, limanların yapımı, turizm, gıda sektörü, kıtlık ve kuraklık nedeniyle deniz ürünlerine daha fazla önem verilmesi gibi nedenlerle denizlerin önemi gittikçe artıyor. Biz denizleri refah ve zenginlik kaynağı olarak görmekteyiz. O nedenle bizim mutlaka denizlere çok ciddi bir şekilde önem vermemiz lazımdır." ifadelerini kullandı. 

Arktik bölgesine de değinen Yaycı, "Arktik bölgesinde yani buzulların erimesi neticesinde kuzey kutbunda dünya hidrokarbonlarının %30’unun bulunduğu söyleniliyor ve oralar aslında hiç kimsenin olmayan yani aslında herkesin olan yerler. Türkiye’nin de buralarda çok ciddi şekilde faaliyet göstermesi lazım. Arktik bölgesindeki anlaşmalara dahil olması lazım." dedi.

DÜNYANIN EN ZENGİN GAZ HİDRAT YATAKLARINDAN BİRİNE TÜRKİYE SAHİP

Petrolün %30'undan fazlası doğalgazın ise %50'sinden fazlasının denizlerden çıktığını ifade eden Yaycı, "Petrolün %30’undan fazlası, doğalgazın da %50’sinden fazlası denizlerden çıkınca ve karadaki kaynaklar tükenince herkes denizlere yönelmiş durumda. Petrol ve doğalgaz fiyatları da eskisi gibi değil artık. Eskiden 7 dolar ila 10 dolar civarlarındaydı. Şimdi varil başına 50 dolara düştüğünde çok düştüğü söyleniyor. O nedenle denizlerden petrol ve doğalgaz çıkarmak ekonomiktir. Eskiden ekonomik değildi." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin sahip olduğu gaz hidrat yataklarındaki zenginliğe de değinen Yaycı, "Gaz hidratlar karadaki kaya gazının denizdeki versiyonudur. Basınç ve ısı farkı nedeniyle, soğukluk nedeniyle taşlaşmış hidrokarbonlar. Bunların varlığı doğalgazın varlığına işaret ediyor. Ama asıl kaynak bu gaz hidratın kendisi. 1 birim gaz hidrat çözeltildiği zaman 164 birim doğalgazı oluşturuyor. Bunu şu anda ABD, Japonya, Rusya ve kısmen de Çin yapıyor. Ama şunu ifade etmemiz gerekir ki dünyanın en zengin gaz hidrat yataklarından birine Türkiye sahip. Karadeniz kıyısında ve Doğu Akdeniz kıyısında. Karadeniz kıyısındaki gaz hidratlar Türkiye’nin 272 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabiliyor. Doğu Akdeniz’de ise Karadeniz’in en az iki katı gaz hidrat yatakları var." dedi.

BÜYÜK DEVLET OLABİLMEK İÇİN BİR GEREK İKİ YETER ŞART

Büyük devlet olabilmek için bir gerek iki yeter şarta gerek olduğunu ve Türkiye'nin enerji sorununu halletmemesi için elinden denizlerinin alınılmaya çalışıldığı ifade eden Yaycı, "Bir devletin büyük devlet olabilmesi için bir gerek şarta iki de yeter şarta gerek vardır. Gerek şart şu. İç huzurunu temin etmiş olacak o devlet. Türkiye iç huzurunu zaten temin etmiş vaziyette. Devletin kanunları her yerde işliyor, devletin her yerde etkisi var, devletimiz memleketimizde iç huzurumuzu temin etmiş vaziyette. Bir de iki yeter şart var. Birinci yeter şart enerji sorununu çözebilmek. Enerji sorununu çözmüş devletler ancak büyük devlet olabilirler. Bizim de enerji sorununu çözebileceğimiz tek alternatif var, dışa bağımlı olmayacak şekilde. O da denizler. Bizim enerji kaynaklarımız, petrol ve doğalgaz denizlerde. Denizlere ne kadar sahip olursak büyük devlet olma idealimizde o kadar hayata geçer ve gelecek nesillere müreffeh bir Türkiye bırakırız. İkinci yeter şart ise nükleer teknolojiye sahip olmak. Barışçıl amaçlarla. Nükleer teknolojiye sahip olmayan devletlerin büyük devlet olabilmesinin imkânı yoktur. Bu demek değildir ki nükleer silaha sahip olalım. Hayır. Nükleer teknolojiye sahip olalım. Türkiye enerji sorununu halledemesin diye elinden denizleri alınmak istenmektedir. Enerji sorununu neden halledemesin? Büyük devlet olamasın diye. Bugün Akkuyu Enerji Santraline neden karşı çıkılıyor? Bunu sorgulamak lazım." ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE ÇİN’İN ÖNÜNDE RAKİP OLABİLECEK DEVLETLERDEN BİR TANESİDİR

