TÜRKİYE MEB İLAN ETMELİ VE KKTC’NİN IŞIMA NOKTASINA SAHİP ÇIKMALIDIR.

Sosyal Medyada Paylaş!

 

Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (TÜRK DEGS), Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) ve Avrasya Bir Vakfı işbirliğinde gerçekleştirilen "Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Neler Oluyor - Ne Yapılmalı" Sempozyumu kapsamında TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı tarafından sunulan tebliğin tam metin hâli takdirlerinize sunulmuştur.

 

TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı ;

 

KKTC MÜSTAKİL BİR MEB’E SAHİP OLSA NASIL OLUR? DENİZ YETKİ ALANLARI SINIRLANDIRMA ANLAŞMASI IŞIMALARLA HESAPLANIR.

 

Önemli bir konu var. Ben bunu bir makale halinde 2012 yılında yayınlamıştım. 2010 yılında Libya ile anlaşmayla ilişkin ‘Libya Türkiye’nin Denizden Komşusudur’ diye makale yazdığımda sonra o olmamıştı. Kaddafi devrilince Sn. Cumhurbaşkanı’mız Başbakan iken çok uğraşmıştı ama olmadı. Ben de o zaman dedim ki velev ki oldu. Ondan sonra ne yapmamız gerekir? demiştim. Daha sonra kitap haline getirdiğim ‘Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye’ kitabı var. Orada Mısır’la, İsrail’le, Lübnan’la, Suriye ile nasıl anlaşmalar yapılması gerektiğini yazmıştım. Bir de şöyle demiştim. Velev ki KKTC, Türkiye yok. KKTC müstakil bir MEB’e sahip olsa nasıl olur? Bunlar çok teknik çalışmalardır. Deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması ışımalarla hesaplanır.

 

 

Bu çizgiler KKTC’nin en fazla deniz yetki alanına sahip olabileceği ışımaların yapıldığı kıyı çizgileridir. Karpaz burnunun bu bölgesi en yoğun olan bölgedir. Yani bu bölgeden en fazla ışıma yapılır. Şimdi KKTC’nin ruhsat sahaların nasıl çıktı, nereden çıktı diyorsunuz ya. İşte bu benim 2012’deki makalemden çıkmıştır. O ruhsat sahalarının belirlenmesinde de bizatihi ben kendim çalıştım. Yani KKTC adına verilen ruhsat sahaları nasıl hesaplandı diyen varsa, işte böyle hesaplandı.

 

Dipkarpaz’da bir Rum Kilisesi vardır ve bu Rum Kilisesine her müzakerede ‘ya bu kiliseyi bize verin’ derler Rumlar ısrarla. Ya bir tane kıytırık bir kilisedir. Ben gittim gördüm. Böyle derme çatma bir şeydir. Ya niye bu kadar ısrar ediliyor? Çünkü Kıbrıs’ın Meis Adası da bu kilisedir. Buraya sahip olan buradan yapacağı ışımayla deniz yetki alanlarında en fazla hakkı iddia eder. Onun için KKTC’nin deniz yetki alanlarının hesaplanmasının haritası da bu şekilde çizilir.

 

TÜRKİYE’YE ÇOK BÜYÜK BİR ZEMİN KAYBETTİRDİLER…

 

Biz çok komik bir durumdaydık. Çok büyük zemin kaybettik gerçekten. Bunların hesabının sorulması lazım derken, ben gerçekten hesabının sorulması lazım diyorum. Sebebi şu. Biz bugün burada Doğu Akdeniz’de Türkiye nasıl köşeye sıkıştırılıyor?, Doğu Akdeniz’de köşeye sıkıştırıldığı için devletin bekası tehdit altında diyoruz. Devletin bekası tehdit altında; ekonomik olarak tehdit altında, güvenlik olarak tehdit altında diyoruz. Peki bizi bu duruma düşüren diplomatlardan hiç hesap sormadık mı? Niye sormuyoruz? Bu görevini yapmayan diplomatlardan neden sormuyoruz? Bunu siyasiler bilmez. Siyasi nereden bilecek ya? Şimdi Sn. Cumhurbaşkanı’nın önüne götürseniz, Sn. Cumhurbaşkanı’nın önünde ‘ya buradan da Kıbrıs’ın ışıması böyle yapılır, şuradan şöyle hat çizelim mi’ diyecek? Öyle bir şey yok ki. Teknik insanların yapabileceği işler bunlar. Bunlar diplomatların yapacağı işler. Akademisyenlerin yapacağı işler. Türkiye 2004 yılında, 2003 yılına şamil ederek GKRY MEB ilan etti. Türkiye ne yapıyordu o esnada? Ya onlar bak MEB ilan etti, bizde birileri ile anlaşalım diyor. Tamamen Yunan-Rum tezlerine uygun olarak.

