Osmanlı Devleti’nin gerileme ve yıkılma sürecine girdiği 19. yüzyılda, düşmanları tarafından kullanılan ‘Avrupa’nın Hasta Adamı’ tabiri, sadece mevcut bir durumu tanımlamakla kalmıyor; aynı zamanda Türklere yönelik politikaların nasıl şekilleneceğini de gösteriyordu. Avrupalı devlet adamları, Osmanlı Devleti’nin paylaşılması sorununu Avrupa denge siyasetinin önemli bir parçası olarak görüyor ve bu ‘Şark Meselesi’ne kendilerince makul bir çözüm bulmak istiyorlardı. Kaybedilen savaşlar, azınlık sorunları, dış müdahaleler ve ekonomik çöküş; nihayetinde milyonlarca Türk’ün katledilmesi veya vatanlarından sürülmesiyle sonuçlandı. Bu süreç, Kurtuluş Savaşı sonrası sona erse de Türk millî hafızasında silinmez bir iz bırakmıştır.
İlk defa Rus Çarı I. Nikolay tarafından telaffuz edilen bu ifade, farklı dönemlerde Çar tarafından Avrupalı devlet adamlarıyla yapılan görüşmelerde defalarca kullanılmıştı. 1833 yılında Avusturya Şansölyesi Klemens von Metternich, Çar’ın Osmanlı Devleti için bu tabiri kullandığını kayıtlara geçirmişti. İfadenin popülerliği, 1853 yılında Çar’ın söylemini yinelemesiyle daha da arttı. Çar, Osmanlı Devleti için ‘kollarımız arasında çok hasta, ölmek üzere olan bir adam’ diyordu. İngiltere’nin o dönemde Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ne verdiği destek üzerine Çar, görüşlerini şöyle dile getirmişti:
‘‘Türkiye paramparça oluyor gibi görünüyor, bu çöküş büyük bir felaket olacak. İngiltere ve Rusya’nın anlaşmaya vararak, diğer taraftan habersiz herhangi bir kararlı adım atmaması çok önemlidir…’’
Kırım Savaşı’na giden süreçte İngiltere ve Rusya, ‘Şark Meselesi’ne ortak bir çözüm bulamadıkları için karşı karşıya geldiler. Yürütülen diplomatik görüşmeler, Çar’ın bu konudaki tavizsiz ve saldırgan tutumunu değiştirmeye yetmiyordu. Osmanlı Devleti’nin durumunu büyük bir fırsat olarak gören Çar’ın, bu sürece dair stratejik vizyonu ve görüşleri oldukça netti:
‘‘Elimizde ağır hasta bir adam var, eğer bir gün elimizden kayıp giderse, özellikle de gerekli düzenlemeler yapılmadan önce, bu büyük bir talihsizlik olur.’’
Bu anlaşmazlık nihayetinde 1853-1856 Kırım Savaşı ile sonuçlandı. Rus ordularının; Osmanlı, İngiltere ve Fransa ittifakı karşısında mağlup edilmesi üzerine Çar I. Nikolay üzüntüden vefat etti. Çar’ın stratejik bakış açısı ise yıllar sonra, 1907 İngiltere-Rusya Antlaşması ve Reval Görüşmeleri ile meyvelerini verdi. Almanya’nın bir güç olarak yükselişi, birbirine rakip olan bu iki devleti yakınlaştırmıştı. Bu yakınlaşma, Osmanlı Devleti için tam bir felaket oldu. Daha öncesinde İngiltere, Rusya’nın güneye yayılmasına karşı çıksa da Osmanlı topraklarını ilk fırsatta bizzat ele geçirmekten geri durmuyordu. Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ın işgali ile Arabistan Yarımadası’ndaki toprak gaspları, nihayetinde I. Dünya Savaşı’na giden süreci hazırladı. İlerleyen yıllarda İngiltere Başbakanı olacak olan William Ewart Gladstone, katı bir Türk düşmanıydı ve 1876 yılında şu sözleri sarf edecekti:
‘‘Türkler, Avrupa’ya ilk girdikleri o kara günden itibaren, genel olarak insanlığın en büyük insanlık karşıtı örneğiydiler. Gittikleri her yerde arkalarında geniş bir kan izi bırakıyorlardı ve egemenlikleri nereye kadar uzanırsa uzansın orada medeniyet gözden kayboluyordu. (Türkler) kanunla yönetimin aksine, zorla yönetimi temsil ediyordu. Bu hayattaki rehberleri amansız bir kadercilikti: ahiretteki ödülleri ise duyusal bir cennetti.’’
Avrupa’nın hasta adamı ifadesi 1860 yılında Times dergisinde yayınlanan makalede geçmesi ile yaygınlaştı:
‘‘Avusturya’nın şu anki durumu, dünya barışı için daha az endişe verici olsa da, Çar Nikolay’ın İngiltere’yi “Avrupa’nın hasta adamı”nın son vasiyetini kendisiyle birlikte hazırlamaya davet ettiği zamanki Türkiye’nin durumundan daha az tehdit edici değildir. Nitekim, Habsburg Hanedanlığı’nın son on iki ayında Avusturya İmparatorluğu’nun, Polonya’nın yıkılışından bu yana modern tarihte eşi benzeri görülmemiş bir felaketle karşılaşması olasılığı neredeyse yok denecek kadar azdır.’’
Avrupa’nın Hasta Adamı’ tabiri, Osmanlı Devleti’nden sonra Avrupa’da çeşitli ekonomik ve siyasî zorluklar yaşayan devletler için de kullanılmaya devam etti. Benzer şekilde, ‘Asya’nın Hasta Adamı’ ifadesi ise Çin için kullanılmıştır; nitekim Çinliler bu dönemi ‘Yüzyıllık Aşağılanma’ olarak adlandırmaktadır. Böylelikle bu ifade, uluslararası siyaset literatüründe yaygınlık kazanmıştır. Türk tarihi açısından bakıldığında ise ‘Avrupa’nın Hasta Adamı’ nitelemesi, basit bir benzetmeden çok daha öte; Türklere yönelik yok etme politikasını meşrulaştıran bir araç olmuştur. ‘Hasta adamı’ öldürmek için sıraya giren devletler, Balkanlar’daki Türk varlığını neredeyse tamamen silmiş; Anadolu’daki benzer bir imha girişimi ise ancak Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından önlenebilmiştir.

