YUNANISTAN'IN KARASULARINI 12 MILE CIKARMA POLITIKASI VE BU DURUMUN TURKIYE'YE YONELIK ETKILERI

Sosyal Medyada Paylaş!

Giriş

Türkiye ile Yunanistan arasında Adalar Denizi'nde çeşitli ihtilaflar mevcut olup,   temel sorunlardan biri olarak “Yunanistan'ın karasularının genişletilmesi gayretleri” yer almaktadır.  Yunanistan,  karasularının azami sınırının   12 mil olabileceğini kabul eden 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS)  atıfta bulunmakta  ve  karasularını Adalar Denizi’nde 12 mile çıkarmak istemektedir. Türkiye ise bu sözleşmeye taraf olmadığını bu uygulamakta,  Adalar Denizinin bir yarı kapalı Deniz olduğunun altını çizmekte, sınır saptaması yapılırken hakkaniyet ilkesine göre hareket edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Karasularının genişletilmesi sorunu, sadece Türkiye'ye değil Adalar Denizi'ni  bir uluslararası su yolu olarak kullanan  her devleti ilgilendirmektedir.  Bu bağlamda karasuları sorununun tarihçesini belirtmek gerekmektedir.

 

Tarihsel Süreç

Lozan Barış Antlaşması'nda karasularının genişliği konusunda somut bir hüküm bulunmamakla beraber,  antlaşmanın 6. maddesinin ikinci fıkrası ve  ve 12. maddesinin son cümlesi ile Akit devletlerin o zamanki uygulamaları ve konferanstaki tutumlarından,  karasularının 3 mil genişlikte olması anlayışıyla hareket ettikleri görülmektedir.

Yunanistan,  17 Eylül 1936 tarihinde “tek taraflı olarak” karasularını 6 mile genişletmiştir. Türkiye,  Yunanistan'ın Lozan dengesini bozarak karasularının genişliğini 6 mile çıkarmasına,  o dönemdeki siyasi konjonktür nedeni ile itiraz etmemiştir. Böylece Yunanistan tek taraflı bir eylem ile Ege'nin açık deniz alanının yaklaşık % 25'lik bir bölümünü egemenlik alanına dahil etmiştir.  Türkiye ise 1964 yılında çıkardığı 476 sayılı Karasuları Kanunu ile Ege Denizi'nde karasularının 6 mil olduğunu ilan ederek bir bakıma Yunan eylemini  tescil etmiştir. Böylece Lozan Barış Antlaşması ile % 71 oranındaki açık deniz alanı,  1936'da Yunanistan'ın Karasu'da da genişliğini tek taraflı olarak 6 millet çıkarması ile önce %49,8,  müteakip olarak 1964'te Türkiye'nin Karasu'da da genişliğini 6 mile çıkarması ile %48.8’e düşmüştür.  Bu anlamda  Lozan dengesi sekteye uğramaya başlamıştır.

Yunanistan; ayrıca 1964 yılından itibaren gayri askeri statüdeki adaları silahlandırarak,  Lozan dengesinin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Günümüzde yürürlükte olan 6 mil genişliğinde karasuları uygulamalarına göre;   Adalar Denizi'nin yaklaşık yüzde 7,4’ü Türk, %39,2’si Yunan, %5’, Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar’ın (EGAYDAAK) karasuları ile kaplı durumdadır. Adalar Denizi'nin açık deniz alanları ise % 48.4’tür. Türkiye için kıta sahanlığı sınırlandırması açısından 25 derece boylamı doğusu önem arz etmektedir.  Bu bölge tüm Ege deniz alanlarının yüzde 25'ine açık deniz alanlarının ise %52'sini teşkil etmektedir.