 

 

Yunan-Rum tezlerine yol açacak şekilde ve onların zeminini açacak şekilde, onlara zemin sağlayacak şekilde bizim diplomatlarımız… Açıkça söylüyorum. Bu haritayı ben çizmedim ki. Bunu çizenler diplomatlar. Kimlerle beraberse. Türkiye’yi Doğu-Batı hattında böyle dümdüz uzanan bir devlet, bir ülke gibi gösterip ve karşılıklı kıyıları da sadece dikine çizerek (dikine hatlar çizerek), sadece Mısır’la karşılıklı kıyımız var diyerek; Türkiye’nin İsrail’le, Filistin’le, Lübnan’la, Suriye ile, Libya’yla karşılıklı kıyısı olduğunu hiç dikkate almayarak Türkiye’ye çok büyük bir zemin kaybettirmişlerdir.

 

Bugün iki tane sebebi vardır Türkiye’nin bu sorunla karşı karşıya kalmasının. Birincisi GKRY’nin ilk başta MEB ilan etmiş olması. İkincisi, Türk Diplomatlarının Türkiye’yi sadece Mısır’a mahkûm etmiş olmasıdır.

 

GKRY MEB İLAN EDERKEN TÜRKİYE’NİN CAHİL DİPLOMATLARI GİBİ DÜŞÜNSEYDİ MEB’İ BÖYLE OLURDU!

 

 

Sağdaki harita GKRY’nin ilan ettiği münhasır ekonomik bölge. Eğer bizim, Türkiye’nin cahil diplomatları gibi düşünseydi GKRY, MEB’i sadece soldaki harita gibi olurdu… Yani bunu düşünemeyen bir diplomasi ve diplomatlarla durumumuz komik… Bunu ben o zamanda söyledim. 11 senedir söylüyorum.

 

HARİTAYA DOĞRU BAKSALAR…

 

 

Aslında Türkiye onların düşündüğü gibi böyle yapmıyor. Dünya bir küre. Dünya öküzün üstünde de uzanmıyor. Dünya bir küre ve küre içinde Türkiye Doğu-Batı hattında yaklaşık %22 eğimli yatıyor. Ya zaten bu çok basit bir şey. Antalya ile Hakkari’nin iklimi bir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bu hesap bile doğru değil. Çünkü çizdiği o haritada dik çiziyorum diyor ya hâlbuki çizdiği de yamuk. Eğer haritaya doğru baksa.

 

GKRY KARA YÜZÖLÇÜMÜNÜN 30 KATI, YUNANİSTAN İSE 11 KATI İSTİYOR! ONLAR YAYILMACI GENİŞLEMECİ DEĞİL, TÜRKİYE Mİ YAYILMACI GENİŞLEMECİ?

 

 

Bizim bu cehaletimiz… Onların bu mücadeleci ruhu Seville Haritası’na denk getiriyor. Seville Haritası’nda da Türkiye’ye 40 bin km2’lik bir alan bırakılıyor. Rumlar bu GKRY dediğimiz yerin kara yüzölçümü ne kadar biliyor musunuz? 5 bin 760 km2. GKRY ne kadar istiyor biliyor musunuz? 150 bin km2 istiyor. 30 katı istiyor! Yunanistan da 11 katı istiyor kara yüzölçümünün. Türkiye, benim çizdiğim Mavi Vatan Haritası ile ise kara yüzölçümün yarısından biraz fazlasını istiyor. Yani Türkiye’nin 60 katı GKRY istiyor, Türkiye’nin 22 katı da Yunanistan istiyor. Onlar yayılmacı, genişlemeci, Neo Osmanlıcı değil, biziz. Olabilir mi böyle bir şey? Bunu da kimse çıkıp söylemiyor. Ve hâlâ Dışişleri Bakanlığı’nın söylemlerinde Yunanistan’ın maximalist talepleri diyor. Yav Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de kıyısı yok, anlattık bunu. Yunanistan adalar ülkesi değil, arşipel değil. Onun içinde adaları var, adalarında MEB’i var lafı Yunanistan’ın BMDHS esnasında kabul ettiremediği bir şeydir. Biz niye bunu kabul ediyoruz? Onlara kabul ettiremediği şeyi niye kabul ediyoruz? 

