Hazar Kağanlığı’ndan Günümüze: Türkçe’nin Gücü

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
3 Dk. Okuma
3 Dk. Okuma

Kafkasya denildiğinde akla çoğu zaman etnik çeşitlilik, sarp dağlar ve bitmeyen siyasî çatışmalar gelir. Oysa bu coğrafya, yüzyıllar boyunca yalnızca sınırların değil, dillerin, seslerin ve kelimelerin de kesiştiği bir alan olmuştur. Bugün Kafkasya’da konuşulan Türk lehçeleri; Karaçay-Balkar, Kumuk, Nogay ve Azerbaycan Türkçesi bu uzun tarihî etkileşimin yaşayan tanıklarıdır. Bu lehçeler yalnızca modern etnik kimliğin bir parçası değil, aynı zamanda Hazar Kağanlığı dönemine uzanan derin bir dilsel ve kültürel mirasın izlerini taşır.

VII. ve ile X. yüzyıllar arasında Doğu Avrupa ile Kafkasya arasındaki geniş bir coğrafyada hüküm süren Hazar Kağanlığı, Türk tarihinin önemli siyasî oluşumlarından biridir. Ancak Hazarların önemi yalnızca siyasî güçlerinden ibaret değildir. Onlar, İslâm dünyası, Bizans ve bozkır halkları arasında bir kültürel ve dilsel aracı rolü üstlenmişlerdir. Bugün Hazar Türkçesinin kendisine ait yazılı kaynakları sınırlı olsa da Arap, İbranî ve Bizans kaynaklarında geçen dilsel ipuçları, bu dilin Oğur grubu ile yakın ilişkisini ortaya koyar.

Kafkasya’daki bazı Türk lehçeleri, özellikle Karaçay-Balkar ve Kumuk Türkçesi, bu tarihî süreklilik açısından özel bir yere sahiptir. Araştırmacılar, bu lehçelerde görülen kimi fonetik ve morfolojik özelliklerin; örneğin kelime sonlarındaki -r kullanımı veya bazı arkaik sözcüklerin erken dönem Türkçesiyle, hatta Hazar dönemine tarihlenebilecek dilsel katmanlarla ilişkili olabileceğini belirtir. Elbette bu, doğrudan “Hazar Türkçesi bugün hâlâ konuşuluyor” demek değildir. Ancak dillerin de insanlar gibi katmanlı hafızalara sahip olduğu düşünülürse, bu lehçelerin taşıdığı izler son derece anlamlıdır.

Kumuk Türkçesi bu bağlamda ayrı bir dikkat hak eder. Orta Çağ boyunca Kuzey Kafkasya’da bir tür lingua franca yani ortak dil işlevi gören Kumukça, yalnızca bir boyun konuştuğu Türkçe değil, bölgesel iletişimin anahtarı olmuştur. Bazı dil tarihçileri, Kumuk Türkçesinin bu merkezi rolünü, Hazar Kağanlığı döneminde bölgede oluşan çok dilli ve çok kültürlü yapının devamı olarak yorumlar. Nogay Türkçesi ise Altın Orda sonrası dönemde şekillense de bozkır Türkçesinin Kafkasya’daki sürekliliğini temsil eder.

Bu noktada önemli olan, Kafkasya’daki Türk lehçelerine yalnızca azınlık dilleri ya da yerel konuşma biçimleri olarak bakmaktan vazgeçmektir. Bu diller, Avrasya tarihine ışık tutan canlı arşivlerdir. Her kelime ve her ses değişimi geçmişteki göçlerin, siyasî dönüşümlerin ve kültürel temasların izlerini taşır. Hazar Kağanlığı gibi çok katmanlı bir siyasî yapının mirası da ancak bu tür dilsel süreklilikler üzerinden anlam kazanabilir.

Bugün küreselleşme, asimilasyon ve siyasî baskılar nedeniyle Kafkasya’daki pek çok Türk lehçesi tehdit altındadır. Oysa bu dillerin korunması yalnızca bir etnik grubun meselesi değil, ortak bir tarih bilinci meselesidir. Hazarların mirası, haritalarda değil, konuşulan kelimelerde yaşamaya devam ediyor. Bu mirası duyabilmek içinse kulak vermek, dinlemek ve hatırlamak gerekiyor.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir