Türk Kültüründe Nazar İnancı

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
3 Dk. Okuma
3 Dk. Okuma

Nazar; yüzyılları ve coğrafyaları aşmış, Anadolu’ya ve bugünlere ulaşmış çok eski bir kültürel inançtır.  Bazı kimselerin bakışlarından gelen kötü enerjinin insanlara, hayvanlara ya da cansız nesnelere zarar verebildiğine inanılır. Bu kötü enerjinin kaynağı her zaman fesatlık, kıskançlık gibi olumsuz duygular olmaz, aşırı sevgi ve beğeni de nazar değmesine sebep olabilir. Bu kişiler çoğunlukla toplum içinde bilinir ve bu kötü etkilerden korunmak adına iyi haberlerin onlara duyurulmasından, güzel şeylerin, bebeklerin vs. onlara gösterilmesinden çekinilir. Çünkü nazar değen kişi kötü enerjinin etkisiyle baş ağrısı, uykusuzluk gibi fizikî rahatsızlar duyar. Ayrıca nazara karşı çocuklar, yetişkinlere göre daha da hassastır.

Türklerin “göz değmesi” dedikleri nazardan sakınmak için çok çeşitli yöntemleri vardır. Bunlardan en bilineni “nazar boncuğu”dur. Bu boncuğun içindeki mavi gözde bir milletin kâinata bakışı gizlidir. Boncuğun mavi olmasının sebebi, mavi/yeşil gözlü insanların gözünün değdiğine inanılmasıdır. Nazar boncuğunun kıyafetin yakasında, bebeğin beşiğinde, evlerin duvarlarında kullanıldığına rastlanabilir. Bu inanışın temellerinden olan göz motifi yalnız boncukta değil; halı, kilim, kıyafet gibi dokumalarda göz şeklinin işlenmesiyle de kullanılır.

Gözden koruma özelliği olan metaller de birçok biçimde karşımıza çıkar. Buna örnek olarak bebeğin beşiğine ok-yay konulması, kadınların madenî paraları delerek başlıklarına takması, aynı şekilde bellerine gümüş kemer takmaları, cepte gümüş para taşınması, demirden yapılan at nalının evlere asılması ya da demir bir iğneyle takılan süs eşyaları örnek gösterilebilir. Kullanılan demir ve gümüş bu eşyaların yansıtıcı yüzeyleriyle kem gözü geri çevirdiğine inanılır. Nazar değmiş kişiyi tedavi etmek için de kurşun metali kullanılır. “Kurşun dökme” adı verilen ritüelde, eritilmiş kurşun hastanın başına örtülen bir örtü üzerinde tutulan sıcak suyun içine dökülür ve çıkan şekiller hakkında yorum yapılır. Bu yolla var olan nazarın da çıkmış olduğuna inanılır. Herkes kurşun dökemez, bu kabiliyet el alma yolu ile kazanılır.

Korunmanın bir diğer yolu da hayvan kemikleri, boynuzları yahut kafasıdır. Türk inancında yaygın olarak koç ve geyik yer edinmiştir. Koç boynuzu, geyik boynuzu ya da başları evlerin giriş kapısına asılır. Kutsal kabul edilen bu hayvanların evi kötü ruhlardan, kötü gözlerden koruduğuna inanılır.

Tütsüler de yaygın bir ruhsal temizlik aracıdır. Bunların başında üzerlik otu gelir. Yakılan üzerlik otunun nazar değen kişinin üzerinde dolandırılması ya da kişinin yanan otun üzerinden atlaması gibi uygulamalar vardır. Bu yakma işlemi tuzla beraber de yapılır.

İslâmiyet sonrasında bu inançlar kaybolmaz, İslâmî usulde yeni unsurların işin içine girdiği görülür. Bunların ilki, Felâk ve Nas surelerinin okunmasıdır. Kişi kendini korumak için okuyabildiği gibi sure ve duaların okunup okuyan kişinin nazar değen insana üflediği bir çeşit ritüele de Anadolu’da rastlanmaktadır. Bu dua esnasında “Fatma Ana’nın eli” tabiri de geçebilmektedir ki “Fatma Ana Eli” sembolü de İslâm’dan sonra nazar boncuğu gibi kullanılmaya başlanılan bir figürdür.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir