TURKIYE KKTC ILE DENIZ YETKI ALANLARI ORTAK KULLANIM ANLASMASI IMZALAMALI

Sosyal Medyada Paylaş!

ASAM TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı, 30 Aralık 2021 tarihinde Ulusal Kanal’a konuk oldu. 22 Aralık 2020 tarihinden itibaren Türkiye’nin sismik araştırma ve sondaj gemilerinin Türkiye’ye reva görülen alana, Seville haritasına çekildiğini defaatle vurgulayan Yaycı, politik diplomasi araçlarını hukuki ve diplomatik yönden çok çok iyi kullanmamız gerektiğini belirtti. Türkiye-KKTC deniz yetki alanları ortak kullanım anlaşması önerisine de değinen Yaycı, “Masada güçlü olmak için sahada güçlü olmak gerekir. Sahada güçlü olmak için ise sahada var olmak lazımdır.” değerlendirmesinde bulundu. Yaycı, KKTC bayraklı sismik ve sondaj gemilerinin Katar ve Exxon Mobile gibi firmaların yanında arama yapması bölgedeki dengeleri Türkiye ve KKTC'nin lehine etkin bir şekilde dönüştürebileceğini belirtirken, bu stratejinin çok boyutlu kazanımlar sağlayacağını da vurguladı.

 

DEVLETİ YÖNETENLER SIRTLARINDA YUMURTA KÜFESİ TAŞIYORLAR

 

22 Aralık 2020 tarihinden itibaren sismik araştırma ve sondaj gemilerimizin geri çekildiğini defaatle vurgulayan Yaycı, “22 Aralık 2020 tarihinden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti maalesef AB’nin, ABD’nin, Yunanistan-Rum ikilisinin bir nevi kullanmasıyla, etkilenmesiyle, talepleri konusunda baskı altına almasıyla, Türkiye’ye bir yaptırım uygulamışlar ve 22 Aralık 2020’de de bu yaptırımın neticesinde Türkiye müzakereye açığım söylemiyle gemilerini Doğu Akdeniz’den Seville Haritası sınırları dışındaki ön görülen alanlardan çekmiştir. Bu tabii devleti yönetenler sırtlarında yumurta küfesi taşıyorlar. O nedenle, birçok, çok boyutlu mutlaka hesaplamalar gerektiriyor. Riskler gerektiriyor, al verler gerektiriyor vs. Onu bilemiyorum. Ama ben olaya sadece deniz hukuku açısından ve Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimiz açısından bakıyorum. 22 Aralık 2020’den itibaren gemilerimizin bir tanesi hariç hepsi Karadeniz’e gönderildi. Şimdi tek gemimiz kaldı Doğu Akdeniz’de ve Doğu Akdeniz’de kalan gemimizde Seville haritasında bize ön görülen alanın dışarısına hemen hemen çıkmadı. Biz de bunu 22 Aralık 2020’den sonra navtexlerle çıkmadığımızı çok anlamsızca etrafa, dünyaya duyurduk. Dedik ki biz Seville Haritasının içerisinde kalıyor. Bakın koordinatlarımızda budur!” değerlendirmesinde bulundu.

 

TÜRKİYE NE KAZANDI?

 

22 Aralık 2020 tarihinden itibaran sismik araştırma ve sondaj gemilerimizin geri çekilmesini sert bir dille eleştiren Yaycı, “Bunun neticesinde ne oldu? Bunun neticesinde Türkiye ne kazandı?” diye sordu. Yaycı, “Benim gözlemlediğim kadarıyla Türkiye hiçbir şey kazanmadı. Karşı taraf ne verdi? Karşı taraf hiçbir şey vermedi, vermediği gibi almaya kalkıyor. Neden? Çünkü GKRY’yi görüyoruz ve 5. numaralı sözde parselindeki bunun önemli bir kısmı Türkiye’nin deniz yetki alanları içerisinde kalır. Ve 10 numaralı parselde de dün gece itibariyle sondaja başlayacağını duyurdu. Burada 5 numaralı parselde Türkiye’nin doğrudan hakları olduğu gibi 5 ve 10 numaralı sözde parsellerde KKTC’nin de hakları vardır. Şimdi bizim bu yıllardır süregelen söylemimizdir. Adanın etrafında bütün sularda KKTC’nin hakları vardır. Eğer KKTC adanın bir parçasıysa GKRY tek başına, bir yerde benim hakkım vardır diyemez! Burada KKTC’nin de hakkı vardır. KKTC’nin hakkı olduğuna göre her yerde, KKTC’nin onayı olmaksızın hiçbir yerde faaliyet gösterilemez demektir aslında bu. KKTC rızası alınmadan hiçbir şey yapılamaz demektir. KKTC’nin de en az GKRY kadar adanın tümünde hakları vardır. Münhasır ekonomik bölgeyi tek başına GKRY’nin ilan etmesi kabul edilemez demektir. Ama bunları sade sözle değil, fiiliyatta da göstermek lazımdır.” değerlendirmesinde bulundu.

 

EĞER POLİTİK DİPLOMASİ İŞLEMİYORSA…

 

Türkiye’nin de başını belaya sokmadan yapmak lazımdır bu işleri diyen Yaycı, “Yani şöyle yapmak lazımdır. Askeri tedbirleri uygulamak, askeri gemilerle bunları önlemek, bunlar diplomasinin işlemediği anlamına gelir. Neden? Çünkü eğer politik diplomasi işlemiyorsa, politik diplomasi çalışmıyorsa siz savunma diplomasisini uygulamaya kalkarsınız ki savunma diplomasinin uygulanması çok hassas dengeleri gerektirir. Bu politik diplomasinin başarısızlığını savunma diplomasisi ile örtme gayretidir. Ve her an devleti de milleti de çatışmaya sokabilirsiniz. O yüzden politik diplomasi araçlarını hukuki ve diplomatik yönden çok çok iyi kullanmak gerekir. İşte bizim bütün çabamız, gayretimiz de Türkiye’nin politik diplomasiyi en iyi şekilde kullanması üzerinedir. Şimdi bizim gördüğümüz eksik, Türkiye’nin politik diplomasiyi eksik, yeterince iyi/maharetli kullanmadığı noktasındadır. Burada iki nokta vardır. Birisi Türkiye’nin menfaatleridir. Birisi de Türkiye’nin anavatanın bir parçası yavru vatan diye tarif ettiğimiz, ayrılmaz bir Türk milletinin parçası olan KKTC’nin haklarının savunulmasıdır.” dedi.

 

TÜRKİYE ÇEKİLDİKÇE ÜZERİNE GELİNMEYE DEVAM EDİLİYOR!

 

Hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin hak ve menfaatlerinin savunulması gerektiğini belirten Yaycı, “Şimdi bu ikisini nasıl yapacağız? İkisini nasıl savunacağız?” diye sordu. Yaycı, “Ortada bir gerçek var. Türkiye 22 Aralık 2020’den itibaren çekildi, çekildikçe üzerine gelinmeye devam ediliyor. Emperyalist güçler, emperyal emellerinden vazgeçmediği gibi Türkiye’yi iyice ezmek istiyorlar. Yani senin çekilmen yeterli değil, yok ol diyorlar! Şimdi bunun karşılığında Türkiye ne yapmalıdır? Türkiye’de efendim karşımızda şu var, bu var, bilmem ne var… Ya GKRY’nin nesi var Allah aşkına? Donanması mı var? Hava Kuvvetleri mi var? Nesi var? Adamlar bizi Seville haritasının içine hapsettiler! Neyle hapsettiler? Silahla mı hapsettiler? Kimse bize ateş mi açtı? Yooo. Kimse bizi bombaladı mı? Yooo. Diplomatik olarak adamlar maarif bir oyun oynadılar. Ve Rum-Türkiye ilişkilerini, Yunan-Türk ilişkilerini döndürdüler AB-ABD-Türkiye ilişkilerine. Ee bi ne yaptık? İğneyi biraz batıralım kendimize. Biz, efendim müzakere! Ya Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de kıyısı yok. Kime neyi müzakere ediyorsunuz Allah aşkına ya. Yunanistan adalar ülkesi mi? Arşipal devleti mi Endonezya, Japonya gibi de Yunanistan’ı muhatap alıyoruz? Sözde bile Yunanistan’a verilen taviz var. Müzakere edelim sözü Yunanistan’a tavizdir. Çok net söylüyorum. Deniz hukukunu bilen hiç kimse bunu kabul edemez. Bu cahilce laflardan vazgeçmek lazımdır. Ne demek müzakere edelim? O zaman da şöyle diyorlar savaşalım mı? Ya kardeşim ne savaşması ya? Sen elindeki, diplomatik, hukuki araçları bir kullan önce. Önce bir MEB ilan et ondan sonra konuşalım. Ettin mi? Yok. 2003’de GKRY münhasır ekonomik bölge ilan ettiğinde diplomasinin temel ilkesi, aynıyla karşılık verme hareketini yaptın mı? Yapmadın.” ifadelerini kullandı.

