TURKLERIN BULUNDUKLARI ULKELERDE YASADIKLARI SORUNLAR

Sosyal Medyada Paylaş!

Tarihsel süreçte bakıldığında dünya üzerinde yaşayan topluluklar arasında sürekli olarak çeşitli sebeplerle yer değiştirme faaliyetleri yaşanmış ve yaşanmaktadır. Bunlar arasında önemli bir yere sahip olan Türk kökenli topluluklar tarih boyunca farklı sebeplerden dolayı sürekli yer değiştirmişlerdir. Yerleştikleri, bulundukları bölgelerde siyasi ve toplumsal bağlamda sorunlar ortaya çıkmış ve bu sorunlar günümüze kadar ulaşmıştır. Dünya üzerinde yaşayan topluluklardan Türklerin günümüzde yaşadıkları yönetim ve toplumsal yaşamda sorunları bu çalışmada ele alınmaya çalışılacaktır.

 

      AB Ülkeleri:

 

Yabancı düşmanlığı Danimarka, İsveç, Norveç ve İtalya’da, İşsizlik İsveç, İngiltere ve Belçika’da, Dil sorunu Danimarka’da, Fırsat eşitliği İngiltere ve

İsveç’te, Çocukların eğitimi Danimarka ve İsveç’te, Kuşak çatışması Danimarka’da, Aile birleşimi Danimarka ve İsveç’te, uyuşturucu ve alkol İsveç ve İsviçre’de, örgütlenme ise Danimarka’da diğerlerine göre daha problem olarak görülmektedir. İskandinav ülkeleri sorun yaşanan ülkelerin başında gelmektedir.1

 

 

Yakın geçmişte, hızlı şehirleşme ve sanayileşme sayesinde artan refah ve istihdam imkânları özellikle alt gelir grubu ve kırsal kesimden pek çok kişinin köy, kasaba veya ilçe merkezlerinden kent merkezlerine iç göç etmelerine neden olmuştur. Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerden daha gelişmiş olarak nitelendirilebilecek ülkelere doğru gerçekleşen dış göç hareketinin ülkemizdeki yansıması işgücü göçü şeklinde olmuştur. Bu anlamda gelişmiş ülke sayılan Avrupa ülkeleri ve ABD başlıca göç merkezleri haline gelmiştir.

 

Türkiye’de genel olarak 1950’li yıllarda başlayan iç göç hareketleri, 1960’lı yıllarda da dış göçle devam etmiştir. İstatistikler, dış göçün çoğunlukla kırsal yerleşim yerlerinden gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bu durum göçmenlerin, göç alan ülkelerin kent merkezlerinde daha fazla uyum problemi yaşamalarını da beraberinde getirmiştir.

 

Yurtdışına işçi göçünün en yoğun olduğu 1960’lı yıllarda Türkiye’deki yaklaşık 28 milyon nüfusun büyük bir bölümünün kalifiye olmayan iş gücünden oluştuğu görülmektedir. Dolayısıyla Türk işçiler, önceleri “misafir işçi” olarak görüldükleri Avrupa ülkelerinde, ev sahibi ülkenin vatandaşları tarafından rağbet görmeyen, ağır fiziki güç gerektiren ve düşük ücretli işlerde istihdam edilmişlerdir. Türkiye’den 1961-1973 yılları arasında yurtdışına göç eden yaklaşık 780 bin işçinin %82'si Batı Avrupa ülkelerine, bunların da yaklaşık %84’ü Almanya'ya göç etmiştir. 2000’li yılların başlarında Almanya’da bulunan Türk işçi sayısı yaklaşık 326 bin, Hollanda’da 309 bin, Avusturya’da 134 bin, İsviçre’de 80 bin, İngiltere’de 79 bin ve Belçika’da 70 bin civarındadır. İsveç, Danimarka, İtalya, Norveç ve Finlandiya’da ise sayı daha da azdır. “Türkiye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 31.12.2010 verilerine göre de AB ülkeleri arasında en çok Türk vatandaşı bulunan ülke Almanya’dır, ardından sırasıyla Fransa, Hollanda, Avusturya, İngiltere, Danimarka, Yunanistan ve Belçika gelmektedir.

 

Sorunlara örnek olarak Avrupa ülkelerinin ilk göç aldığı yıllardan bu yana yaşanan konjonktürel dalgalanmaların cevaplarıyla özetlendiği bir çalışmadaki sorulardan örnek verecek olursak :

 

      Soru: Türk ya da Müslüman olmanız dolayısıyla, bugüne kadar her hangi bir ayrımcılığa maruz kaldınız mı?