 

Mevcut Durum

1936'da Lozan dengesini bozarak karasularının genişliğini 6 mile çıkaran Yunanistan, Şimdi de 12 mile çıkarmak ve Ege bir Yunan gölü haline dönüştürmek istemektedir.  Yunanistan uygun koşullar bulur ve karasularını 12 mile çıkarırsa,  EGAYDAAK’lar dikkate alınmaksızın,  Ege'deki açık deniz alanları oranı yaklaşık %20’ye inecek,  Türkiye'nin karasuları kaplama oranı %8,7’ye,  Yunanistan'ın ise %62’ye çıkacaktır.  Kıta sahanlığı paylaşımı açısından ise Ege'nin doğusunda Türk karasuları %17’ye,  Yunan karasuları %60 artacak,  açık deniz alanları ise  %64 azalarak, %9’a düşecektir.  Böylece Ege'nin iki ayrı bölgesinde etrafı Yunan karasuları ile çevrili iki açık deniz kesimi hariç, Ege Denizi bir Yunan iç denizine dönüşecektir.

Ege'de 6 mil rejimine göre; karasularında 1 millik artış,  açık deniz alanlarının %12 azalmasına,  Doğu Ege'de ise Türk karasularının %5,2  azalmasına, Yunan karasularının %13  artmasına,  tüm Ege'nin %25’ini oluşturan açık deniz alanlarının %14 azalarak %21,5’ e düşmesine neden olacaktır.

1982 BMDHS’nin 3.maddesi devletlere  12 mile kadar karasuyu genişliği belirleme hakkı tanırken[1];  mutlak şekilde 12 mil olarak dikte etmemekte kendi içinde karasularının 12 milden az olması gereken hallerinde varlığını ortaya koymaktadır. Diğer yandan sözleşmenin 123. maddesi ile yarı kapalı bir deniz statüsünde olan Adalar Denizi için de genel kuralların işletilemeyeceği belirtilmektedir. BMDHS’nin 300.maddesinde ise “taraf devletler,  işbu sözleşme hükümleri uyarınca üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirmeli ve  tanınan hakları, yetkileri ve  serbestileri  hakkın kötüye kullanılmasını oluşturmayacak biçimde kullanmalıdırlar” hükmü ile  Yunanistan'ın tek taraflı olarak karasularını genişletmesine engel oluşturmaktadır. Türkiye ise BMDHS’ye imza koymamıştır.  Bu da  Yunanistan önünde ciddi bir engel olduğu gibi,  Türkiye açısından bir avantajdır.  Çünkü Türkiye, sözleşmeye taraf değildir ve   sözleşmenin bazı hükümlerine “ısrarlı itirazcı” durumdadır. Bu nedenle sözleşme hükümleri,  Türkiye için bağlayıcı değildir. Türkiye,  Yunanistan'ın karasularını genişletmesi durumunda kendi hak ve menfaatlerinin korunacağına dair kararlılığını 8 Haziran 1995 tarihinde ilan etmiştir[2].

Yukarıda belirtilen bildiri,  savaş nedeni (casus belli) ya da Anayasa’nın 92 maddesi[3] çerçevesinde bir savaş ilanı değildir. Ancak uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerini korumak için her türlü Tedbiri alacağını uluslararası kamuoyuna önceden açıkça beyan etmiştir.  Bu bağlamda Türkiye'nin Yunanistan'dan herhangi bir toprak talebi yoktur ancak Yunanistan'ın sürekli Türkiye'den bir talebi vardır.

 

Muhtemel Gelişmeler

Ege'deki karasuları sorunu esas olarak, Yunanistan'ın sorunu olarak algılanmalıdır. Yunanistan'ın öteden beri süregelen revizyonist politikası özellikle 2017 yılından bu yana “aşama aşama karasularına genişletme” söylemi ile iyice açığa çıkmıştır. 27 Aralık 2017 tarihinde dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı  Nikos Kotzias,  Yunan Devlet Televizyonu ERT’de yaptığı açıklamada;

-        Yunanistan'ın karasularını yavaş yavaş 6 milden 12 mile çıkaracağını,

-        Bunun kendilerine uluslararası antlaşmalar ile verilmiş bir hak olduğunu,

-        Türkiye tarafından karasuları ile ilgili alınan 1995 yılındaki kararın tamamen hukuk dışı olduğunu,

-        Karasularını 12 mile çıkarmaya İyon Denizi’nden başlayacaklarını,

-        Karasuları sorununu çözdükten sonra sıranın MEB’e de geleceğini belirtmiştir.[4]

            1 Temmuz 2018 tarihinde  dönemin Yunan Savunma Bakanı Panos Kammenos, partisinin kongresinde yaptığı konuşmada;

-        Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin krize rağmen yatırım yapmaya ve silahlarını modernize etmeye devam ettiğini,

-        Bu sayede Yunanistan'ın;  Arnavutluk Mısır İtalya ve Güney Kıbrıs ile MEB'in belirlenmesi konusunda ilerlemeye hazır olduğunu,

-        Sadece MEB değil karasularının 12 mile çıkarılması için hazır olduklarını söylemiştir.[5]

Yukarıda belirtilen açıklamaların bir yansıması olarak ise Ekim 2018 tarihinde Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın Adriyatik ve İyon Denizi ile  karasularını genişletmeyi planladığı,  Türkiye'nin nabzı ölçmek adına Adalar Denizi'nde ise ana karada genişletmeye yönelik çalışmalar yaptığı ortaya çıkmıştır.[6]

 

Sonuç ve Değerlendirme

Yunanistan,  Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz'de AB, ABD,  Fransa,  İsrail, Ürdün ve Mısır'ın yanı sıra  üç tarafları da dahil ederek  bölgede Türkiye'ye karşı bir ittifak oluşturmak ve Türkiye’yi yalnızlaştırmak istemektedir. Karasularından genişletilmesi konusunda aradığı siyasi desteği bulması an meselesi olan Yunanistan'ın  Adriyatik’ten başlayarak kadar karasularını Ege ve Akdeniz'de tedricen genişletmesi  önemli bir adım olmaktadır. Yunanistan'ın konjonktürü iyi takip ederek, karasularını  genişletmek için çalışmalar yürüttüğü görülmektedir.  25 Aralık 2020 tarihinde Yunanistan,  İyon Denizi'nde karasularını 12 mile çıkarmıştır.  Böyle bir adımın,   Adalar Denizi'ndeki yansımaları Türkiye için olumsuz sonuçlar doğuracaktır.  Eğer Yunanistan,  Adalar Denizi'nde karasularını 12 mile çıkarırsa  şu gelişmelerin olması muhtemeldir:

-       Ege kullanan devletler zararsız geçiş kuralına ve bunun getirdiklerini uygulamak durumunda kalacaktır.

-       Türkiye açık denize çıkış imkanı kaybedecektir.  Akdeniz'den Karadeniz'e geçiş için Yunan karasularında seyretmesi gerekecektir.

-       Ege, kapalı bir Yunan Denizi haline gelecektir.

-       Karasularının genişletilmesi Türkiye Ege Bölgesi'nde tamamen çıkarlarından mahrum bırakacaktır.

-        6 milin üzerindeki 1 millik genişleme dahi balıkçılarımızın da balık avlama alanlarının %13’ünün kaybedilmesine neden olacaktır.

-       Karasularının genişletilmesi,  sadece Türkiye'ye değil uluslarası denizciliğe de zarar verir.

-       Karasularının genişletilmesi halinde kıta sahanlığı sorunu, bütünüyle Türkiye aleyhine çözülecektir. [7]

Sonuç olarak  Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarması;  esasında Yunanistan'ın karasularını tek taraflı ve hukuk dışı genişletme talebi ile  politikasından kaynaklanmaktadır.  Karasuları genişliğinin 6 üzerine çıkarılmasının etkisi;  Türkiye'nin Ege'den ve küresel deniz alanlarından tamamen soyutlanması sonucunu getirecektir.  Türkiye nefes alamaz bir duruma gelecektir. Çok dar bir deniz olan Adalar (EGE) Denizi’nde paylaşılacak kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge de kalmayacak, zira karasularını artıran Yunanistan açık deniz alanlarını da yutmuş olacaktır.

Adalar (EGE) Denizi’nde statü Lozan Antlaşması ile belrlenmiştir. Lozan Antlaşmasına göre de karasuları 3 mil olarak ön görülmüştür. Tğrkiye Yunanistan’ın taleplerini tartışmak yerine, Yunanistan’dan Lozan Antlaşmasına uymasını ve bu kapsamda karasuların 3 mil olduğu statüye dönmesini talep etmelidir. Bilinmelidir ki Yunanistan bugüne kadar Lozan ve Paris Barış Antlaşmaları hükümlerini hiçe saymış;

-       Karasularını 3 milden 6 mile artırmış, şimdi de 6 milin üzerine çıkarmak istemektedir,

-       Gayri askeri statüde olmak kaydıyla kendisine devredilen 23 adanın 23’nü de askerileştirilmiş ve silahlandırmıştır.

-       Kendisine devredilemeyen 152 grup ada, adacık ve kayalığa (EGAYDAAK) çökmüştür.

-       Dünyada eşi benzeri olmayan şekilde karasuları 6 mil iken hava sahasını 10 mil uygulama cüretini göstermiştir.

Yunanistan 6 kez savaşta yenilmesine rağmen topraklarını Türkler’den alarak genişletmiş yüzsüz bir devlettir. Şimdi de 7. kez karasularını genişleterek topraklarını büyütmek istemektedir.

Yunanistan’ın taleplerini çözülmesi gereken sorun olarak algılatarak Türkiye’ye taviz verdirmek isteyen bedbahtları Türk Milleti ve Türk tarihi asla affetmez. Unutulmamalıdır ki önce Türk Dışişleri 152 grup Egemenliği Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalık yani EGAYDAAK isimlerini açıklamalı ve illa kendini Yunanistan ile masaya oturmak zorunda hissediyorsa bu konuyu müzakere edip, açıklığa kavuşturmalıdır. Adalar(EGE)  Denizinde temel sorun EGAYDAAK’tır. Daha sonra Yunanistan’ın gayri askeri statüde olması gereken adalarının statüye uygun hale getirilmesini sağlamalıdır. Karasularına gelince, Yunanistan ile karasularının ne kadar artırılacağını konuşmak yerine, Lozan statüsüne yani karasularının 3 mil olduğu statüye dönülmesini talep etmelidir.

Yunanistan İyon Denizi’nde karasularını 12 mile çıkartarak Adalar Denizi’nde 3 basamaklı planının ilk basamağını hayata geçirmiştir.  Yunanistan’ın eski Dişişleri Bakanı Nikos Kotzias, 2017 ve 2018 yıllarında anlatmıştı. Kotzias, "Biz karasularını genişletmeye İyon Denizi’nden başlayacağız” demişti. Planın ilk adımını uyguladılar"

"Bundan sonrası için de Küçük Çuha, Büyük Çuha Adası ve Girit Adası’nın batı kısmındaki karasularını 12 mile çıkaracaklarını planladılar. Daha sonra içeriden dönüp Mora Yarımadası ana karasında 12 mile çıkarmak için ölçümlendirme yapacaklarını açıkladılar. Şu anda yaptıkları Yunan yetkililer tarafından açıklanmış 3 basamaklı bir planın ilk parçasıdır. Küçük Çuha, Büyük Çuha Adası ve Girit Adası Ege Denizi’nde kalmaktadır. Yani bu adaların herhangi bir yerinde karasularını 12 mile çıkarmak demek Adalar (Ege) Denizi’nde karasularını 12 mile çıkarmak demektir”

1995 yılında TBMM’nin aldığı karar, bütün milli güç unsurlarıyla, askeri tedbirler de dahil olmak üzere Yunanistan’ın 6 milin üzerine Adalar Denizi’nde (Ege Denizi) karasularını çıkarmasına tedbir alınacağını ifade ediyor. Uluslararası kamuoyunda savaş nedeni sayılacağı belirtiliyor. Türkiye’nin mutlaka müteyakkız olması, gelişmeleri yakından takip etmesi lazımdır. Ayrıca, Yunanistan’a Küçük Çuha, Büyük Çuha Adası ve Girit Adası’nda karasularını artırmasının Ege Denizi’nde artırmak anlamına geldiğini ve 1995 yılında TBMM’de alınan kararın devreye gireceğini söylemesi, onları ikaz etmesi gerekir.

Türkiye’nin 12 mil hassasiyetinin Milli Bilince dönüşmesi karşısında ve buradan geri adım atmayacağımızı bilenler, bugünlerde akılları ABD’deki ve AB2deki karanlıklara ve Yunan-Rum Lobisine devşirilmiş içerdeki akıllar sinsi sinsi Yunanistan’ı memnun etmek  için “12 mil demeyin ama 7/8 derseniz içeriyi ikna ederiz” diyorlarsa ve bunu Türk Milletine kabul ettirebileceklerini düşünüyorlarsa bilinsin bu asla kabul edilemez ve Türk Milleti de bu ihaneti affetmez. Hani diyelim olur ya gaflet ya da delalet içinde olanlar varsa bilinsin ki 6 milin üzerine 1 cm dahi konuşulamaz

Türkiye’nin 12 mil hassasiyetinin Milli Bilince dönüşmesi karşısında ve buradan geri adım atmayacağımızı bilenler,  "Yunanistan'a bir kaç mil verin; biz de Yunanistan’ı sizin için tehditten çıkaralım; Ege denizine sözde barış gelsin."... diye sahte havuç uzatanların piyonu içerdeki bazı mandacı zihniyetler bu tuzağa Türkiye'yi itmek istiyorlar.  Bilinsin ki 6 milin üzerine 1 cm dahi konuşulamaz.

 
TÜRK DEGS ARAŞTIRMACISI
SELEN AKAN


[1] 1982 BMDHS’nin 3.maddesi; “her devlet karasularından genişliğini tespit etme hakkına sahiptir.  Bu genişlik işbu sözleşmeye göre tespit edilen esas hatlardan itibaren 12'den izmirlinin geçemez” şeklinde hüküm verrmektedir.

[2] Türkiye Büyük Millet Meclisi, 8 Haziran 1995 tarihinde yaptığı 121. birleşiminde, Yunan Parlamentosunun, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onaylayarak, Yunanistan yönünden uygulanabilecek aşamaya getirmesi sonucu ortaya çıkan durumu görüşmüş, aşağıdaki açıklamayı oybirliğiyle kabul etmiştir. Türkiye-Yunanistan arasında ortak deniz olan Ege'deki dengeler, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’yla kurulmuştur. O tarihte her iki ülkenin karasuları 3 deniz mili olarak belirlenmişti. Bu durumda, millî hükümranlık dışındaki açık deniz alanları Ege'nin yüzde 70'ini oluşturmaktaydı. Yunanistan, 8 Ekim 1936 tarihinde karasularını 6 deniz miline çıkararak Ege'nin yüzde 43,68'ini, yani yaklaşık yarısını egemenliği altına almıştır. Ancak, 1964 tarihinde 6 mile çıkarılan Ege'deki Türk karasuları ise, Ege'nin yaklaşık yüzde 7'lik bölümünü kapsamaktadır. Ege'nin yarısı halen açık deniz alanı statüsünde bulunmaktadır. Yunanistan, son olarak, Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin, esas itibariyle açık denizler ve okyanuslar için belirlenmiş bazı hükümlerinden yararlanarak, karasularını 12 mile çıkarmak isteğini ortaya atmıştır. Bu durum gerçekleştiği takdirde, Yunanistan, Ege Denizi'nin yaklaşık yüzde 72'sini egemenliği altına sokmuş olacaktır. Bir yarımada olan Türkiye'nin, dünya denizlerine ve okyanuslarına Yunan karasularından geçerek ulaşmasına yol açacak böyle bir durumu kabul etmesi asla düşünülemez. Türkiye'nin, Ege'de hayatî menfaatleri vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yunanistan Hükümeti’nin Lozan’la kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege'deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayatî menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, askerî bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir.

[3] Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.

[4] 24 Ekim 2018 tarihinde Efimerida Ton Sintakton gazetesinde Prof. Aleksis Iraklis imzalı makale.

[5] Cihat Yaycı, “Yunanistan Talepleri: Ege Sorunları: Soru ve Cevaplarla”, (Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020), s.118.

[6] 24 Ekim 2018 tarihinde Efimerida Ton Sintakton,  11 Kasım 2018 tarihinde Kathimerine isimli gazetelerde çıkan makaleler.

[7] 11 Kasım 2018 tarihinde Kathimerini gazetesinde Hristos Rozakis imzalı makale.