 

AB’YE GİRERİZ SÖZÜ NE KADAR İNANDIRICI?

 

Avrupa Birliği’ne gireriz sözü ne kadar inandırıcı ya? diye soran Yaycı, AB’ye gireceğiz diye taviz veren aklı çok sert eleştirdi. Yaycı, “Adamların (AB’nin) hepsi bizi dışlıyor. Ben bir Türk vatanperveriyim. Atatürk’ün neslinden geliyorum. Ne demek Yunanistan’a AB için el ayak ovalamak? Yunanistan nedir ya? Yunanistan bizim toprağımız değil miydi şundan 100 yıl öncesine kadar? Değil miydi? Yakışıyor mu Türk Devletine? Yunanistan evet derse biz AB’ye mi gireceğiz yani? Yunanistan kim ya? Şu söylemde bulunan kişinin ağzına pat diye vurmak lazım. Adam bizim bakanların yanında şöyle diyor. ‘Siz böyle yaparsanız bizde Türkiye’nin AB’ye girişini destekleriz.’ Ya birisinin de çıkıp demesi lazım. Sen kimsin ki kardeşim? Boyunun ölçüsünü bil demesi lazım. Öyle bir şey diyor mu? Bunun söylenmesi lazım. Buna gerçekten bir ayar verilmesi lazım.” ifadelerini kullandı.

 

TÜRKİYE KKTC İLE DENİZ YETKİ ALANLARI ORTAK KULLANIM ANLAŞMASI İMZALAMALI

 

Türkiye’nin KKTC ile deniz yetki alanları ortak kullanım anlaşması imzalaması gerektiğini defaatle belirten Yaycı, “5 ve 10 numaralı parsellerde yapmamız gerekenler bellidir. Bizim stratejik hamleler yani satranç hamleleri yapmamız lazım. Ben bu meseleyi oldukça yoğun düşündüm. Bizim KKTC ile ortak kullanım anlaşması imzalamamız gerekmektedir. Eğer KKTC ile ortak kullanım anlaşması imzalarsak bu durum KKTC’nin deniz alanlarını 8 kat arttıracak bir adım olacaktır. Çıkarılan kaynaklarda da KKTC’ye pay verilmiş olunur ve bu sayede KKTC’nin ekonomik refahına da büyük katkı sunulmuş olunur.” dedi.

 

BU ANLAŞMA SAYESİNDE TÜRKİYE DİPLOMATİK BASKILARDAN ETKİLENMEYECEK VAZİYETE GELECEKTİR

 

Türkiye-KKTC deniz yetki alanları ortak kullanım anlaşmasının detaylarına da değinen Yaycı, “Bu anlaşma sayesinde KKTC, Doğu Akdeniz’in tamamında söz sahibi olabilirken, Türkiye’de bu durum ile paralel bir şekilde adanın ve Doğu Akdeniz’in genelinde söz sahibi olabilecektir. Şimdi konuya hakim olmayan bazıları çıkıp; “Yahu biz zaten KKTC’nin alanlarında arama ve sondaj faaliyetleri yürütüyoruz” diyebilir. Bizim bu anlaşma önerisindeki temel amacımız, hukuki bir zemin yaratmaktır. KKTC ile yapılacak anlaşma sayesinde hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin egemenlik hakları sahada uygun ve güçlü bir şekilde meydana gelecektir. Bu anlaşma sayesinde Türkiye, diplomatik baskılardan da etkilenmeyecek vaziyete gelecektir.” 