 

      Cevap: "Aslına bakarsanız maalesef buraya geldiğimden beri kendimi hiç bir zaman kabul edilmiş hissetmedim. Bazen kendi kendime bende mi problem var acaba diye düşünmekten geri kalmadım. Ama gittiğiniz yerde size sürekli yabancı davranılıyor ve ayırımcılık yapılıyorsa siz de artık mecburen kendinizi yabancı hissediyorsunuz. Biz oturduğumuz mahallede yabancı, çarşıda pazarda yabancı, çocuğumuzun okulunda yabancı olmaktan bir türlü kurtulamadık. Buraya göç edeli yarım asır olmasına rağmen hala ülkenin insanları tarafından kabul edilmiş değiliz. Ayırımcılıkla ilgili başımıza bir değil, onlarca olay geldi elbette. Ancak bunlara alıştık artık. Buna rağmen yine de insanı derinden etkileyen olaylarda olmuyor değil. Bugüne kadar beni derinden etkileyen ayırımcılığa maruz kalma olayını sizinle paylaşmak isterim. Çünkü bu mesele benim için boş ver diyebileceğim bir mesele değil. Çocuğumun, dolayısıyla geleceğimin etkilendiği bir olay olduğu için beni derinden üzmüştür.Kızım anaokulunun son sınıfına gidiyordu. Okulun sonuna doğru bir gün arabayla yolda giderken kızımın trafik tabelalarını okuduğunu gördüm. Annesine: “Sen harfleri öğrettin mi?” diye sordum,“hayır” dedi. Meseleyi öğretmenine açtık; “Olamaz, siz yanlış değerlendirmişsinizdir” dedi. Ama sonunda o da kabul etti. Anaokulunun diploma şöleninde kızımın sınıfındaki çocukları masal dinleyen, kızımı da masal okuyan olarak hazırlamışlar. Kızım kitaptan masal okudu, arkadaşları dinledi. Program sonunda okul müdürü gelen ailelere kızımın ezbere masal anlatmadığını, kitaptan okuduğunu söylediğinde çok istekli olmayan bir alkış aldı. Normal şartlarda böyle bir çocuk özel ilgilenilecek çocuklar arasına alınarak eğitilmelidir. Bütün ülkelerin eğitim sisteminde bu böyledir. Ama ben başımıza geleceği tahmin ederek hanımıma kızımın gideceği ilkokula giderek müstakbel öğretmeniyle görüşmemiz gerektiğini, çünkü bu durumu bilmezse kendisini rahatsız edebileceğini ve kızıma karşı yanlış bir harekette bulunabileceğini söyledim. Hanımım anaokulundan mutlaka bilgilerin ulaştırılacağını düşünüyordu. Buna rağmen benim ısrarımla öğretmenle konuşmaya gittik. Öğretmen hanıma durumu izah ettiğimde küçümseyen bir eda ile kendisine bir bilgi verilmediğini, bizim de yanlış görmüş olabileceğimizi söyledi. Şahsımın da bir eğitimci olduğumu söylememe rağmen maalesef sadece dinledi. Okulun başlamasından sonra ise kendisi bizi arayarak kızımı ikinci sınıfların Hollandaca dersine vereceğini ve bununla ilgili müsaade istediğini, bir ay sonrasında ise ikinci sınıfında düşük seviye geldiğini, üçüncü sınıflarla birlikte ders göreceğini söyledi. Ama bütün bunlara rağmen kızım özel bir ilgi görmedi. Acaba bir Belçikalı çocuk olsaydı böyle mi davranırlardı? Siz de bilirsiniz ki, bu tip öğrenciler yetenekleri keşfedilerek ona göre eğitim görmezlerse sonradan çok kötü bir duruma düşebilirler. Onca müdahalemize rağmen maalesef korktuğumuz başımıza geldi.2

 

Genel olarak Avrupa'da yükselen İslam fobisi, Hristiyan Avrupa'da Türklerin istenmediğine dair inançlar oluşturmaktadır. Bir yandan köktencilik, bir yandan ırkçılık, bir yandan İslam düşmanlığı ile karşı karşıya kalan Avrupalı Türklerin birinci kuşağı yurt ile özdeş durumdadır.

 

 

      Almanya:

 

Adeta bölünmüşlüğün bir göstergesi niteliğinde ve 4 bin civarında Türk derneği bulunmaktadır. Bunların 2 bini Cami derneğidir. Dernekler, genel itibariyle sivil toplum gücünü kullanamamaktadır.

