YUNANISTAN’IN KARASULARI GENISLETME POLITIKASI VE TURKIYE’YE ETKILERI

Sosyal Medyada Paylaş!

Türkiye’nin ve Yunanistan’ın uzun yıllardır süren Adalar Denizi başta olmak üzere, Doğu Akdeniz’de de çekişmeleri bulunmaktadır. Yunanistan, içinde bulunduğu bütün durumlarda maksimum faydayı amaçlamakta ve diğer ülkelerin başta Türkiye olmak üzere haklarını ihlal etmektedir. Ülkemizin karşılaştığı en önemli sorunlardan birisi şüphesiz Yunanlıların BMDHS’ye atıfta bulunarak Adalar Denizi’nde karasularını 12 mile çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda Türkiye ise, Adalar Denizi’nin yarı kapalı bir deniz olduğunu savunmakta ve sözleşmeye taraf olmayı tercih etmemektedir. 12 mile çıkarılması durumunda hakkaniyetin ihlal edildiği ve Türkiye’nin açık denizlere çıkarken başka bir devletten izin alması durumunun oluşması söz konusu olacaktır. Türkiye’nin aldığı önlemler çerçevesinde bu durumdan etkilenmesi söz konusu olan devletlerin yanı sıra uluslararası su yolu durumu uluslararası bir sorunu teşkil etmektedir.

Lozan Barış Antlaşması'nda karasularının genişliği konusunda somut bir hüküm bulunmamakla beraber,  antlaşmanın 6. maddesinin 2. fıkrası ve 12. maddesinin son cümlesi ile Akit devletlerin o zamanki uygulamaları ve konferanstaki tutumlarından,  karasularının 3 mil genişlikte olması anlayışıyla hareket ettikleri görülmektedir.

Yunanistan,  17 Eylül 1936 tarihinde “tek taraflı olarak” karasularını 6 mile genişletmiştir. Türkiye,  Yunanistan'ın Lozan dengesini bozarak karasularının genişliğini 6 mile çıkarmasına,  o dönemdeki siyasi konjonktür nedeni ile itiraz etmemiştir. Böylece Yunanistan tek taraflı bir eylem ile Adalar Denizi’nin açık deniz alanının yaklaşık % 25'lik bir bölümünü egemenlik alanına dâhil etmiştir. 

Türkiye ise 1964 yılında çıkardığı 476 sayılı Karasuları Kanunu ile Adalar Denizi'nde karasularının 6 mil olduğunu ilan ederek bir bakıma Yunan eylemini tescil etmiştir. Türkiye ise 1964 yılında çıkardığı 476 sayılı Karasuları Kanunu ile Adalar Denizi'nde karasularının 6 mil olduğunu ilan ederek bir bakıma Yunan eylemini tescil etmiştir.

Türkiye ile Yunanistan, Lozan dengesi gereği Adalar Denizi’nden, özellikle açık denizlerden, ekonomi, ticaret, denizcilik ve güvenlik alanlarından yararlanması “eşit koşullar” esasına dayanmalıdır. Yunanistan’ın yaptığı genişleme hamlelerinin bir ihlal olarak sayılması konunun tanımlama eksikliğinin giderilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Yunanistan’ın 1936’dan başlayarak önce 6 mile çıkararak dengeyi bozması, 1964 yılından itibaren adaları bölgedeki tek komşusu “NATO müttefiki” Türkiye’ye karşı silahlandırmaya başlaması ihlallerin emri vaki yoluyla bir gasp olduğunu göstermektedir.

1923 yılından başlayıp, 1936 ve 1964 yıllarında Adalar Denizi’nde Türkiye’nin aleyhine stratejik açıdan ehemmiyeti yüksek bu kararlardan bir tane daha alınması tahammül sınırlarını çoktan aşmış vaziyettedir.

Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci kara kuvvetleri olmasının yanı sıra, dünyada kendi savaş gemisini üreten 10 ülkeden birisidir, savunma sanayi bakımından bölgede şüphe kaldırmayacak kadar kuvvetlidir. Her açıdan büyük farklar olan bir devletin, aleyhine yapılan bu tarz çalışmaların evvela farkına varması, önlemler alması ve buradan doğacak neticelerle uğraşmaması önem arz etmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 8 Haziran 1995 tarihinde yaptığı 121. Birleşiminde 1982 BMDHS’nin 3.maddesi devletlere 12 mile kadar karasuyu genişliği belirleme hakkı tanırken;  mutlak şekilde 12 mil olarak dikte etmemekte kendi içinde karasularının 12 milden az olması gereken hallerinde varlığını ortaya koymaktadır. Diğer yandan sözleşmenin 123. maddesi ile yarı kapalı bir deniz statüsünde olan Adalar Denizi için de genel kuralların işletilemeyeceği belirtilmektedir. BMDHS’nin 300.maddesinde ise “taraf devletler,  işbu sözleşme hükümleri uyarınca üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirmeli ve tanınan hakları, yetkileri ve serbestileri hakkın kötüye kullanılmasını oluşturmayacak biçimde kullanmalıdırlar” hükmü ile Yunanistan’ın tek taraflı olarak karasularını genişletmesine engel oluşturmaktadır. Türkiye ise BMDHS’ye imza koymamıştır.  Bu da Yunanistan önünde ciddi bir engel olduğu gibi,  Türkiye açısından bir avantajdır.  Çünkü Türkiye, sözleşmeye taraf değildir ve sözleşmenin bazı hükümlerine “ısrarlı itirazcı” durumdadır. Bu nedenle sözleşme hükümleri,  Türkiye için bağlayıcı değildir. Türkiye,  Yunanistan'ın karasularını genişletmesi durumunda kendi hak ve menfaatlerinin korunacağına dair kararlılığını 8 Haziran 1995 tarihinde ilan etmiştir.

Konuya ilişkin yapılacak çıkarımlar şu şekilde olabilir; Türkiye’nin karasuları gibi bir sorunu yoktur. Ancak karasularının kaplama alanında yapılacak bir değişiklik Adalar Denizi gibi dar bir denizde açık denizlerin Yunan egemenliğine geçmesi ve kıta sahanlığı haklarımızın da gasp edilmesidir. Daha da önemlisi Lozan dengesinin aleyhimize kendi rızamızla bozulmasıdır. Bunun diğer dengelerin bozulmasına kapı açması “kartopu etkisi” kaçınılmazdır.

Adalar Denizi’nde yaratılan bu ortamın bir sorun teşkil ettiği aşikârdır. Bu durumun sebebinin Lozan Antlaşmasından sonra Adalar Denizi’ndeki karasuları sorunu çıkararak revizyonist politikası ve son dönemde 2017 yılından bu yana “ aşama aşama karasularını genişletme” söylemiyle açıkça dile getirilen gayretlerin geldiği nokta, Ekim 2018’de Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın istifası sonrasında yapılan açıklamalar neticesinde iyice açığa çıkmış, Adriyatik ve İyon Denizi’nde son aşamaya gelindiği, Adalar Denizi’nde ise Türkiye’nin nabzını ölçmek adına anakarada genişletmeye yönelik çalışmalar yapıldığı anlaşılmıştır.

Yunanistan,  Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz'de AB, ABD,  Fransa,  İsrail, Ürdün ve Mısır'ın yanı sıra üç tarafları da dâhil ederek bölgede Türkiye'ye karşı bir ittifak oluşturmak ve Türkiye’yi yalnızlaştırmak istemektedir. Karasularından genişletilmesi konusunda aradığı siyasi desteği bulması an meselesi olan Yunanistan’ın Adriyatik’ten başlayarak kadar karasularını Adalar ve Akdeniz'de tedricen genişletmesi önemli bir adım olmaktadır. Yunanistan'ın konjonktürü iyi takip ederek, karasularını genişletmek için çalışmalar yürüttüğü görülmektedir.  25 Aralık 2020 tarihinde Yunanistan,  İyon Denizi'nde karasularını 12 mile çıkarmıştır.  Böyle bir adımın,   Adalar Denizi'ndeki yansımaları Türkiye için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.  Eğer Yunanistan,  Adalar Denizi'nde karasularını 12 mile çıkarırsa şu gelişmelerin olması muhtemeldir;

1-             Adalar Denizi’ni kullanan devletler zararsız geçiş kuralına ve bunun getirdiklerini uygulamak durumunda kalacaktır.

