KKTC BAYRAKLI GEMILERIN DERHAL GIDIP 5 VE 10 NUMARALI PARSELLERDE SONDAJ YAPMASI LAZIMDIR

Sosyal Medyada Paylaş!

ASAM TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı 30 Aralık 2021 tarihinde BNNTÜRK ekranlarında Gökhan Kayış’ın sunduğu Gün Işığı programına konuk oldu. Türkiye’nin askeri tedbir uygulamak durumunda kalmaması gerektiğini belirten Yaycı, GKRY’nin sözde 5 numaralı parselden sonra 10 numaralı parselde de sondaj yapacağını duyurduğunu ve Türkiye’nin diplomatik ve hukuki ataklar yapması gerektiğini belirtti. 22 Aralık 2020’den itibaren Türkiye’nin geri çekilmesini sert bir dille eleştiren Yaycı, "AB beş hafta önce Türkiye’ye karşı yaptırımları uzattı bir yıl. Ne elde ettik biz geri çekilmekle? Dolayısıyla sahada var olmadığınız sürece masada güçlü olamazsınız. Sahada güçlü olacaksınız, masada güçlü olacaksınız. Sahada güçlü olmak için de sahada var olacaksınız. Bu GKRY 5 numaralı ve 10 numaralı parselde sondaj faaliyeti yapacağını söyledi ya… Türkiye-KKTC deniz yetki alanları ortak kullanım anlaşması gerçekleştirerek ve sismik araştırma ve sondaj gemilerimizi KKTC’ye kiralayarak sunduğumuz modelle, KKTC bayraklı gemilerin derhal gidip 5 numaralı parselde de 10 numaralı parselde de GKRY’nin yanında sondaj yapması lazımdır.” değerlendirmesinde bulundu.

 

BİZİM STRATEJİK DİPLOMASİ KONUSUNDA ÇOK DAHA FAZLA KAFA YORMAMIZ LAZIM

 

ASAM TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı konuşmasına “Bizim stratejik diplomasi konusunda çok daha fazla kafa yormamız lazım.” sözleri ile başlarken, stratejik diplomasi ile hareket edildiğinde askeri tedbir uygulamaktan da kaçınılmış olacağını vurguladı. Yaycı, Stratejik diplomasi ile hareket edildiğinde askeri tedbir uygulamaktan da kaçınmış oluruz. Dolayısıyla Türkiye’yi gerilimlerden de uzak tutmuş oluruz. Benim bütün çabam askeri tedbir uygulanmadan Türkiye’nin nasıl haklarını savunur, Türkiye’yi korur pozisyona geliriz. Ben bunun için kafa yoruyorum.” ifadelerini kullandı.

 

TÜRKİYE OLARAK HEM FİLİSTİN’LE HEM DE İSRAİL’LE KARŞILIKLI KIYILARIMZI OLDUĞUNU İFADE ETMEMİZ GEREKİR

 

Libya ile çizilen hattın ayrı simetrisinde Filistin’le ve İsrail’le de uygulanabileceği belirten Yaycı, “Türkiye olarak hem Filistin’le hem de İsrail’le karşılıklı kıyılarımız olduğunu ifade etmemiz gerekir. Ben Filistin’le karşılıklı kıyımız olduğu konusunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü diplomatik strateji veya stratejik diplomasi çok önemlidir. Neden? Bir taşla birkaç kuş vurmanız lazım. Burada biz Filistin’e destek sağlıyoruz. Ben diyorum ki hem Filistin’in güçlenmesi hem Türkiye ile Filistin arasındaki bağların gelişmesi hem de KKTC’nin de haklarının savunulması açısından Filistin’le ve İsrail’le biz, deniz yetki alanı sınırlandırma antlaşması imzalayalım. İmzalayamıyorsak bile bu sınırı bizim Doğu’daki deniz yetki alanı sınırımız olarak ilan edelim. Yani illa da anlaşmamız gerekmez. İlan etmemiz gerekir.” dedi.

 

TÜRKİYE VE FİLİSTİN ARASINDA OLASI BİR MEB ANLAŞMASI GERÇEKLEŞİRSE NE OLUR?

 

Olası bir Türkiye-Filistin MEB anlaşması ihtimalini değerlendiren Yaycı, kazan kazan çerçevesinde herkesin kazanacağını tek kaybedenin ise gasp edilen alanlar özelinde GKRY olacağını belirtti. Yaycı, “Bugün Filistin’in 142 ülkede büyükelçiliği vardır. Aynı zamanda Filistin BM’de gözlemci üye statüsündedir. Bununla birlikte devletler hukukuna göre bir devletin tanınması için BM’ye üye olması da devlet olma şartı değildir. Montevideo Sözleşmesi’ne göre ülkesi, halkı ve üzerinde otoritesi olması gerekir. Devlet böyle tanımlanır. Türkiye ve Filistin arasında olası bir MEB anlaşması gerçekleşirse ne olur? Yunan-Rum ikilisinin bütün oyunları bozulur. Neden? Libya hattı Batı’da oyunu bozdu, bu da Doğu’da oyunu bozacak. Bundan kim rahatsız olacak? Mısır rahatsız olur mu? Hayır, Mısır rahatsız olmaz. Bu anlaşma imzalandığı takdirde Mısır şuandakinden 21 bin km2 daha fazla deniz alanı kazanır. İsrail rahatsız olur mu? İsrail de rahatsız olmaz. Şu anda GKRY ile imzaladığı anlaşma göre 10 bin km2 daha fazla deniz alanı kazanır. Filistin rahatsız olur mu? Filistin’in zaten şu anda küçücük bir deniz yetki alanı varken şimdi 10 bin km2 hem de kara yüzölçümünden daha fazla deniz alanı kazanmış olacak. Şimdi o zaman herkes kazanıyor. Kim kaybedecek bu durumda? Sadece GKRY. GKRY niye kaybedecek? Çünkü gasp ettiği alanları kaybedecek. Yani hakkından kaybetmeyecek. Hak etmeyerek aldığını geri verecek.” değerlendirmesinde bulundu.

 

BİZ COĞRAFYADAN KONUŞUYORUZ

 

Türkiye-İsrail ilişkileri çerçevesinde Türkiye’nin hak ve menfaatlerine yönelik adımlar atmak üzerine kurgulanan stratejilerde ‘İsrail’le biz neyi görüşeceğiz? İsrail bilmem şöyle rejim, böyle rejim’ diyen aktörleri sert bir dille eleştiren Yaycı, bunun bir cehalet olduğunu belirtti. Yaycı, “Bu bir cehalettir. İsrail’le biz neyi görüşeceğiz? İsrail bilmem şöyle rejim, böyle rejim. Biz coğrafyadan konuşuyoruz. O coğrafyada karşımızda İsrail değil de Somali de olabilirdi. Hiç fark etmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatine mi? Türkiye Cumhuriyeti bu Yunan-Rum oyununu bozacak bir hamle mi yapıyor? Türkiye Cumhuriyeti bu anlaşmayla bir Kıbrıs adası büyüklüğünde bir deniz alanı mı kazanıyor? O zaman imzalarım. Banane onun rejiminden, onun bilmem nesinden. Anlaşma imzalamama da gerek yok. İlan ederim. Nasıl GKRY 2003 yılında münhasır ekonomik bölge ilan etti, 7 sene sonra İsrail’le anlaşma imzaladı kağıt üzerinde? Türkiye’de ilan etsin, daha sonra uygun bir zamanda imzalarsa imzalar, imzalamazsa imzalamaz. Biz ilan ettiğimizde İsrail bundan rahatsız olur mu? Hayır. İsrail rahatsız olmaz. Üstüne üstlük İsrail Rum yönetimi ile yaptığı anlaşmayı iptal eder.” değerlendirmesinde bulundu.

 

MISIRLA BİRTAKIM İSTİKŞAFİ GÖRÜŞMELER YAPILIYOR

 

Devletlerin kalıcı dostlukları ve düşmanlıklarının olmadığını belirten Yaycı, devletlerin menfaatleri vardır dedi. Yaycı, “Devletlerin menfaati uyuşuyorsa iyi ilişkileriniz olur. Menfaatiniz çatışıyorsa mücadele edersiniz. Mısır’la neden aramızı bozuyoruz? Mısır’la bizim ilişkilerimizin düzeltilmesi lazım. Ki bu konuda da gayretler görüyor ve bunu da destekliyoruz. Geç kalınmıştır ama yapılıyor. Mısır’la bir takım istikşafi görüşmeler yapılıyor. Şunu görelim. Biz Mısır’la ve İsrail’le ilişkilerimizi geliştireceğiz dediği zaman devleti yönetenler, ilk bağıranlar kimler oluyor? Yunan ve Rum ikilisi oluyor. O zaman yapılan hareket doğru bir hareket. Bir de şöyle olmasın. Efendim, devleti yönetenler geçmişte ona buna saydırıyorlardı şimdi bak ilişki kuruyorlar. Yahu kursunlar tabii.” ifadelerini kullandı.

 

HER TÜRLÜ ASKERİ HAREKÂTTA SİYASİ BİR HEDEF DE OLUR

 

Türkiye’nin Suriye’deki varlığı üzerine değerlendirmeler bulunan Yaycı, her türlü askeri harekâtta siyasi bir hedef olacağını da belirtti. Yaycı, “Her türlü askeri harekâtta bir siyasi hedef olur. Yani siz yaptığınız bir askeri müdahalede/harekâtta ulaşmak istediğiniz siyasi hedefi gerçekleştirmek istersiniz/elde etmek istersiniz. Bizim siyasi hedefimiz nedir Suriye’de? Bunu açıklıkla ortaya koymak lazım. Terör kaynağı, terör odakları orada olmasın. Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşmasın. Bunu sağlayabiliyorsan, kimle sağlayabiliyorsan sağla. İkincisi oradaki Türklere zulüm yapılmasın. Üçüncüsü Türkiye’nin hemen yanı başında Türkiye’ye karşı bir iş birliği oluşturulmasın. Bu güvenlik meselesi. Bunları sağlıyorsak sağlayalım. Bunları kiminle sağlarsak, onunla sağlayalım. Türkiye’nin menfaati ne ise ona bakalım. Biz oradan terör odaklarının temizlenmesini sağlayabiliyorsak, Türkmenlerin/Türklerin varlıklarını garanti altına alabiliyorsak ve Türkiye karşıtı herhangi bir iş birliğinin önüne geçebiliyor ve onun garantisini alabiliyor isek ve bunların hepsinde Suriye’nin birlik bütünlüğü içerisinde sağlayabiliyor isek bence siyasi hedefler ele geçirilmiş demektir.”

 

GELECEKTE SURİYELİ BELEDİYE BAŞKANLARI GÖRECEĞİZ

 

Göçün demografik bir tehdide dönüştüğünü ve gelecekte Suriyeli belediye başkanları görebileceğimizi belirten Yaycı, “Bakanlar 8 milyon Suriyeli’ye bakıyoruz dediler. Bir kısmı bizim hemen Suriye sınırının dışında büyük bir kısmı da içeride. Bunun insanlıkla falan tarif edilmesi çok zor bu durumun. Efendim bunlar gelsinler… 8 milyon demek Türkiye nüfusunun yüzde 10’u demek. Bugün Kilis’in yüzde 75’i Suriye’li olmuş. Arapça konuşuluyor. Yani yüzde 25 kalmış. Mersin, Adana, Gaziantep, Urfa, Kahramanmaraş, Hatay bunlarda yakında birinci seçimlerde değilse bile ikinci seçimlerde Suriyeli belediye başkanlarıyla karşılaşacağız. Arapça konuşan belediye başkanlarıyla karşılaşacağız. 800-900 bin civarında vatandaşlık alındığı da söyleniyor. Nüfusun oranı da böyle. Millet ne demektir? Kederde, tasada, üzüntüde, mutlulukta aynı duyguları hisseden insanlar topluluğu demektir. Ortak tarihi olan insanlar topluluğu demektir. Ortak ülküsü olan insanlar topluluğu demektir. Futbol maçında Türk bayrağını alıp stada gidenler, televizyonunun başında Türk bayrağıyla o maçı seyredenler demektir. Şehit olduğunda hep beraber ağlayanlar demektir. Eğer devletimiz büyük bir başarı elde ettiyse hep beraber sevinenler demektir. Bunun dışındakiler millet değildir. Kimse kandırmasın. Bizim demografik yapımızın bozulması çok ciddi bir tehlikedir. Bir de bunlara ne kadar vatandaşlık verildi öğrenmemiz lazımdır.” değerlendirmesinde bulundu.

 

GKRY 5 NUMARALI PARSELDEN SONRA 10 NUMARALI PARSELDE DE SONDAJ YAPACAĞINI AÇIKLADI

 

