YUNANISTAN’IN YAYILMACI POLITIKALARI KAPSAMINDA TEMEL SORUNLAR VE TEMEL YUNAN STARTEJISI

Sosyal Medyada Paylaş!

Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz özelindeki Yunan talepleri ve taviz alma gayreti neticesinde bölgemizdeki barış, istkrar ve bölgesel sahiplik dengesi Yunanistan tarafından akamete uğratılmış vaziyettedir. Yunanistan yayılmacı politikaları neticesinde Türkiye’nin deniz egemenliği ve uluslararası hukuktan doğan hakları yoğun bir tehdit altındadır.

Temel Sorun

BMDHS’nin 3. maddesinde, karasularının “azami genişliği” 12 mil olarak belirlenmiş. Adaların deniz alanlarına sahip olması meselesi ise 121. maddede düzenlenmiş. Sözleşme'nin 121/2 maddesinde “3. paragraf hükümleri saklı kalmak üzere, bir adanın karasularının, bitişik bölgesinin, Münhasır Ekonomik Bölgesi'nin ve kıta sahanlığının sınırlandırılması, işbu Sözleşme'nin diğer kara parçalarına uygulanabilir hükümlerine uygun olarak yapılır” deniliyor. İşte Yunanistan bu iki maddeye dayanarak, kara ülkesinde uygulayabileceği azami 12 mil kara suyunun, her bir adası için de geçerli olacağını savunuyor. Bunun yanında sözde tezini kuvvetlendirmek için bir “Adalar Devleti” olduğunu iddia ederek, tüm adalarının tam etkiye sahip olduğunu, bunların arasında kalan suyun da Yunanistan'ın iç suyu olduğunu savunuyor. Özetle Lozan'da Türkiye'ye bırakılan 3 mil dışında geri kalan tüm adalar ile suyun kendisine ait olduğunu ileri sürüyor.

Yunanistan, Türkiye özelinde her konuda olduğu gibi Adalar Denizi hususunda da gayri-hukuku ve etik dışı davranmaktadır. Her seferinde vurguladığımız gibi Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de anlaşmazlık değil, Yunan talepleri vardır. Bu taleplerin en başında ise Adalar Denizi’nin tamamen Yunan egemenliğine bırakılmasını amaçlayan stratejiler yatmaktadır. Yunanistan’ın bu taleplerini muhatap almayı düşünmemiz bile mümkün değildir. Yunanistan’ın Adalar Denizi hususundaki tüm taviz taleplerinin ve hamlelerinin uluslararası hukuk ve bağlayıcı anlaşmalar çerçevesinde bir geçerliliği yoktur. Yunanistan, bir “Adalar Devleti” değil. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 46. maddesi; “adaların tam yetkiye sahip olabilmesi için ülkenin arşipellerden oluşması” şartını koşuyor. Yani bir ülkenin “Archipelago State” olabilmesi için tamamen ya da büyük ölçüde adalardan müteşekkil olması gerekiyor. Fakat Yunanistan'ın yüzölçümünün sadece yüzde 17'si ada, adacık ve kayalıklardan oluşuyor. Bunların pek çoğunda bir ekonomik hayat ve yerleşik halk bulunmuyor. Bu bakımdan esas hatların çiziminde referansın anakara olması gerekiyor. Yunanistan, tüm tarihinde olduğu gibi uluslararası hukuku, bağlayıcı anlaşmaları tanımayan pratikler ortaya koymuştur ve koymaya da devam etmektedir. Yunanistan 1936 yılında Lozan’da 3 mil olarak belirlenen karasularını tek taraflı 6 deniz miline çıkarmıştı. Türkiye o dönem bu karara itiraz etmemişti. Yunanistan’ın Adalar Denizi’nde karasularını 12 deniz miline çıkarması durumunda Yunan karasularının büyüklüğü yüzde 40’tan yüzde 70’e yükselecek. Türkiye’nin Yunanistan’ın şımarık tavırlarını ve taviz taleplerini tatmin etmek gibi bir düşüncesi ve pratiği olamaz! Türkiye, uluslararası hukuktan doğan tüm hak ve menfaatlerini etkin ve aktif bir şekilde savunmalıdır. Diğer yandan Türkiye’nin hukuki ve anlaşmalara dayanan bağlayıcılık bakımından eli oldukça güçlüdür. Adalar Denizi’ndeki dengeyi Yunanistan tek taraflı olarak fesih etmiştir. Lozan’ın bağlayıcı ve dengeleyici şartlarına dönülmesi hem bölgesel hem de uluslararası barış ve istikrar için sürdürülebilir koşullar yaratacaktır.

Temel Strateji

Adalar Denizi’ndeki meseleyi ve Yunanistan kaynaklı gerilimi anlayabilmek için öncelikle Yunanistan’ın taleplerine odaklanmak gerekmektedir. Adaları silahlandıran, kara sularını artırmak isteyen, egemenliği devredilmemiş ada-adacıklara sahip çıkmak isteyen, hava sahasını kara sularının ötesinde genişleten Yunanistan’dır. Bunların hepsi Yunanistan’ın talepleridir. Yunanistan’ın taleplerini ya da şımarık politikalarını Türkiye’nin gündeme dahi getirmemesi gerekmektedir. Diğer yandan Türkiye’nin egemenlik ve uluslararası hukuktan doğan hakları Yunanistan tarafından düzenli olarak saldırı altında kalmıştır. 1964 yılında gayri askeri statüdeki adaları silahlandırarak Lozan dengesini ve uluslararası hukuku ihlal eden Yunanistan, Adalar Denizi özelindeki yayılmacı emellerini bu silahlandırma ile pratiğe dökmüş ve taviz taleplerinin sahadaki alt yapısını inşa etmiştir. Yunanistan’ın tüm planları Megali İdea hayallerinin Adalar Denizi’nde inşa edilmesine yöneliktir. Bu ideal uğruna sürekli yayılmacı hamleler inşa eden Yunanistan Adalar Denizi’ni tamamen Yunanlaştırmak için strateji ve hamleler geliştirmektedir. Adalar Denizi’ndeki yayılmacı emellerini Megali İdea projesi ile birleştirmek isteyen Yunanistan, Doğu Akdeniz’de ise Enosis’i inşa etmeye çalışarak hem Adalar Denizini hem de Doğu Akdeniz’i Türksüzleştirme gayreti içerisindedir. Bu amaç doğrultusunda hareket eden Yunanistan ile muhatap olmak ya da onların “lütuf” gibi sunulan suni söylemlerini gündeme almak oldukça hatalı bir yaklaşım olacaktır. Diğer yandan Türkiye, Yunanistan’ın ısrarla devam eden taviz ve talepkarcı tavırlarına karşı 1995 yılında ciddi bir adım atarak Yunanistan’ın Adalar Denizi’ndeki yayılmacı ve işgalci girişimlerinin “Casus Belli” yani savaş sebebi olacağını vurgulamıştır. Bu noktada da Türkiye’nin uluslar arası arenaya verdiği mesaj oldukça nettir. Türkiye’nin günümüzde de bu netlikten ve istikrarlı kapsayıcılıktan taviz vermemesi gerekmektedir. Yunanistan’ın gayet açık ve net bir stratejisi vardır. Yunanistan’ın Adalar Denizi’ndeki yayılmacı stratejisini şu şekilde özetlemek mümkündür;

