Toplumun ve sosyal yaşamın temel unsurlarından biri olarak kabul edilen kadın, Türk devlet geleneğinde de önemli bir yere sahip olmuştur. Türklerde kadın, yalnızca aile içinde değil; sosyal, ekonomik ve siyasî hayatta da aktif rol üstlenmiştir. Bu durum, Türk toplumunun kadına verdiği değerin ve eşitlik anlayışının önemli bir göstergesi olmuştur. Erkeğin tamamlayıcısı olarak görülen kadın, her alanda olduğu gibi devlet yönetiminde söz sahibi olmuş ve devlet yönetmiştir. Ayrıca hatunlar yalnızca hükümdarın eşi değil; aynı zamanda devlet yönetimindeki rolleriyle önemli siyasal figür olmuşlardır. Türk kadınının siyasi konumunu gösteren ifadeler Orhon Yazıtlarında yer almıştır. Kültigin Yazıtı’nda yer alan ifadeler şu şekildedir: “Yukarıda Türk Tanrısı, Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk Milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olacak”. Bu ifadeler kadının siyasî konumunun yanı sıra kadına verilen değeri göstermesi bakımından da önemli arz etmiştir. Ayrıca Türk devlet geleneğinde kadının konumu, dinî ve kültürel inançlarla da güçlendirilmiştir. Kut anlayışına göre devlet yönetme yetkisi Tanrı tarafından verilmiş ve bu kutsal yetki kadın için de geçerli sayılmıştır. Böylece kadın hem siyasî hem de manevî açıdan saygın bir konuma sahip olmuştur.
Eski Türklerde hatunlar, hakan ile birlikte devleti temsil etmişlerdir. Devlet işlerinde alınan kararlar genellikle “Hakan ve Hatun buyuruyor ki…” ifadesiyle başlamıştır. Bu durum, hatunun yönetimde hakanla birlikte yetki kullandığını ortaya koymaktadır. Öte yandan hatunlar kurultaylara katılmış, görüş bildirmiş ve alınan kararlarda etkili olmuşlardır. Ayrıca elçileri kabul etmişler, diplomatik görüşmelere katılmışlar ve antlaşmalarda söz sahibi olarak çeşitli görevler üstlenmişlerdir. Kadınların askerî alandaki varlıkları onların siyasî konumlarını güçlendirmiştir. Gerektiğinde topraklarını düşmana karşı korumaları ve savaşçı kimlikleriyle ön plana çıkmaları kadınların erkekler kadar askerî alanda da başarılı olduklarını ortaya koymuştur. Öte yandan Türk kadınlarının bu özellikleri destanlarda da ifade edilmiş, cesaretleri, liderlik vasıfları ve fedakârlıklarıyla tasvir edilmişlerdir. Bu tasvirler kadınların toplumda güçlü ve mücadeleci bir birey olarak görüldüğünü de göstermektedir.
Kadının siyasî varlığı sadece Türklerin ilk dönemleriyle sınırlı kalmamıştır. İslâmiyet sonrasında da siyasî anlamda söz sahibi olmaya devam etmiştir. Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nde hatunlar, valide sultanlar ve melikeler bu duruma örnek olmuştur. Özellikle İslâmiyet sonrasında vakıf sistemi, İslâmî çerçeve içinde kadının kamusal alandaki etkinliğinin meşru ve kalıcı bir zemine oturmasını sağlamıştır. Kadınlar, vakıf kurucusu sıfatıyla mülk edinme, gelir tahsis etme ve bu gelirlerin idaresini belirleme yetkisine sahip olmuş; bu durum, onların devletin ekonomik yapısı içinde dolaylı fakat etkili bir rol üstlendiklerini göstermiştir. Böylece Türk devlet geleneğinde kadının yönetime ve kamusal hayata katılımı, İslâmiyet sonrasında biçim değiştirerek de olsa süreklilik kazanmıştır.
Sonuç olarak Türk devlet geleneğinde kadın, yönetilen değil; yönetime katılan, devletin meşruiyetini ve sürekliliğini sağlayan temel aktörlerden biri olmuştur. Hatunların konumu, töreye dayalı hukuk sistemi ve askerî-toplumsal roller, kadının Türk devlet geleneğinde merkezî bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, Türk devlet anlayışının cinsiyet temelli bir dışlamadan ziyade, işlev ve denge esasına dayalı bir yapı üzerine kurulduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Eski Türklerden başlayarak Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nde de kadınların siyasî anlamda söz sahibi olmaları bu anlayışın dönem ve şartlara göre değişkenlik gösterdiğini fakat hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadığını da göstermiştir. Türklerin tarih sahnesine çıktıkları erken dönemlerden itibaren süreklilik gösteren bir devlet anlayışının yansıması olan bu husus, Tomris Hatun, Boğarık Hatun, Terken Hatun, Altuncan Hatun, Kösem Sultan gibi kadınların tarihe isimlerini yazdırmalarına vesile olmuştur. Nihayetinde Tomris Hatun’dan Osmanlı Devleti’nin valide sultanlarına uzanan tarihsel süreç, Türk devlet geleneğinde kadının pasif bir unsur olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Kadın, kimi dönemde fiilî hükümdar, kimi dönemde siyasî aktör, kimi dönemlerde ise vakıf kurucusu ve toplumsal düzenin taşıyıcısı olarak devlet geleneği içinde yer almıştır. Bu süreklilik, Türk devlet anlayışının kadını dışlayan değil; onu farklı tarihsel şartlara göre yeniden konumlandıran bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