 

ZANNEDİYORLAR Kİ MAVİ VATANI CETVELİ, KARA KELEMİ ALDIK DA ÇİZDİK!

 

 

Ben oturdum. Yaklaşık bir buçuk sene çalıştım. Zannediyorlar ki bu harita cetveli aldık, kara kalem çizdik. Aa buradan şöyle geçirelim, buradan böyle geçirelim. Bunların hepsi ayrı bir ilimdir. Ve bunları ben deniz subayı olduğum için yapmadım. Ben bu işe gönlümü, kalbimi, beynimi verdiğim için yaptım. Bir akademisyen olarak yaptım. Deniz hukuku okuduğum için yaptım. Bunlar ışıma noktaları. Bunların hepsi hesaplanır. Bir sürü tekniği vardır bunun. Orantılılık, coğrafyanın üstünlüğü, anakaranın adalara üstünlüğü ilkesi, demografik özellikler falan hepsi hesaplanarak böyle bir ortay hat çalışması yapılır ışımalarla.

 

TÜRKİYE-LİBYA MEB ANLAŞMASI DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNİ BAŞTAN SONA DEĞİŞTİREN BİR ANLAŞMADIR

 

 

 

İşte böyle çalışınca Türkiye’nin sadece Mısır’la değil, Libya’yla, İsrail ve Filistin’le karşılıklı kıyıları olduğu ortaya çıkıyor. Libya’yla yapılan anlaşma 27 Kasım 2019’da bütün bu cahil bürokrasiye rağmen Sn. Cumhurbaşkanı’nın koyduğu irade ile ‘yeter artık’ deyip, imzaladıktan sonra Doğu Akdeniz jeopolitiğini baştan sona değiştiren, kağıtları tekrar dağıttıran bu hamle yapılmıştır.

 

TÜRKİYE MEB’İNİ İLAN ETMELİDİR. TÜRKİYE KKTC’NİN IŞIMA NOKTASINA SAHİP ÇIKMALIDIR.

 

 

Deniz hukukuna göre olması gereken münhasır ekonomik bölgemiz budur.

 

Şimdi soru şu. Biz 2003’de, MEB ilan ettiğinde GKRY. Ne zaman İsrail’le anlaşma imzaladılar? 7 sene sonra, 2010 yılında. Fakat İsrail GKRY ile değil de bizimle anlaşma imzalasaydı yaklaşık 10 küsür bin km2 yani 1.5 Kıbrıs adasına yakın deniz alanını İsrail kazanmış olacaktı. GKRY ile imzaladı ama anlaşmaya nazaran. Şimdi kilit şey şu. Biz 2003’den itibaren, GKRY bu anlaşmayı İsrail’le akledene kadar, bu cahil bürokratlar nedeniyle eğer olmasaydı biz İsrail’e gitseydik. O zamanda iyi idi ilişkilerimiz. Ya kardeşim onla imzalayacağına benle imzala, bu Afrodit sahası falanda senin olur, bak biz seninle anlaşma imzalayalım deseydik; İsrail yok ben 1.5 Kıbrıs adasını Rumlara bırakmak istiyorum (Hem de İsrail gibi bir devletten bahsediyoruz.) der miydi? Demezdi. Peki biz İsrail ve Filistin’le bu anlaşmayı imzalamış olsaydık… Çünkü İsrail çıkarcı bir devlet. Her devlet çıkarcıdır aslında. Kazanacağına bakar. İsrail GKRY ile mi anlaşma imzalardı yoksa bizimle mi anlaşma imzalardı? Bizimle. Peki bizimle anlaşma imzalasaydı bugün Doğu Akdeniz diye bir sorunumuz olur muydu bizim? Olur muydu? Olmazdı. Çünkü neden? Çünkü bütün oyun bozulmuş olurdu. Arkamızda İsrail ile bir anlaşma imzalamış olurduk, GKRY-Yunan ikilisinin oyunu bozulmuş olurdu, GKRY’nin Mısır’la anlaşma yapma imkanı da ortadan kalkardı…

