Tugay ULUÇEVİK, Büyükelçi (E): Yunanistan’ın “Düşmanca Davranışı” Hakkında Değerlendirme

Sosyal Medyada Paylaş!

Yunanistan’ın “Düşmanca Davranışı” Hakkında Değerlendirme

 

Tugay ULUÇEVİK, Büyükelçi (E)

Son 10 gün içerisinde, Türk Hava Kuvvetlerine ait F-16'lar, NATO'nun müşterek tatbikatları çerçevesinde Doğu Akdeniz'de uçuş gerçekleştirdikleri sırada hem Yunanistan'a ait uçaklar hem Girit adasında konuşlandırılmış olan Rus S-300 hava füze sistemleri tarafından radar kilidi atılarak birden fazla defa  taciz edildiler.

Önce MSB kaynakları hadiseyi  NATO’nun angajman kurallarına göre “düşmanca hareket” sayıldığını hatırlattı.

Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan “bir ülke uçağına radar kilidi atılması düşmanca davranıştır. Hele bu uçak NATO görevi icra ediyorsa, bu düşmanlık doğrudan tüm üyeleriyle NATO’ya yapılmış demektir” açıklaması yaptı.

Görüşüme göre bir ülkenin uçağına bir başka devletin uçağı veya hava savunma sistemi tarafından radar kilidi atılması “saldırı” olayının gerçekleşmesinden bir önceki aşamadır.

Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik tahrik ve tacizlerinin iki maksadı olabilir:

Birincisi, içeride kanundışı telefon dinleme skandalı ile siyasî bakımdan zor durumda olan Mitsotakis Hükûmeti’nin kamuoyunun  dikkatini dışarıya, Türkiye ile bir gerginliğe odaklanmasını sağlama manevrasıdır.

İkincisi, Ege’nin karşı sahilinden bakış halinde ve ABD’den bugünlerde almakta olduğu ölçüsüz siyasî ve askerî destekten cesaret bularak, Türkiye’nin Yunanistan ile olan sorunlardaki tutumuna dair kararlılığını, mukabele imkân ve kaabiliyetini, şartları uygun görürse bazı emrivakilerde bulunma niyet ve tasavvuruyla test ediyor olabilir.

Emrivaki olarak Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin ötesine, meselâ (10 mil hava sahası uygulaması ile örtüşmesi için)  10 mile genişletme çılgınlığını ihtimal olarak ön plânda mütalâa ediyorum.

Türkiye’de yüksek siyasî seviyede “düşmanca davranış” olarak değerlendirilen bir eylemin, uluslararası barış ve güvenliği hem bölgesel hem küresel plânda tehlikeye düşüren bir davranış, fiil olarak kabul edilmesi gerekir.

Türkiye’nin ve Yunanistan’ın ikisinin de NATO üyesi olmaları muvacehesinde de, “düşmanca davranış” hadisesi hiç şüphe yoktur ki öncelikle NATO ittifakını doğrudan ilgilendirmektedir.

Türk – Yunan gerginliklerinin tarihî akışı içinde, başta ABD olmak üzere, müttefiklerimizin her gerginlik durumunda bize “İttifak içindeki dayanışma ve işbirliğini bozacak hareketlerden kaçınılması gerektiğini” hatırlatmış olduklarını bilenlerdenim. Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı mükerreren sergilediği “düşmanca davranışlar” karşısında müttefiklerimizin takınmış olduğu tutuma dair medyada bir bilgiye rastlamış değilim.

Türkiye, zaman kaybetmeden Yunan tahriklerini, “düşmanca davranışlarını” NATO’nun en üst siyasî karar organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’nin önüne getirmelidir.

Buna paralel olarak Yunanistan’ın “düşmanca davranışları” konusunu birincil mesuliyeti “uluslararası barış ve güvenliği idame ettirmek” olan BM Güvenlik Konseyi’ne taşımak üzere teşebbüslere başlanılmasında fayda mülâhaza ederim.

Kararlılığımızın Ege bölgesindeki bazı hareketliliklerle de hissettirilmesinin gerekebileceğini düşünürüm.