Bir yol bir kuşak projesini değerlendiren ve Türkiye'nin Çin'e rakip olabilecek devletlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Yaycı, "Bir kuşak bir yol projesi Türkiye için faydalı mıdır? Bir kere enerjiye çok büyük ihtiyaç olacağı kesin. Çünkü bu proje hayata geçtiğinde Çin’in imalat kapasitesi arttırılmak durumunda kalınacak, bu nedenle Çin’in büyük bir enerji kaynağına ihtiyacı olacak. Bu imalat kapasitesine erişmesini engellemek için de birtakım devletler Çin’i engellemeye çalışacaklar. Bu da bugün Pasifik’te gördüğümüz Çin ve diğerleri arasın bir rekabete neden olacak. Bugün Çin Güney Denizi’nde neden spratly adalarına sahip olmak istiyor? Kendisinden 1000 deniz mili ötedeki adaların kendi kıta sahanlığında olduğunu söyleyebilecek kadar enteresan, hukuksuzca bir davranış içerisinde Çin. Sebebi şu. Oralarda çok ciddi hidrokarbon yatakları olduğunu düşünüyor Çin. Ki Çin gibi bir devlet düşünüyorsa mutlaka vardır. O yüzden oralara sahip olma peşinde." değerlendirmesinde bulundu.

Çin'in Doğu Akdeniz'i limanlar üzerinden stratejik olarak çevrelemesine de değinen Yaycı, "İsrail’in Aşdod Limanı’nı, Yunanistan’ın Pire Limanı’nı satın alan bir Çin’den bahsediyoruz. Bu limanlara erişim Çin için önemli. Çünkü Çin mallarını buralardan dağıtacak. Nerelere? Akdeniz havzasına ve Afrika’ya. Peki Türkiye Bir Kuşak Bir Yol projesinin içerisinde yer aldığında ve desteklediğinde ne olur? Biz bir kere şöyleyiz. İmalatın maliyeti açısından ve imal edilen ürünün kalitesi açısından baktığımızda Çin’le rekabet edebilecek potansiyel devletlerden bir tanesiyiz. Aslında Çin’in önünde rakip olabilecek devletlerden bir tanesiyiz bu pazarlarda. Ama biz bu projeyi destekleyerek kendi imalat sanayiimizi kendi rekabet gücümüzü acaba engeller miyiz? Çin mallarını satarken acaba bizim mallarımız satılamaz mı? Bir kuşak bir yol projesinin geçtiği yerlere Çin yatırım yapacak söylemi bir kandırmaca mıdır aslında? Bunlara iyi bakmak, bunları iyi değerlendirmek lazımdır. Türk Cumhuriyetleri açısından bakıldığında yani Türk Birliği için, Bir kuşak bir yol projesinin bu birliği engellenebileceğini düşünebilir miyiz? Bunların hepsini çok iyi hesaplamak gerekir." dedi.

DÜNYADA UYGULANAN YÖNTEM ŞUDUR: ÖNCE MEB İLAN EDİLİR, SONRA DA KIYIDAŞ DEVLETLERLE ANLAŞMA YAPILIR

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması çerçevesinde dünyada uygulanan yöntemin önce MEB ilanı ardından ise kıyıdaş devletlerle anlaşmalar yoluyla gerçekleştirildiğini ifade eden Yaycı, "Türkiye 1986 yılında Karadeniz’de MEB ilan etmiştir. Hem de soğuk savaş döneminde. Bir NATO üyesi devlet olarak. NATO üyesi olarak SSCB’nin bulunduğu denizde ilan etmiştir bu MEB’i. Soğuk savaş bitmiş, demir perde yıkılmış, SSCB dağalmış, yeni kıyıdaş devletler Karadeniz’de çıkmış, yaklaşık on yıl boyunca Türkiye bunlarla tek tek anlaşmış. Yani önce MEB ilan etmiş ve sonra anlaşmış. Bunu hiç unutmayalım. GKRY’de aynı şekilde. Önce ilan etmiş 2003 yılında 7 sene sonra 2010’da İsrail ile anlaşmış. 4 sene sonra Lübnan’la anlaşmış. Dünyada uygulanan yöntem, önce ilan sonra anlaşmadır." ifadelerini kullandı.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ AKTÖRLER

Doğu Akdeniz'deki kıyıdaş devletleri ifade eden Yaycı, Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'de kıyısının da hakkının da bulunmadığını ifade etti. Yaycı, "Doğu Akdeniz’de Türkiye, Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır, Libya, GKRY ve KKTC vardır. Bakın dikkat edin Yunanistan’ı saymadım. Neden? Yunanistan adalar ülkesi değildir. Bir arşipel devleti değildir. Dolayısıyla anakarası Doğu Akdeniz’de değildir. Adalar nedeniyle de Doğu Akdeniz’de kıyısı olduğunu söylemek deniz hukukuna aykırıdır." dedi.

MEB İLANI ÇOK BASİT BİR ŞEY

Türkiye'nin bir an önce MEB ilan etmesi gerektiği ve hukuki anlamda GKRY'ye karşı silahları eşitlemesi gerektiğini belirten Yaycı, "MEB ilanı da çok basit bir şeydir. Bir koordinat verirsiniz, BM’ye bildirirsiniz. Burası benim MEB'im dersiniz ve silahları eşitlersiniz hukuki anlamda. GKRY benim MEB’im var diyorsa sen de benim de var diyeceksin! Bugün Suriye, İsrail, Lübnan, Libya MEB ilan etmiş durumda." ifadelerini kullandı.