 

Şimdi diyorum ki Türkiye MEB’ini ilan etmelidir. Türkiye KKTC’nin ışıma noktasına sahip çıkmalıdır. Bunları söylemeden olmaz. Hata devam ediyor şu anda. Ve daha ağır bir şey söylüyorum. Türkiye’yi bu duruma düşüren diplomatlardan hesap soruldu mu? Soruldu mu? Bu diplomatlar görevde mi? Libya anlaşmasını bürokratlar karşılar mıydı? Hâlâ görevdelerse yandık.

 

SKANDAL NAVTEXLER… MAVİ VATAN ÜZERİNE BİR SÜRÜ BEDELLER ÖDEMİŞKEN DURUMUMUZ BUDUR!

 

 

Libya Anlaşması yapıldıktan sonra buralarda sismik araştırmalar yapıldı. Gayet güzel. Kırmızı çizgi ile gösterilen, bize 40 bin km2 alanın reva görüldüğü Seville Haritası’nın dışında oralara çıktık, aslanlar gibi sismik araştırma yaptık.

 

 

22 Aralık 2020’ye kadar 27 Kasım 2019’dan bir sene boyunca bu alanlarda sismik araştırma ve sondaj faaliyetleri yaptık.

 

 

Ama 22 Aralık 2020’de gemimizi Yunanistan’la müzakere ediyoruz diye, AB ile müzakare ediyoruz diye Antalya Körfezi’ne, hem de Seville Haritası’nda bize reva görülen alana çektik ve 9 ay boyunca da burada kalacağını dünyaya deklere ettik. Navtex çektik. Ben ona da isyan ettim. Gemileri çektin, bari hiçbir şey yapma. Navtex niye yayınlıyorsun? Yayınlayarak bir senet imzalıyorsun aslında. Diyorsun ki ıslah oluyorum, ben terbiye oluyorum, bak 9 ay boyunca da tutacağım dünya alem görsün, başka bir yere de gitmeyek bu gemi, bu gemi burada yapılacak diyor.

 

 

Bu yetmedi. 24 Eylül’de bir navtex daha patlattılar. O navtexde de bu gemiyi aldılar KKTC ile Türkiye arasındaki alanda navtex ilan ettiler. 3 ay boyunca. İnsanın içi yanıyor. Ömrünü bu işlere vermiş birisi için. Böyle navtexler yapılmaması lazım. Navtexlerin derhâl iptal edilmesi lazım.

 

 