Yaycı, GKRY’nin Türk deniz yetki alanlarını ihlal eden sondaj faaliyetlerini değerlendirdi. Yaycı, “GKRY sözde 5 numaralı parselde (bu Türkiye’nin ön gördüğü münhasır ekonomik bölgenin içerisinde) sondaj faaliyeti yapıyor. Amerikan Exxon Mobil ve Katar Oil şirketi adına yaptırıyor GKRY bunu. GKRY neden yapıyor bunu? 22 Aralık 2020’den itibaren Türkiye gemilerini çekti, bir tane gemisini bıraktı, diğerlerinin hepsi Karadeniz’e gitti, kalan sismik araştırma gemisi de Antalya Körfezi’nin içerisinde, Anamur’un karasuları içerisinde yani Seville haritasının içerisinde hareket ediyor. Türkiye bunu da bir de ilan etti navtexle. Bak ben dışarı çıkmıyorum, ben ıslah oldum imajı verdi. Karşı taraftan beklediği de müzakere müzakere diyerek onların da birtakım şeylerde geri çekilmelerini beklerken hiç öyle olmadı. GKRY 5 numaralı parselde sondaj yapıyorum, 10 numaralı parselde de dün akşam açıkladılar yine sondaj yapacağım diyor. Ee biz niye çekildik o zaman? Karşılığında nasıl bir iyi niyet gördük? Görmedik. Üstüne üstlük AB’de 5 hafta önce Türkiye’ye karşı yaptırımları uzattı bir yıl. Ne elde ettik biz geri çekilmekle? Dolayısıyla sahada var olmadığınız sürece masada güçlü olamazsınız. Sahada güçlü olacaksınız, masada güçlü olacaksınız. Sahada güçlü olmak için de sahada var olacaksınız.” ifadelerini kullandı.

 

PEKİ SAHADA VAR OLMAK NASIL OLACAK?

 

Sahada var olmak nasıl olacak? sorusuna yönelik stratejiler sunan Yaycı, “Ben en başından beri şunu söyledim. Askeri tedbir uygulamak durumunda kalmamalıdır Türkiye. Diplomatik ve hukuki ataklar yapmalıdır. Çok akıllıca planlamalı ve ona göre hareket etmelidir. Efendim birisi çıkıyor diyor ki ‘biz burada haklarımızı savunuyoruz’ Nasıl savunuyorsun? ‘Buraya başkalarının gemilerini sokmuyorum.’ Ya zaten 2002’den beri buraya kimse sokmuyor gemileri. Bu mesele değil ki… 2002’den beri biz ön gördüğümüz alanın içerisine başkalarının gemilerini sokmuyoruz. Bu bir kazanç değil. Sen tarlanı ekip biçebiliyor musun? Yok. ‘Ama o da ekip biçemiyor’ Ya zaten önceden de ekip biçemiyordu adam tarlasını. Sen şimdi yine ekip biçtirmiyorum diyerek bunu bir kazanç olarak lanse etme.” değerlendirmesinde bulundu.

 

ÇÖZÜM ÖNERİM ŞU: BU ŞAH VE VEZİR ÇEKMEKTİR SATRANÇTAKİ!

 

Yaycı, “Çözüm önerim şu… KKTC’nin haklarını madem savunuyoruz. KKTC’nin bölgede hakları vardır diyoruz. Ve bağımsız devlettir diyoruz. Devlet olarak tanınmalıdır diyoruz. Bakın şimdi bir taşla birkaç kuş. Hatta kuş sürüsü vuracak bir hamle bu. KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti deniz yetki alanlarını ortak kullanım anlaşması imzalasın Doğu Akdeniz’de. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan parçası KKTC’nin de Mavi Vatanı olsun. Bu hem KKTC’ye meşru hak sağlar oralarda faaliyet göstermek için hem de Türkiye’ye KKTC’nin öne sürdüğümüz şekilde adanın tümünde hak sahibi kılar. Bu çok önemlidir. Bu meşru, hukuki ve diplomatik bir atak. İkincisi sismik araştırma ve sondaj gemilerimizin bir ya da birkaçını KKTC’ye bir süreliğine devredelim. Bunlara KKTC bayrağı asalım ve bunlar sondaj ve sismik araştırma faaliyetini KKTC bayrağı ile yapsınlar. Bu o zaman şu olur. Birincisi KKTC muhatap alınmak durumunda olur. Türkiye Cumhuriyeti muhatap olmaz. KKTC haklarını savunurken Türkiye’nin de hakları savunulmuş olur. Ve KKTC bayrağı ile bu faaliyetlerin yapılması durumunda başkalarının söyleyeceği laf olmaz. Ada adalılarındır strateji ile hareket ediliyorsa o zaman KKTC’nin de petrol arama/doğalgaz arama, çıkartma faaliyetlerine kimsenin ses çıkarmaması durumu olur. Kendi silahlarıyla kendilerine karşı savunma yapmış oluruz. Türkiye’yi de bu askeri gerginlikten ve diplomatik gerginlikten kurtarır. Oyunu bambaşka bir sahaya sürer. Bu şah ve vezir çekmektir satrançtaki. Bu GKRY 5 numaralı ve 10 numaralı parselde sondaj faaliyeti yapacağını söyledi ya işte bu KKTC bayraklı gemiler derhal gidip 5 numaralı parselde de 10 numaralı parselde de bunların yanında sondaj yapmalıdır.”