BM Güvenlik Konseyi’nin 2022 Eylül ayı Başkanı Fransa olacaktır. Konuyu değerlendirirken bu faktörü elbette dikkate almak gerekecektir.

Konsey’in geçici üyeleri halen şunlardır: Arnavutluk, Brezilya, Gabon, Gana, Hindistan, İrlanda, Kenya, Meksika, Norveç ve Birleşik Arap Emirlikleri.

Hatırlanacağı üzere, 1976 yaz aylarında Yunanistan Ege’nin tartışmalı alanlarında petrol arama faaliyetine girişince Türkiye de karşılık olarak Hora (Sismik I) araştırma gemisi ile araştırma çalışmalarına başlamıştı. Yunanistan Hükûmeti bu gelişme üzerine Türkiye’nin Yunanistan’ın kıta sahanlığını ihlâl ettiğini ileri sürmüş ve “bu durumun devamının uluslararası barış ve güvenlik için tehdit oluşturduğunu” öne sürerek BM Güvenlik Konseyi’nin toplanmasını talep etmişti. Ortada bugün kendisinin Türkiye’ye karşı takındığı “düşmanca davranışlar” mahiyetinde ve “uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye düşüren” bir durum yoktu. Güvenlik Konseyi yine de toplanmıştı. Toplantıya Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Bitsios katılmışlardı.

Güvenlik Konseyi 25 Ağustos 1976 tarihinde aldığı 395 saylı kararla, Türkiye ve Yunanistan’dan içinde bulunulan durumda âzami teenni ile hareket etmelerini; mevcut gerginlikleri azaltmak için mümkün olanı yapmalarını; aralarındaki uyuşmazlıkları halletmek amacıyla doğrudan müzakereleri başlatmalarını; aralarındaki hukukî ihtilâfların halledilebilmesi için başta Uluslararası Adalet Divanı olmak üzere münasip adlî organların katkısından yararlanabileceklerini hatırda tutmalarını istemiştir.

BMGK toplantısının sağlanması, Türkiye’ye, Yunanistan’ın Ege’deki tahrik hareketlerini, antlaşmalara aykırı olarak yaptığı toprak iktisaplarını, antlaşmalarla gayrıaskerî statüye bağlanmış adaların bu statülerine vaki ihlâllerini; hava sahasında 10 mil uygulamalarının hukuka aykırılığını, vs bütün delil ve belgeleriyle anlatma imkânı bahşedecektir.

Yunanistan’ın son olarak F-16’larımıza radar kilidi atma olaylarını, konuyu NATO Konseyi’nin ve BMGK’nin önüne getirmeden günlük protestolar ve demeçlerle dile getirilen tepkiler çerçevesinde tutmak, korkarım Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı cüretlendirecek ve yanlış bir hesap yaparak Ege’de savaşa sebep olabilecek bir adımı oldubitti şeklinde atmaya sevkedebilecektir.

BMGK’nın toplanması, aynı zamanda Türkiye için özellikle, Rusya, ABD, Çin, BAE, Arnavutluk ve Norveç gibi devletlerin ve ayrıca açılımlar yaptığımız Afrika kıtasından Gabon, Gana ve Kenya’nın Türk – Yunan uyuşmazlıklarındaki tutumlarını bu aşamada sınama imkânı verebilecektir. Bu sınamanın bizim için önemli olduğunu düşünmekteyim.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki   ilişkiler tarihinde, Yunan tahrik eylemleri sonucu gerginlikler Türkiye’nin enerjik mukabelesiyle hızlı tırmanma göstermesi halinde Yunanistan’ın ve yandaşlarının geri adımlar attıklarının; başta ABD olmak üzere müttefiklerimizin ancak o zaman gecikmeksizin nispeten tarafsız görünen bir diplomasiyi devreye soktuklarının meslek hayatımda yaşadığım somut örnekleri vardır. 1967, 1974, 1996’daki gelişmeler bazı örneklerdir.

31 Ağustos 2022