POLONYA-BELARUS HATTINDAKI GOCMEN KRIZI

Sosyal Medyada Paylaş!

8 Kasım Pazartesi günü Belarus topraklarındaki mülteciler Polonya sınırına yönelmeye başladı. Her geçen dakika sayılarını artıran göçmenler, bir an önce sınırı geçme umuduyla bekleyişlerini sürdürüyorlar. Oldukça soğuk hava koşullarında bekleyişlerini sürdüren ve Belarus-Polonya arasında sıkışan göçmenler, tüm dünya kamuoyunun dikkatini üzerlerinde topladılar.

Polonya Hükümeti ise bu mülteci krizi ile ilgili acil bir toplantı gerçekleştirdi. Polonya hükümeti tarafından yapılan açıklamada, sınırların korunmaya devam edileceği ve sınır kapısında yaşanacak hadiseler neticesinde istenmeyen şeylerin olabileceğini ifade edildi.Ardından da bölgeye takviye asker sevki başladı. 

Avrupa Birliği cephesinden ise meselenin siyasal bir boyut haline geldiği, Lukaşenko’nun göçmenleri siyasi amaçlarla kullandığı açıklaması geldi. Bu açıklamalara destek niteliğinde bir diğer açıklama da NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’den geldi. Stoltenberg yaptığı açıklamada, Belarus’un göçmenleri hibrit taktik olarak kullanmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Belarus cephesinden ise tüm bu iddialara yalanlama geldi. Minsk yönetimi, Varşova’nın sınırdaki gerilimi kasıtlı olarak tırmandırdığını iddia etti. Bu sırada Belarus Sınır Komitesi yetkilileri de Polonya’yı sınıra askeri teçhizat yığmakla suçladı. Yetkililer, Varşova’nın,  gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve göçmenlere yardım etmek isteyen yardım kuruluşlarının temsilcilerinin sınıra yaklaşmasına izin vermediğini belirttiler. Bu iddialar ise aynı şekilde AB ve Polonya tarafından yalanlandı.

Kremlin: Sınırdaki durumun Rusya’yı tehdit eder hale gelmeyeceğini umuyoruz.

Tüm bu gelişmeler ışığında Kremlin’den de açıklamalar geldi. Sınırdaki olayların Rusya’ya sıçramayacağını umut eden Kremlin yönetimi, Belaruslu uzmanların konuyla ilgili çok sorumlu bir şekilde çalıştıklarını ifade etti.  Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov’un ifadeleri ise, olayların çıkışını özetleyecek nitelikteydi:’’ Göçmenler için Türkiye’ye yardım yapılırken, neden AB’nin istemediği bu göçmenler için Belarus’a da yardım yapılmıyor.’’


Olaylara Geniş Açıdan Bakış

AB-Belarus arasındaki gerilim daha öncesinde mayıs ayında Yunanistan’dan Litvanya’ya giden yolcu uçağının Belarus tarafından Minsk’e zorla indirilmesi ve muhalif gazeteci Roman Protaseviç’in gözaltına alınmasıyla daha da tırmanmıştı. Daha sonrasında bu olay, AB’nin Belarus’a ait hava yolu şirketlerinin AB hava sahasına girmesini yasaklamasıyla devam etmişti. Ağustos ayında ise ABD, İngiltere ve Kanada tarafından yaptırımlara maruz kalan Lukaşenko yönetimi, daha önceki yaptırımlardan, ülkenin sanayi üretiminin %30’unu oluşturan Belneftekhim şirketi ile iş birliği yaparak pek fazla yara almadan kurtulmayı başarmıştı. Ancak uzmanlara göre, böylesi bir kaçışın artık mümkün olmayacağının ve yeni gelecek yaptırımların böylesi bir olasılığı göz ardı edilmeyeceği ifade edildi.