 

Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşların en önemli sorunu; Kimlik Sorunudur (Eğitim ve Anadil Meselesi). Avrupa’da Türkçe dersleri, seçmeli olarak verilmekte, ancak bu seçmeli dersler için farklı okullara gitmek gerekmektedir. Türkçe dersi alınması zorlaştırılmış haldedir. Çocuklar Türkçe adına ne öğreniyorlarsa, evde öğrenmektedir. Ailelerin de Türkçeleri kısıtlı bir durumdadır. Türkçeyi iyi öğrenemeyen çocuklar, bulundukları ülkelerin dillerini öğrenmede de sorun yaşıyorlar ve hem Türkçe hem de Avrupa dillerinden biriyle kendisini tam olarak ifade edemeyen, çekingen nesiller yetişmektedir. Her dernek ve cemaat, bu sorunlara kendince çözümler üretmeye çalışıyor ve böylece birbirinden kopuk bir toplum haline geliyor.

 

Irkçılık yüzünden, Türk çocuklarının notları düşük tutulmaktadır. Avrupalılar, Türklerin işçi ve ustabaşı olarak kalmasını istemekte ve bu yönde faaliyetlerde bulunmaktadır.

 

Çifte vatandaşlık sorunu, çocuklara devletin el koyup yabancı ailelere vermesi ve böylece çocukların milli ve manevi değerlerinden uzak yetişmesi sorunu ve entegrasyon sorunu gibi sorunlar, başlıca sorunlar arasındadır.

 

Türkiye, yurtdışındaki vatandaşlarımızı örgütlemelidir. Batı Avrupa Türklüğü, kendi imamını ve öğretmenini yetiştirmek durumundadır. 3

 

      Fransa:

 

Fransız Nüfus Araştırma Enstitüsü (INED) ve İstatistik Araştırmalar Enstitüsü (INSE)'nün 2016 Ocak ayı başında yayınladığı "Trajectoires et Origines-TeO / Gelinen Köken Ve Gidilen Yollar" adlı rapor göçmenlerin ülkedeki durumuna ilişkin alarm vermektedir. Raporda göçmen çocuklarının önünde hala ayrımcılık ve işsizliğin en büyük sorunlar olarak kalmaya devam ettiği vurgulanmaktadır. Bir başka önemli tespit ise, ilk nesil işçilerin çocuklarının anne ve babalarından daha yüksek oranda işçi olmaları.

 

Türkiyeli göçmenler açısından en kaygı verici gerçek, Türk çocuklarının okula gitme oranının hala Afrikalı gençlerden bile düşük olmasıdır.

 

Fransız toplumunun genelinde, kız çocuklarının %65'i 'BAC' adı verilen lise bitirme sınavlarından başarıyla çıkıyor. Bu oran Çinli kız çocuklarında %80, Kamboçya, Vietnam ve Laoslular'da %70, Gineliler'de %69, Cezayirliler'de %51, Türk göçmenlerin kızlarında ise %38 seviyesine geriliyor.

 

Göçmen erkek çocuklarının eğitim seviyesi ortalaması ise toplum ortalamasının daha da altındadır. Rapora göre, Fransa genelinde lise bitirme sınavını geçen erkek öğrenci ortalaması %59 iken, bu rakam göçmen erkek çocuklarında %48'e geriliyor. Afrika ülkelerinden gelen genç erkeklerin %40'ı, Cezayirliler'in %41'i, Türk kökenli erkek çocuklarının ise yalnızca %26'sı lise diplomasını alıp üniversiteye girmeye hak kazanıyor.

 

Türk kökenli gençlerde üniversiteye gitme oranı da hayli düşük. Genç kızların %13’ü, erkeklerin ise %17’si üniversiteye gidiyor.

 

Gençler entegre olmak, eşit birey olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak adım atma sırası topluma gelince, aynı karşılığı göremiyorlar. Bu noktada tıkanıklık oluşuyor. İkinci neslin, ailelerinden daha sert bir ayrımcılıkla karşı karşıya olduğunu, Mağrip ülkeleri, Afrikalılar ve Türkiyeli gençlerin bu tıkanıklıktan olumsuz etkilendiğini dile getiriyor. Bunun en önemli sebebinin göçmen gençlerinin kalifiye eğitim almamalarından kaynaklığına dikkat çekiliyor. Okul başarısızlığı nedeniyle iş dünyasından dışlandıkları özellikle vurgulanıyor. Durum böyle olunca, hassas banliyölerde yaşayan gençler hızlı bir şekilde kendi içlerine kapanıyor ve gettolaşıyor. Etnik ve sosyal 'apartheid'ler oluşturuyorlar.4

 

 

 

      Yunanistan:

 

Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi sonucu, Batı Trakya haricinde Yunanistan’da yaşayan Müslüman Türk nüfus ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada dışında ülkemizde yaşayan Rum Ortodoks nüfus yer değiştirmiş, anılan yerlerde yaşamakta olan nüfusa ise azınlık statüsü tanınmıştır.