Bu da Milli Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı harita. Bunu ben Sn. Akif Hamzaçebi’nin bilgi selinden, floodundan aldım. Sn. Akif Hamzaçebi çok güzel bir flood yapmıştı. Oradan bizim arkadaşlarımız almışlar. Hataları söylüyorum şimdi. Görünen KKTC kıyıları. 2011 yılında bu anlaşmanın da koordinatları yine tek tek ben hesapladım. Onu da söyleyeyim. Görevdeydim o zaman. KKTC ile Türkiye arasında Kıta Sahanlığı sınırlandırma anlaşması yapıldı. Kırmızı çizgi ise Seville Haritası’ndaki hat. Yani kırmızı ile gösterilen GKRY’nin Seville haritasına göre bizi 40 bin km2’ye hapseden hat. Ama bakın burası KKTC! Yukarısı da Anamur – Mersin. Şimdi biz ve başkaları bağırdılar, haykırdılar. Dediler ki Seville Haritası’na birebir riayet edecek şekilde, kırmızı hattın içerisinde kalacak şekilde siz navtex ilan ediyorsunuz. Yav bir daha kaybederiz burayı. Ricat ettin mi? Askerlikte bir şey vardır. Ricat etmek için, geri çekilmek için çok iyi hesaplama yapmanız lazım. Geri çekildiğin hatta bir daha ulaşamayabilirsin. Bizim durumumuz o hâle geldi. Onun üzerine enteresandır, Dışişleri Bakanlığı açıklama yapmadı MSB açıklama yaptı. Dedi ki hayır dedi. Sarı ile gösterilen alan 5 mil. Biz Seville Haritası’nın 5 miline girdik. Bunu görmüyorlar dedi. Özrü kabahatinden büyük. Şu sarı alan yani ve bu sarı alana girdim, onun için Seville Haritası’nı deldim bak. Ucundan kenarından kaçmış diyorlar. Şuraya GKRY sözde MEB sınırı diyor. Yahu burası KKTC idi. Sen buraya niye GKRY MEB sınırı diyorsun? Seville Haritası de oraya sen. Sen bir kere burada KKTC’yi degrade ediyorsun. GKRY’nin sözde MEB sınırı KKTC’nin kuzeyinde ne arar? Artı, sen burada zaten anlaşma yapmışsın. Anlaşma yaptığın yerde KKTC ile artık Seville Haritası mı olur? Bu sarı alana girdim diye ben kahramanlık yaptım nasıl diyebiliyorsun? Bu nasıl bir şeydir? Yani kendi alanında, kendinin anlaşmayla sahip olduğu alanda girdim diye, onda da 5 mil girdim diye söylüyorsun. Ben buna isyan etmeyeyim. Kim isyan etsin? Ben bunu halka anlatmayayım. Kim anlatsın? Sn. Cumhurbaşkanı bunu bilir mi? Bilmez ki! Biz sesimizi çıkarmayınca her şeye evet demek mecburiyetinde değiliz ki. Biz düşünce kuruluşuyuz, biz bu işe gönül vermişiz, ömrümüzü adamışız, bunun içinde bedeller ödemişiz. Ya ben görevdeyken kitaplar yazdım. ‘Libya Türkiye’nin Denizden Komşusudur’ kitabını da hatta ASAM’dan çıkardım. Bu anlaşma öncesinde. Ben bunun üzerine bir sürü bedeller ödedim.

 

 

İşte şimdi durumumuz budur. Seville Haritası, Seville Haritası’na göre yer.

 

DEVLET OLMAK İÇİN TANINMA ŞARTI YOKTUR. KKTC BİR DEVLETTİR.

 

Devlet olmak için tanınma şartı yok. Onun için KKTC bir devlet. Devlet olduğumuzun arkasında duralım. O tanınmıyor, tanınmadığı için devlet değil diyenler devleti aşındırıyorlar. Tanınsın ama daha da güçlü olsun. Ama devletimiz var! Tanınmıyorsa tanınmıyor. Ne olacak? Tayvan tanınıyor mu?

 

 

İNGİLİZLERİN HAK İDDİALARI VE EGEMEN ÜS VURGUSU

 

 

Burada ikinci konu şu. İngilizlerin üslerinin deniz yetki alanları. Bu kaşıntı oyunu bozar. İngiltere’nin AB’den ayrılmış olması ve AB’den ayrıldıktan sonra egemen üsleri nedeniyle. Egemen üs diğer üslerden farklıdır. Egemen üs demek, o üssün toprakları o ülkenin toprakları sayılır. Onun için bizim KKTC’deki üslenmemizin egemen üs olması gerekir. Ben Yeni Şafak gazetesine de bir demeç verdim. Egemen üs vurgusu yaptım orada. Çok önemlidir. Bizim müktesep hak elde edebilmemiz için ve burada kalıcı olabilmemiz için İngilizler gibi egemen üs elde etmemiz lazım. Bu kendi toprağı sanılan üslerin elbette bir deniz yetki alanı var diyor. Karasuları kadar şuandaki deniz yetki alanı.

 

 

Ama diyor ki İngilizler, şuralar benim MEB olacak diyor. Şu ışıma hatlarından çıkacak ve burası İngiliz gazetelerinde yer almıştır. O zaman bizim bunu kaşımamız lazım. Bunu desteklememiz lazım. Bu oyunu bozar. Bunu da ben yine 2013 yılında yazdım. İngilizlerin bu hak iddialarını.