 

KKTC MUHATAB ALINAN BİR AKTÖR HALİNE GELECEK

 

Anlaşma sayesinde, Türkiye diplomatik baskılardan vareste olacağını ve KKTC’nin muhatap alınan bir aktör haline geleceği belirten Yaycı, anlaşma KKTC’nin de güçlendirilmesine imkan veren koşullar yaratır değerlendirmesinde bulundu. Yaycı, “Biz sismik araştırma ve sondaj gemilerimizin bir veya birkaçını KKTC’ye kiralar veya geçici süreliğine devreder isek ve bu gemilere KKTC bayrağı çekilirse Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye ve Türk Milleti’ne karşı kurulan oyunların bozulması yönündeki en ciddi adımlardan birisini atmış oluruz. Bu hamle tıpkı satrançtaki şah ve vezir çekmek gibidir. Batılılar KKTC bayraklı bir geminin sondaj ve arama faaliyetlerine itiraz edemeyeceklerdir, etmeleri durumunda ise KKTC’yi muhatap almak yani tanımak durumunda kalacaktır. Bu karşı tarafı oldukça zorlayan bir hamle olacaktır. KKTC üzerinden Türkiye’ye gelecek bir itirazda ise muhatabın direkt KKTC olarak gösterilmesi sağlanacak ve bu sayede de KKTC’nin aktör olarak varlığını ortaya koyması sağlanacaktır. KKTC bayraklı sismik ve sondaj gemilerinin Katar ve Exxon Mobile gibi firmaların yanında arama yapması bölgedeki dengeleri Türkiye ve KKTC lehine etkin bir şekilde dönüştürecek ve çok boyutu kazanımlar sağlayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

 

UKRAYNA İÇİN KİMSE SICAK ÇATIŞMAYA GİRMEZ

 

Yaycı, “ABD’nin Ukrayna ve Rusya arasındaki artan gerilimlere karşı Akdeniz’de tutmaya yönelik verdiği güvence de dostlar alışverişte görsün hamlesinden başka bir şey değildir.” Değerlendirmesinde bulundu. Yaycı, “Kurmay terimleriyle konuşmak gerekirse her amiral ve denizci Karadeniz gibi küçük bir denize, yüksek değerlikli unsur sokulmayacağını gayet iyi bilir. Yani ABD, Ukrayna için yüksek değerlikli unsur olan 6. filosunu sokmaz. Böyle bir riski Ukrayna için almaz. Karada ve vekalet savaşlarıyla çözülebilecek bir mesele için yani Ukrayna için kimse sıcak çatışmaya girmez.  Örneğin; Suriye rejimiyle ABD sıcak çatışmaya girmemiştir. Bu gerilim hususunda ise 2012 yılında ben bir değerlendirme yapmıştım. Rus tarihini iyi okumuş ve Rusları iyi tanıyan birisi olarak Rusya’nın Kırım’ı ilhak edeceğini belirtmiştim. Alınacak tespitler bellidir; Uluslararası hukukta kılıf yaratacak alan bırakmamaktır.” ifadelerini kullandı.

 

Konuşmalarını “Masada güçlü olmak için sahada güçlü olmak gerekir. Sahada güçlü olmak için ise sahada var olmak lazımdır.” ifadeleri ile bitiren Yaycı, KKTC ve Türkiye arasında deniz yetki alanları ortak kullanım anlaşması önerisini ve KKTC bayraklı sondaj ve sismik vurgusunu yineledi.