 

Batı Trakya’da yaklaşık 150.000 kişilik Türk Azınlığı nüfusu bulunmaktadır. Batı Trakya Türk Azınlığı (BTTA), başta 1923 tarihli Lozan Barış Anlaşması olmak üzere, uluslararası ve ikili anlaşmalardan kaynaklanan haklarından tam olarak yararlanma konusunda engellerle karşılaşmaktadır. Etnik kimliğin inkârı ve dernekleşme özgürlüğünün ihlali, Eğitim alanında eşit imkânlardan yararlanamamaları, Dini özgürlükler alanında yaşanan sıkıntılar, Türk Azınlığa ait vakıfların, otonomilerini tanımayan ayrımcı mevzuata tabi olması, 60.000 civarında olduğu tahmin edilen 19. madde mağdurlarına Yunan vatandaşlığının geri verilmemesi, Siyasi temsil düzeyinin düşüklüğü, İfade ve basın özgürlüğünde karşılaşılan sorunlar, Cami ve minare inşası için gerekli izinlerin alınmasındaki sıkıntılar ile Batı Trakya dışındaki tarihi camilerde ibadet etme taleplerinin olumsuz yanıtlanması başlıca sorunlar arasında görülmektedir. 5

 

 

      Rusya: 

 

Son dönemlerde sokakta “Slavlar” ve “Gayri-Slavlar” genelde ise “Ruslar ve Gayri-Ruslar” ayrımı gibi etnik sorunlar yaşanmaktadır. Bu etnik sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet veren başlıca etkenler şunladır:

 

Rusya’da etnik sorunların yaşanmaması için farklılıklara saygı temelinde bir anlayışın yaygınlaşması gerekmektedir. Ancak devlet farklı dile, dine ve ırka sahip bu halkları kaynaştıracak, birleştirecek müsamaha, hoşgörü ve diyalog siyaseti üretememektedir. İnsandan çok, devletin prestijini artırmaya yönelik pahalı projelere

ve eşyaya yatırım yapılmış, halkın refah seviyesi ve ekonomik durumu istenilen seviyeye bir türlü yükselememiştir. Devamlı surette “Ruslar demir yumruğu sever” şekliyle, halka totaliter yönetim şekli benimsetilmiş ve halk baskı altında tutulmuştur. Halk devlet kontrolündeki basın tarafından yanlış yönlendirilmiş, basında ve televizyonda saatlerce gösterilen ve izlenme rekorları kıran kriminal programlarda gayri-Rusların işlediği küçük suçlar abartılarak, basın bütün işlenen suçları gayri-Rusların islediği gibi düşmanca bir dil kullanmış, televizyon kanallarında özellikle Orta Asyalılar ve Kafkasyalılarla alay eden programlara yer verilmiştir. Eğitim sisteminde başta Tatarlar ve Kafkasyalılar olmak üzere gayri-Ruslar düşman gibi öğretilmiştir. Halkın dinî, millî değer ve duyguları devlet tarafından siyasi araç olarak kullanılmıştır. Azeri, Ermeni, Gürcü, Karaçay, Dağıstanlı, Balkar, Osetin, Çeçen ve Kafkaslarda yaşayan diğer milletlere “Litso Kafkaszkoy Natsionalnosti” yani “Kafkas Yüzlü Milletler”, Kalmık, Yakut, Hakas, Buryat, Tuvalı, Kırgız, Kazak, Özbek, Tacik, Çinli ve Vietnamlılara ise “Litso Aziatskoy Natsionalnosti” veya “Aziat”, yani “Asya Yüzlü Milletler” şekliyle alaycı ve itici bir hitap kullanmaktadır. Basında sarı sayfalardaki ilanlar bölümünde “Kiralık ev sadece Slavlara” veya “Kiralık ev Kafkas ve Asya yüzlülere Hariç” şekliyle oldukça sık ilanlar verilmekte ve yayımlanmaktadır. Bu ırkçı genelleme anlayışı, Kafkas ve Asyalı milletler arasında kültür farklılıklarına rağmen bir birliktelik doğururken, bu milletleri Ruslardan uzaklaştırmış ve birbirlerine nefret eder duruma getirmiştir. Pasaportlarda başta Tatarlar olmak üzere Rusya’da yaşayan milletler için büyük önem arz eden hangi milletten olduğu ibaresi kaldırılmış, Latin alfabesi yasaklanmış, devlet federal bir yapıdan çok üniter yapıyı andırır hale gelmiştir. 6