2-             Türkiye açık denize çıkış imkanı kaybedecektir.  Akdeniz'den Karadeniz'e geçiş için Yunan karasularında seyretmesi gerekecektir.

3-             Adalar Denizi, kapalı bir Yunan Denizi haline gelecektir.

4-             Karasularının genişletilmesi Türkiye Adalar Denizi Bölgesi'nde tamamen çıkarlarından mahrum bırakacaktır.

5-             6 milin üzerindeki 1 millik genişleme dahi balıkçılarımızın da balık avlama alanlarının %13’ünün kaybedilmesine neden olacaktır.

6-             Karasularının genişletilmesi,  sadece Türkiye'ye değil uluslararası denizciliğe de zarar verir.

7-             Karasularının genişletilmesi halinde kıta sahanlığı sorunu, bütünüyle Türkiye aleyhine çözülecektir.

Sonuç olarak Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması;  esasında Yunanistan'ın karasularını tek taraflı ve hukuk dışı genişletme talebi ile politikasından kaynaklanmaktadır.  Karasuları genişliğinin 6 üzerine çıkarılmasının etkisi;  Türkiye'nin Adalar Denizi’nden ve küresel deniz alanlarından tamamen soyutlanması sonucunu getirecektir.  Türkiye nefes alamaz bir duruma gelecektir. Çok dar bir deniz olan Adalar Denizi’nde paylaşılacak kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge de kalmayacak, zira karasularını artıran Yunanistan açık deniz alanlarını da yutmuş olacaktır.

Adalar Denizi’nde statü Lozan Antlaşması ile belirlenmiştir. Lozan Antlaşmasına göre de karasuları 3 mil olarak ön görülmüştür. Türkiye Yunanistan’ın taleplerini tartışmak yerine, Yunanistan’dan Lozan Antlaşmasına uymasını ve bu kapsamda karasuların 3 mil olduğu statüye dönmesini talep etmelidir. Bilinmelidir ki Yunanistan bugüne kadar Lozan ve Paris Barış Antlaşmaları hükümlerini hiçe saymış;

1-    Karasularını 3 milden 6 mile artırmış, şimdi de 6 milin üzerine çıkarmak istemektedir,

2-    Gayri askeri statüde olmak kaydıyla kendisine devredilen 23 adanın 23’nü de askersizleştirilmiş ve silahlandırmıştır.

3-    Kendisine devredilemeyen 152 grup ada, adacık ve kayalığa (EGAYDAAK) çökmüştür.

4-    Dünyada eşi benzeri olmayan şekilde karasuları 6 mil iken hava sahasını 10 mil uygulama cüretini göstermiştir.

Doğu Akdeniz’de Enosis, Adalar Denizi’nde de Megali İdea, genişlemeci bakışın altında yatan başlıca sebeplerdir. Batılı güçlerin şımarık çocuğu edalarıyla günden güne maksimalist politikalarını bölgenin en güçlü devleti, Türkiye’ye karşı ittifaklar kurmak vasıtasıyla kabul ettirmeye çalışmaktadır. Ancak bu amaçlara ulaşmasının pek bir yolu var gibi görünmemektedir. Türkiye’nin kırmızı çizgilerinden taviz vermemesi, Yunanlıların taleplerine cevabın siyasetler üstü kabul görerek tüm toplumu kapsayıcı bir şekilde verilmesi gerekmektedir. Milletin bu bilinç seviyesinde olduğu göz önünde bulundurarak politika yapıcıların konuyu ele alırken bu durumu da göz önünde bulundurması gerekir.

TÜRK DEGS ARAŞTIRMACISI

DURSUN MERT TUPUZ