Yunanistan, ABD ve AB gibi uluslar arası aktörleri bölgesel sahiplik ilkesine aykırı olarak hem politik hem de pratik yönden bu alana çekmeyi planlamıştır. Yunanistan tek başına karar alabilen ya da strateji geliştirebilen bir ülke değildir. ABD’nin ve AB’nin desteği olmadan Yunanistan’ın genel bir strateji ve uygulama inşa etmesi hem politik hem de ekonomik olarak imkansızdır. Bu nedenle son günlerde EAST-MED projesine yönelik kötü haberler alan Yunanistan, bölgedeki dengelerin ve sahada gerçeklerin kendi aleyhine döndüğünü hissettikçe yeni söylemler ve oyunlar üretmeye çalışmaktadır. Son günlerde gündeme gelen;  “Atina, 12 milden vazgeçti” gibi beyanatlara oldukça dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Yunanistan, savaşmadan toprak kazanan, emek harcamadan kazanç elde etmeye odaklı bir ülkedir. Bugün de yeni koşullara göre söylem ve strateji geliştiren Yunanistan’ın 12 mil yerine 10 mil, 8 mil talep etmeye hazırlanan politik oyunlarına ve pazarlık uyanıklığına dikkat etmek şarttır. Yunanistan karasularını 1 mil büyütmesi Adalar Denizi’ndeki açık suların % 13 azalması demektir. Bu durum neticesinde ise hali hazırda Yunan saldırılarına maruz kalan Türk balıkçılarının, teknelerinin ve turizm sektörünün ciddi bir ekonomik alan kaybetmesi ve Türk Milleti’nin geri dönülemez kayıplar yaşamasına neden olacaktır. Diğer yandan Türkiye’nin denizlerden tamamen çıkartılması, küresel alanda soyutlanması ve Türksüz bir Adalar ve Akdeniz inşa etmeyi amaçlayan Pan-Helenist idealler Adalar Denizi özelinde Yunanistan’ın bu girişimleriyle inşa edilmeye çalışılmaktadır. Hala devam eden Kıta Sahanlığı sorunu da Yunanistan’ın 1 cm’lik genişlemesiyle bile Türkiye’nin ciddi kayıplarıyla neticelenmesine neden olacaktır.

Sonuç

Yunanistan açık denizleri hukuksuzca ele geçirerek Megali İdea ve Pan-Helenist pratiği inşa etmesini ancak tüm taviz taleplerini redderek engelleyebiliriz. Uluslararası arena herhangi bir yasal geçerliliği olmayan yayılmacı Yunan politikalarını dikkate almak ya da muhatap kabul etmek Türkiye açısından mümkün değildir. Türkiye’nin ortaya koyması gereken politika daha evvel tüm dünyanın kabulüyle ve mutabakatıyla pratiğe dökülmüş olan Lozan Anlaşması şartlarıdır. Yıllarıdır Lozan ve Paris Barış Anlaşmalarının gerekliliklerini yok sayan Yunanistan’ın uluslararası barış ve anlaşma dengelerini yok etmesi ancak Lozan Anlaşmasının gerekliliklerini uygulayarak engellenebilir. Bu manada Adalar Denizi’nde karasularının 3 mil olduğu netliği ivedilikle vurgulanmalı ve pratik hamleler ortaya konulmalıdır. Diğer yandan ortada bir sorun veya uyuşmazlık olduğuna yönelik ifadeleri de reddetmek gerekir. Adalar Denizi, Doğu Akdeniz ve Yunanistan’ın müdahil olduğu hemen tüm alanlarda çözülmesi gereken ya da Türkiye’nin gündemine alacağı bir durum yoktur aksine Yunanistan’ın elde etmeye çalıştığı tavizler ve bu tavizlerin inşa edilmesi için ortaya koyduğu talepler vardır. Şu unutulmamalıdır ki; Yunanistan’ın 12 mil taleplerinin tamamı savaş sebebidir! Yunanistan’ın karasularını 1 cm bile genişletmesi Türkiye açısından geri dönülemez kayıplara neden olacaktır. Bizim taleplerimizi kabul edin diyerek sözde barış teklifi sunan Yunanistan’ın tavizlerini günü kurtarmak için kabul etmek demek telafisi mümkün olmayan asırlık kayıplar yaratacaktır.

TÜRK DEGS ARAŞTIRMACISI

ŞAFAK YILDIRIM