 

      Suriye:

 

Konu ile ilgili en son yapılan saha araştırması sonucunda elde edilen güncel verilere göre Suriye’de 1.5 milyon Türkçe konuşan, 2 milyon da Türkçe konuşamayan toplam 3.5 milyon Türkmen vardır. ORSAM tarafından yapılan araştırmadaki verileri, bugün hem Türkiye hem de Suriye Türkmenlerinin meşru temsilcisi olan Suriye Türkmen Meclisi, “resmi veri” olarak kabul etmektedir.

 

Hafız Esad, 30 yıllık iktidarının adeta parolası olan “Büyük Suriye Ütopyası” bağlamında oluşturmaya çalıştığı “Tek Suriyeli Kimliği” politikası çerçevesinde, Türkmenleri asimile ederek “Araplaştırma” politikası izlemiştir.

 

İzlenen bu Araplaştırma politikası çerçevesinde ilk olarak köylerin isimleri değiştirilmiş, akabinde ise coğrafi olarak dağınık olmaları için Türkmen bölgelerinin arasına Arap nüfusu yerleştirilmiştir. Her türlü siyasal, kültürel ve sosyal haklardan yoksun bırakılan Türkmenler korku kültürüne hapsedilerek aralarında örgütlenemedikleri için kimliklerini korumakta güçlük çekmişlerdir. Açıkça söylemek gerekirse söz konusu baskı ve tehdit merkezli dönem içerisinde “Türkmen” olmak Türkmenler için çok zor bir durumdur.  Sistem/rejim her şekilde “Suriyeli” üst kimliğini dayatmaktadır. Böylesine bir süreçten ve süzgeçten geçen Suriye Türkmenleri özellikle dil konusunda büyük oranda Araplaştırma politikasına maruz kalmışlardır. Eğitim sisteminin katı bir şekilde Arap/Suriye milliyetçiliği ile örülü olması Türkmenlerin “milli ve kültürel kimliğini” direk olarak hedef almıştır. Kırsalda yaşayan Türkmenler her ne kadar resmi olarak değil ama gayri resmi olarak Türkçeyi kullanmaya devam etseler de şehir merkezlerinde yaşayan Türkmenler Türkçeyi unutmaya mahkûm edilmişlerdir. Yine kırsaldaki Türkmenlerin kendi aralarında evlilikler yapmış olması Türkmen kimliğini ve Türkçeyi muhafaza etmek konusunda etkili olsa da kentli Türkmen nüfus için aynı şey söz konusu olmamıştır.

 

Suriye’deki Türkmenlerin demografik yapısına bakıldığında ise ilginç bir harita ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bayat, Avşar, Karakeçili, İsabeğli, Musabeğli, Elbeyli, Akar, Hayran, Çandırlı, Sincar, Bayır-Bucak başta olmak üzere birçok Türkmen boyu yaşadığı Suriye’de oldukça dağınık bir coğrafi kümelenme görülmektedir. Halep, Lazkiye, Humus, Hama, Şam, Tartus, İdlib, Rakka ve Der’a vilayetlerinde yaşayan Türkmenler görüldüğü üzere neredeyse tüm Suriye’ye yayılmış durumdadır. Belirli bir bölgede kümelenmemiş oldukları için de sosyal/siyasal birlik ve/veya örgütlenme mümkün olmamıştır.

 

Suriye Türkmenlerinin sosyoekonomik durumlarına baktığımızda alt-orta sınıfta yer aldıklarını görmekteyiz.

 

Hem şehirli hem de kırsalda yaşayan Türkmenlerin ortak noktası eğitim seviyelerinin düşük olmasıdır. Okuma-yazma oranı özellikle kırsalda çok düşüktür. Bunda en önemli neden Türkmenlerin her daim devlet baskısı altında olmalarıdır.

 

Suriye Türkmenleri neredeyse 100 yıldır Türk olmanın bedelini ağır bir şekilde ödemektedir. Rejim, Türkmenlerin millî şuurunu, kimliğini ve kültürünü yok saymıştır. İşte bu nedenlerden dolayı da Türkmenlerin siyasi örgütlenme bir yana dursun kültürel faaliyetler için bile bir araya gelmesi asla mümkün olmamıştır.