 

BİZ KKTC İLE ORTAK BİR DENİZ YETKİ ALANLARI KULLANIM ANLAŞMASI İMZALAMALIYIZ

 

 

İşte KKTC’nin müstakil devlet olarak müstakil MEB’i. Eğer Türkiye’yi yok sayarsak.

 

 

Şimdi benim bir teklifim var. KKTC’yi nasıl güçlendiririz biz? Münhasır Ekonomik bölge olarak nasıl güçlendirebiliriz? Çok kolay. Biz KKTC ile ortak bir deniz yetki alanları kullanım anlaşması imzalamalıyız. Çünkü içeride çatlak sesler var. Ben milliyetçi görünen, Türkiye’de bir bayan. İsmini vermiyorum. Yeni doçent olmuş bir bayanın İsrail’le Türkiye’nin anlaşma yapmasına yönelik (hala Türkiye’de öğretim üyeliği yapıyor.) adanın deniz yetki alanını Türkiye çalıyor. KKTC’nin değil, adanın deniz yetki alanını Türkiye Cumhuriyeti çalıyor. O yüzden İsrail’le anlaşma fikrine karşıyım diyor. Ve İsrail’le anlaşma fikrini İsrail’ci olarak yansıtıyor. O zaman adanın deniz yetki alanının çalınmasından ziyade bu şeytanın tersten yanaşması durumunda olanlar ve Türkiye’ye karşı olanlar adadakilerin, onun önüne geçebilmek için bir deniz yetki alanları ortak kullanım anlaşması imzalanırsa Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan parçası, KKTC’nin Mavi Vatanı olur. Çok önemli bir şey. 189 bin km2’lik bir Mavi Vatana sahip olur KKTC.

 

 

LOZAN’IN 16. MADDESİ TÜRKİYE’NİN ELİNİ KUVVETLENDİRİR

 

Bizim Kıbrıs meselesine dahil olmamız Lozan’ın 16. maddesi çerçevesindedir. Lozan’ın 16. maddesi Türkiye’nin elini müthiş kuvvetlendiren bir şeydir. Her yerde kuvvetlendirir. Her yerde kullanması gerekir. Sadece Kıbrıs’ta değil.

 

 

 

 

 

Şimdi burayı okuyor adam. Her şeyden vazgeçmiş diyor. Çünkü neden? Adam diş hekimi, okuyor. Okuyor diş hekimi gibi bize yorumluyor. Bize Yunanlı yorumu yapıyor. Ama sonunda diyor ki “bu toprakların ve adaların geleceği (kaderi) ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir…” Bundan sonraki her düzenlemede ilgililer olacak diyor.

 

 

 

 

 

İşte bu Lozan’ın 16. Maddesini İngilizler bize hatırlatıyor. Gelin diyor siz ilgili devletsiniz diyor siz bu işe dahil olun diyor. Biz öyle dahil oluyoruz.

 

Ama bu hukuki zemin, bugün Musul, Kerkük, Suriye, Irak için kullanılabilir. Ama çok akıllıca kullanmak lazımdır. Dikkat etmek lazımdır.

 

Bugün Libya’da neden varız? 16. madde. Suriye’de neden varız? 16. madde. Irak’ta neden olmalıyız? 16. madde. Kıbrıs’ta neden olmalıyız? 16. madde. Kıbrıs’ta efendim muhalefet böyle demiş, adam şöyle demiş, Türkiye’yi istemiyorlarmış falan. Hiç fark etmez. Sen ister iste, ister isteme. Türkiye orada. Lozan’ın 16. maddesi gereğince. Onun için onlara da bunu söylemek lazımdır. Lozan’ın 16. maddesi gereğince burdayız biz demek lazımdır. Hiçbir şekilde Türkiye’nin onayı olmadan Sudan’da Yemen’de Libya’da Mısır’da şurada burada hiçbir sınır değişikliği olamaz, olamamalıdır. 

 

TÜRK DEGS BAŞKANI DOÇ. DR. CİHAT YAYCI'NIN TEBLİĞ SUNUMUNU YOUTUBE HESABIMIZDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.