YENIDEN REFAH PARTISI, DOC. DR. CIHAT YAYCI'NIN KERKUK MESELESINE ILISKIN UYARILARINI DILE GETIRDI

Sosyal Medyada Paylaş!

Yeniden Refah Partisi, TÜRK DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı'nın çağrısına sessiz kalmadı. Yaycı'nın Türk yurdu Kerkük meselesine ilişkin önemli uyarılarını ve Lozan'ın 16. maddesinin son paragrafı gereğince Kerkük'ün kaderini tayin etmede söz sahibi olan tek devletin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu vurgusu yapıldı.

YENİDEN REFAH PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI DOĞAN BEKİN AÇIKLADI

Yeniden Refah Partisi G. Başkan Yardımcısı Sayın Doğan Bekin: "Türkiye Lozan'ın 16. Maddesi'nin son paragrafı ve Ankara Anlaşması’ndan doğan haklarını korumak ve Kerkük’teki mevcut demografik yapının korunması adına gerekli  önlemleri acilen almalıdır." ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi'nden yapılan açıklamada;


KERKÜK VE MUSUL’DA OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILAN YENİ POLİTİK GÜÇ EKSENİ

"Kerkük’ün 25 Kasım 2021 tarihinde Peşmerge tarafından teslim alınacağına yönelik gelişmeler karşısında Türkiye’nin Lozan Anlaşmasının 16. Maddesinin son paragrafı ve Ankara Anlaşması’ndan doğan hak ve menfaatlerini korumak ve Kerkük’teki mevcut mevcut demografik yapının korunması adına mevcut iktidarın bir an önce Irak hükümeti nezdinde girişim yaparak konunun hassasiyetine binaen gerekli  önlemlerin alınması  hususundaki kararlı politikasını bir an önce ortaya koyması kaçınılmazdır.

Bilindiği üzere Kuzey Irak’ta, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) öncülüğünde ve Amerika’nın dolaylı, İsrail’in ise direk dahliyle gerçekleştirilen referandum sonrasında, özellikle Kerkük’teki çok katmanlı sosyo-politik kaygılar mevcudiyetinde merkezi hükümetin hâkimiyetinde başlatılan askeri operasyon ile ortaya çıkan yeni gelişmeler, sorunlar yumağı içerisindeki bölgenin yeni perspektifli hamlelerle nasıl çözülebileceği konusu ön plana çıkarmış idi. O dönemde Mesut Barzani; Türkiye, İran ve Irak hükümetlerinin yaklaşımlarını hesaba katarak Kerkük’ü referanduma dâhil etmemeyi yeğlemişti. Daha sonra, Süleymaniye’deki olası gelişmelerin önünü alabilmek ve referandum sonrası karşısındaki güç bloğunu akamete uğratabilmek amacıyla Kerkük’ü de referanduma dâhil etmesi bir bakıma bağımsızlık yolundaki tüm hesaplarını altüst etti.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren son derece hassas bir durum oluşturan Kerkük sorununun gerçek anlamda layıkı veçhile mi çözüleceği, yoksa diğer sorunlar gibi "kırmızıçizgi" babından birkaç laf ü güzaf ile geçiştirilip halı altına mı süpürüleceği doğrusu merak konusu olsa gerek.

Hatırlanacağı üzere geçmişte Kerkük'te yaşanan bayrak krizi ile alan hâkimiyet kurmaya çalışan Celal Talabani’nin Partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği(KYB)'nin yaklaşımı, bir bakıma ABD ve Koalisyon Güçleri tarafından Kuzey Irak’ta oluşturulan uçuşa yasak bölge sırasında Celal Talabani’nin, büyük sıklıkla Kerkük’ün kendilerinin Kudüs’ü olduğunu ve ‘36’ıncı paralele dâhil edilmesi gerektiğini savunduğu fikriyle tamamen örtüşmekte idi. Keza, Mesut Barzani’nin geçmişte Rudaw’a verdiği demeçte;  Kerkük’ün IKBY’ye dâhil edilmesi konusunda kesin tavır ortaya koyması orada yaşamakta olan diğer etnik unsurların tepkisine neden olmuştu. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi(IKBY) tarafından yapılan bağımsızlık referandumu sırasında, 1926 Ankara Anlaşması ve Lozan Anlaşması'nın gündeme gelmesi üzerine, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan; Mustafa Kemal'in ifadesiyle “Misak-ı Milli'yi bir tarafa atabilir miyiz? “şeklinde bir yaklaşım ortaya koymuş idi.

Lozan Anlaşması’nın 16. Maddesinin son paragrafında: “İşbu Maddenin hükümleri komşuluk nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz” şeklinde net bir ifade ortaya konulmaktadır.

Bu cümleden olarak, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında akdedilen, Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini düzenleyen 05 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması gayet sarih hükümleri ihtiva etmekte olup, IBKY’nin Kerkük ve Musul’a dahli durumunda Ankara Anlaşması ile ortaya konulan durum fiilen ortadan kalkacağından Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihli kararı ve Türkiye, Irak ve İngiltere arasında akdedilen 05 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması da yürürlükten kalkmış olacaktır. Böylece ‘Status quo ante bellum’ gereği Kerkük ve Musul’un yeniden Türkiye’ye iadesi söz konusu olur." ifadelerine yer verildi.

Kaynak: https://yenidenrefahpartisi.org.tr/page/kerkuk-ve-musul-da-olusturulmaya-calisilan-yeni-politik-guc-ekseni/1993