 

Suriye Türkmenlerinin bugünkü hedefleri, yeni oluşumda haklarının anayasa çerçevesinde korunmasının sağlanmasıdır. Mevcut yönetimde Suriye Türkmenlerine örgütlenme hakkı tanınmamaktadır. Ancak yeni durum Suriye Türkmenleri açısından fırsatlar sunmaktadır. Suriye Türkmenlerinin en büyük beklentisi, yeni anayasada Suriye halkını oluşturan unsurlardan biri olarak yer almaktır. Bunun yanı sıra anadilde eğitim ve diğer sosyal, kültürel hakların verilmesini talep etmektedirler.7

 

      Irak:

 

Irak Devleti’nin kuruluşundan itibaren Türkmenler asli bir unsur sayılmamıştır. Asli unsur için söz konusu olabilecek hususlar Türkmenler için asla geçerli olmamıştır. Türkmenler asli unsur sayılmadıkları gibi azınlık da sayılmamıştır. Uluslararası bir anlaşma ile sosyal, kültürel vb. hakları garanti altına alınmamıştır. Bu durum bütünüyle Türkmenlerin yok sayılması sonucunu doğurmuştur. Türkmenler azınlık sayılmadıkları halde asimilasyon politikaları sebebiyle büyük baskılara maruz kalmıştır. Arap nüfusunun çoğunluk olduğu alanlara bir kısmı zorla götürülerek oralarda asimile edilmeye çalışılmıştır. Türkmeneli bölgesini, Kürtler “Kürdistan’ın bir parçası” saydıkları için onların baskısına da maruz kalmışlardır. Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinin sonunda Kürtler elde ettikleri yeni hakları ve fırsatları Türkmeneli bölgesini elde etme yönünde kullanmaya çalışmışlardır. Musul-Kerkük ve Bakuba’da anlaşmazlık bölgeleri diye adlandırılanların büyük çoğunluğu Türkmeneli bölgesi içindedir. Kürtlerin işgal sonrasında elde ettikleri askeri ve siyasi güçlerinin yanında aşiretli toplum düzenleri ile çevrelerine karşı daha mütehakkim olmalarına karşılık Türkmenler neredeyse tümüyle aşiretsiz küçük ailelerden oluşan bir sosyal düzene sahiptir. Bu durum Türkmenleri daha savunmasız ve korumasız bırakmıştır. Üstelik uluslararası antlaşmalar yoluyla sahip oldukları hiçbir garantileri de yoktur. Alevi-Bektaşi Türkmenlerin son yüz yıl içinde giderek önemli ölçüde Şiileşmiş olmaları ve Şiileşen Türkmenlerin de Şii Araplarla birlikte hareket etmeye eğilimli olmaları, Türkmenlerin asimile edilmelerini kolaylaştırdığı gibi sosyal dirençlerini de zayıflatmaktadır.

 

19 Mart 2003’te ABD’nin Irak’a saldırmasından bir gün önce Ankara’da yapılan “Irak Muhalefet Grupları” toplantısında Türkmenlerde temsil edilmiş olmalarına rağmen ve aynı gün yayınlanan

basın bildirisinde, Türkmenler “Irak’ın kurucu halkları” arasında sayılmalarına rağmen, daha sonra hazırlanan Irak Anayasasında Türkmenler, Irak’ın kurucu halkları arasında değil ancak Asuri, Keldani gibi diğer azınlıklar arasında sayılmıştır.8

 

 

 

      İran:

 

Günümüzde İran Türkleri kültürel ve siyasi özerklik için mücadele vermektedir. Baskıcı ve totaliter bir rejime sahip Tahran, Türklerin anayasal haklarını tanımadığı gibi her geçen gün daha baskıcı politikalar uygulamaktadır. Karşılıklı olarak oluşan güvensizlik ortamı bir iç çatışmayı tetiklemekte, bu hususta İran üzerinde hesapları olan küresel güçleri Türklere yöneltmektedir. Uzlaşıya doğru giden süreçte İran ve Batı’nın uzlaşması, İran Türklerine barış ve huzur getirebileceği gibi, daha zor şartlara da taşıyacak bir özelliğe sahiptir.

 

Bugün İran devletinin politikalarına etki eden en önemli faktör Fars milliyetçiliğidir. Modern Fars milliyetçilerinin esas amacı diğer etnik grupların Farslaşmasına yöneliktir. Fars milliyetçilerine göre Azerbaycan Türkleri sonradan Türkleşmiş olan Türkçe konuşan bir halktır. Sovyetler Birliği’nin “Türk Dilli Halklar” görüşü ile İran Pehlevî idaresinin bakışının benzerliği dikkat çekmektedir.

 

Bugün Türkler Pehlevilerin iktidara geldiği günden itibaren artan baskılara muhatap olmaktadır. Bu baskıların en acımasızı asimilasyona maruz kalmalarıdır. Bunun doğal sonucu olarak, kendi kültürel ve sosyal yapılanmasını sağlayamamakta, anayasal haklarını talep edememekte, özerklik istekleri karşılanmamaktadır. Bu durum Türklerde İran hükümetlerine karşı bir direncin oluşmasına ve muhalefetin gelişmesine sebep olmaktadır. Doğal olarak bu husus etnik ve kültürel bir çatışmayı doğurmaktadır. Bu çatışma ortamı İran’a karşı olan devletler tarafından kullanılmakta, Türkler kullanılacak potansiyel bir muhalif güç olarak algılanmakta ve bu nedenle kışkırtılarak İran üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Bu sonuç, Tahran hükümetlerini Türklere karşı daha acımasız politikalara itmektedir. Bu husus her iki tarafa zarar verecek bir kısır döngüye dönüşmüştür.

 

      Çin:

 

Dünya Uygur Kongresi Sekreteri Doç.Dr Erkin EMET'den elde ettiğimiz verilere göre durum aşağıdaki şekildedir:

 

 

2013'de Çin Devlet başkanı Xi Jinping, Kazakistan’ın başkenti Nursultan’da  (Astana)  Bir Kuşak Bir Yol projesini ilan ettikten sonra Doğu Türkistan'da şu anki kamp siyaseti uygulanmaya başlanmıştır. 3 milyon Doğu Türkistanlı kampta diyoruz. Bugün dünya kamuoyu yani dünyadaki çeşitli İnsan Hakları Teşkilatları, Hükümetler tarafından belgelerle ispat edildi 3 milyon Uygur'un kampta olduğu. 2017'de "Beyaz Kitap" isimli Çin Başbakanlığı tarafından bir kitap yayınlandı, bu kitapta da Doğu Türkistan diye bir yerin olmadığı, Uygurların Çin asıllı olduğu söyleniyor, yani burada da Türk kimliğini tamamen inkâr eden bir politika görüyoruz. Yani bu inkâr politikası devam ediyor.

 

Özellikle Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da 7 kişinin bir araya gelip sohbet etmesi yasak, kalabalık törenler, etkinlikler düzenlemek yasak  dolayısıyla Çin deki insan hakları anlayışı: bir insan doğacak, besin ihtiyacını karşılayacak , çalışacak, ölecek, onun tefekkür-fikir yürütme, ifade özgürlüğü diye bir hakkı yok, yani bu söz konusu değil.

 

Bölgedeki istikrarın sağlanamamasının ve bölgedeki çatışmaların ana sebeplerinden bir tanesi de bu, yani geçenlerde  Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki zenginlerin  listesini  ilan etmiş. Bunun içerisinde bir tane Uygur Türk'ü yok. Bu yeni bilgi, yeni haber. Uygurlar bu bölgenin ekonomi çarkında yok, siyasette yok, kendi topraklarında dışlanmış bir toplum. Türkler kendi memleketleri yani Doğu Türkistan'da bu bölgenin nimetlerinden yararlanamayan, dışlanmış bir toplum durumunda.

 

Ekonomik bakımdan bu kadar önemli bir bölgede Uygur Türkleri, Kazak Türkleri, Kırgız Türkleri ekonomide söz sahibi değil. Her yıl ülkedeki büyük zenginleri yayınlar Çin, bir tane Uygur Türk'ü yok, zaten 2017'den sonra eskiden biraz varlıklı olan, Çin’in ekonomik yükselişinden nasip alıp, varlık sahibi olan bazı insanlar da hapse atılmış durumda. Ekonomik baskı var, büyük şehirlerde Çinli siyasetçiler Doğu Türkistan'ın kalkındığını, önümüzdeki 10 yıl içerisinde 50 milyar dolar yatırım yapılacağını yazıyor ama buradaki kalkınmadan buradaki yatırımdan Uygurlar pay alamıyor. İstihdamda Uygurlar çalıştırılmıyor. Mesela petrol gibi büyük bir ticaret kalemi zaten Çinlilerin elinde. Gıda sektörü, bazı küçük esnaf Uygurlardan oluyor ve şehirlerin geri kalmış bölgelerinde yaşıyor Uygurlar. Ülkede görülen gökdelenlerde yaşayan az sayıda Uygur var. Dolayısıyla ekonomik baskı devam ediyor.