Lukaşenko’nun altıncı dönemde tekrar seçilmesiyle başlayan bu çatışmalar, AB’nin Belarus’a karşı uyguladığı yeni yaptırımlarla daha da güçlendi.  Bununla birlikte devam eden bu sancılı süreç, AB-Rusya arasındaki ‘’gaz sorunu’’ ile birlikte farklı bir ivme kazandı. Özellikle Rusya’da devlete yakın haber ajanslarının ‘’Putin’i dinleyenler bu sene ısınacaklar’’ açıklamalarıyla, Rusya’nın AB’yi zora soktuğunu ve Rusya’nın kendi başına AB ülkelerine nazaran daha iyi olduğu imajı çizildi. Aslında durum Putin’in düşündüğü gibi olmadı ancak Putin, AB gaz krizinin hemen peşinden ‘’Rus yanlısı’’ Lukaşenko ile Kremlin Sarayı verilerine göre haftada 2 kez olmak kaydıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Bu sık telefon konuşmalarının arkasından da mülteci krizi patlak verdi. Moskova ve Minsk yönetimin her görüşmesi sonrasında gizli bir şekilde temelleri atılan mülteci krizi, Rusya’nın Batı’ya karşı Belarus üzerinden yürüttüğü politikayı gözler önüne sermektedir.

Aynı şekilde olayların gelişmesinden sonra iki tarafın yaptığı açıklamalara bakacak olursak, bunlardan biri de, Polonya Dış İşleri Bakan Yardımcısının sarf ettiği sözlerdir. Olayın ardından kameralar karşısına geçen Polonya Dış İşleri Bakan Yardımcısı Piotr Wawrzyk, yaptığı açıklamada ‘’Belarus’un büyük bir olay yaratmak istediğini, tercihen ateş edilmesi ve kayıp verilmesinin beklendiğini’’ ifade etti.

Pek de haksız sayılmayacak açıklamalarda bulunan Wawrzyk, Moskova’nın, AB’nin insan haklarına bakış açısını, Polonya-Belarus sınırında yaşanan gerilimle kamuoyuna kötü bir şekilde göstermek istemesi oldukça makul.

Bir diğer AB ülkesi Estonya da Minsk yönetimine yaptırım için sıraya giren ülkelerdi. Hatta tam bir ay önce Estonya Cumhurbaşkanı seçilen  Alan Karis, göreve geldikten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, Belarus’a sınır olan AB ülkelerinin yeni yaptırımları hazırlamaya başlaması çağrısında bulunmuştu.

Belarus’u çevreleyen ülkelerin yaptırım tehditli açıklamaları üzerine Lukaşenko da, aynı sertlikte cevap vermekten çekinmedi. Lukaşenko  yaptığı açıklamada, AB’nin Belarus’a karşı yeni yaptırımlar uygulamadan önce, Belarus üzerinden AB’ye doğal gaz ve çeşitli ürünlerin gittiğini hatırlattı. Bu tehdit dolu sözlerinin ardından Lukaşenko daha da ileri giderek, ‘’ Belarus ve Rus Hava Kuvvetleri’nin sadece Baltık ve Polonya sınırlarında yer almayacağı, aynı zamanda Ukrayna sınırında da kullanacağını’’ ifade etti.

Sürgündeki Belaruslu muhalif lider Svetlana Tihanovskaya da Twitter hesabından yaptığı açıklamada. Belarus rejimi sınır krizini tırmandırıyor, sığınmacılar AB sınırına silahlı adamlar tarafından itiliyor. Sığınmacı kaçakçılığı, şiddet ve kötü muamele sona ermeli ifadelerini kullandı. Muhalefet karşı haber ajanslarında çıkan haberlere göre, Belarus güvenlik güçlerinin zorla göçmenleri sınırlara götürdüğü ve şiddet uyguladığı  ifade ediliyor.

Rusya ve Belarus’un yürüttüğü bu politika sonrasında, biraz da Rusya-Belarus ittifakından bahsetmekte fayda var. Rusya ve Belarus ilişkisi, iki komşu devlet ilişkisinden çok daha fazlasıdır. Her yaptırım sonrasında Putin ile görüşme gerçekleştiren Lukaşenko, adeta Rus bankalarının tanıdık siması olmuştur. Ancak Putin, Lukaşenko’nun ‘’Rus bankalarından sıcak para’’ olayına çok sıcak bakmasa da  gerek Kiev yönetimiyle olan anlaşmazlıkda, gerekse AB ile olan gerilimde ‘’bariyer’’ görevi  gören Belarus’un  çoğu isteğine hayır diyemiyor. Aslında son zamanlarda ‘’bariyer’’ kavramı gitgide yerini proaktif rol oynayan ‘’maşa devleti’’ haline geldi.  Mülteci meselesi de bunun bariz örneği olarak karşımıza çıkıyor.

TÜRK DEGS Gönüllü Destek Araştırmacısı
Arif Kılıç