 

Şuan ise Üniversiteyi bitiren öğrencilerin çoğu edindiğim bilgiye göre Uygurca okuma-yazma bilmiyor, kendi ana dilini bilmeyen çok sayıda insan var.

 

Çin, dil ve din bu iki unsuru tamamen yasaklamış durumda. Eskiden 2008'de Olimpiyatı bahane ederek bazı dini durumları yasaklamıştı, bugün tamamen 2017 kamp olayından sonra tamamen yasaklanmış durumda. Eğitim konusunda milli değerlerin öğrenilmesi ve anadilde eğitim tamamen yasak, derslerin içeriği de ders kitaplarda bir tane Uygurca ders okutuluyor, diğer derslerin hepsi Çince anlatılıyor, böylece eğitimin içeriği bakımından tamamen Çin'in değerlerini, Çin propagandasını, komünist partiyi, Çin Ordusunu anlatan ders kitapları okutuluyor. Millî değerler tamamen çıkarılmış durumda, eğitim çok büyük bir problem ve tamamen milli eğitim kaldırılmış.10

 

TÜRK DEGS GÖNÜLLÜ ARAŞTIRMACISI

FIRAT KÖSE

 

KAYNAKLAR

 

1] "Avrupa’da Yaşayan Türkler," T. C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://ytbweb1.blob.core.windows.net/files/resimler/kitaplar_pdf/Avrupada_yasayan_turkleranketi.pdf&ved=2ahUKEwiv-NvFzL3yAhWzSfEDHW14AvwQFnoECBwQAQ&usg=AOvVaw0zFVvDlCCldbkXWepCWQMO.

 

2] "Avrupa’daki Türklerin Karşılaştıkları Sorunların Çatışma Kuramı Çerçevesinde İncelenmesi, " ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021,https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://dergipark.org.tr/download/article-file/353268&ved=2ahUKEwim74Gh4rzyAhXlmIsKHaAkDVAQFnoECAQQAQ&usg=AOvVaw0Xl35koCoAHcZ9m4AwDNdr.

 

3] "Yurtdışındaki Türklerin Sorunları Ve Çözüm Önerileri Konulu Panel," ASSAM Araştırmalar Merkezi, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://sahipkiran.org/2015/01/21/panel-yurtdisi-turkler-2/.

 

4] "Fransa'da Göçmenlerin En Büyük Sorunu Eğitim," Amerikaninsesi.com, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.google.com/amp/s/www.amerikaninsesi.com/amp/fransa-da-gocmenlerin-en-buyuk-sorunu-egitim/3179045.html.

 

5] "Yunanistan’da yaşayan etnik Türk nüfusun sorunları nelerdir?," Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.mfa.gov.tr/sorular.tr.mfa.

 

6] "Rusya’da Demografik Sorunlar: Bu Sorunların Rusya’nın Eski SSCB Ülkeleri Üzerindeki Nüfuzuna Etkileri ve Çin Tehlikesi, " T.C. Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı Avrasya Etüdleri, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/421947&ved=2ahUKEwjJy8bC8LzyAhUmg_0HHYsICrYQFnoECBgQAQ&usg=AOvVaw0PCi3fI3P5kNzbKCFD4Xtu.

 

7] "Suriye Türkmenlerinin “Onur ve Özgürlük” Mücadelesi," Turkyurdu.com, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.turkyurdu.com.tr/yazar-yazi.php?id=2272.

 

8] "Irak Türkmenleri," Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55735&ved=2ahUKEwje7MKm073yAhW5_7sIHdQwCaEQFnoECCgQAQ&usg=AOvVaw0yUMjL3WBZIgJ7jNSg8yw7.

 

9] "Küreselleşen İran’da Ötekileşen Türkler," Turkyurdu.com, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://www.turkyurdu.com.tr/yazar-yazi.php?id=1016.

 

10] "Doç.Dr Erkin EMET ile Doğu Türkistan Meselesine Dair Röportaj," Turkdegs.org, Erişim Tarihi: Ağustos 19,2021, https://turkdegs.org/icerik/doc-dr-erkin-emet-ile-dogu-tuerkistan-meselesine-dair-roeportaj?ltclid=218df9f1-7033-4769-a32d-12dcba199b0e.