Giriş
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Mendeli’den Talafer’e uzanan Türkmeneli coğrafyasının geçmişte çektiği acılar, ortak duyguların paylaşılması ve gönül bağının denizden karaya kurulması anlamına gelmektedir. Türkiye bu iki Türk bölgesinin de güvenlik ihtiyacını anavatan olarak üstlenmekte ve hem Doğu Akdeniz’de hem de Türkmeneli’nde etkin varlığını sürdürmektedir.
Türkiye’nin güvenliğine etki eden her mesele bütün Türklerin ortak meselesidir. Bu yüzdendir ki KKTC, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenliğini sağlarken aslında Kerkük’ün, Bayırbucak’ın güvenliği niteliğindedir. Kerkük’ün petrolü ve Irak’ın kuzeyinden uzanan enerji koridoru, enerji ihtiyacına yönelik girişimler konusunda Türkiye’nin bölgeden elini çekmemesini ve masada etkin güç olma ihtiyacını elzem kılıyor.
Kerkük için KKTC’nin güvenliği vazgeçilmezdir diyebiliyorsak şüphesiz ki Suriye Türkleri için de KKTC’nin güvenliği vazgeçilmezdir demek yerinde olacaktır.
Akdeniz’de KKTC’nin varlığının zayıflatıldığı ve yok sayılmaya çalışıldığı her eylemde Suriye Türkmenlerinin güvenliğinin de tehdit altına girmesi kaçınılmazdır. Denizden gelecek fırtınalar, karadan birçok şeyi alıp götürebilir. Bu yüzdendir ki Suriye’deki Türk varlığı hem KKTC ile hem de Kerkük ile çözülmez bir bağ içindedir. Bu sebeple KKTC ve Türkmenelibir zincirdir ve bu zincirin merkezinde Türkiye vardır.
Kuzey Kıbrıs’ın de facto yapısı ve kuzeyinin yalnızca Türkiye tarafından tanınması ile Kıbrıs; Türkiye, Suriye, Lübnan, Mısır, İsrail ve Yunanistan ile kıyı komşusudur. Bu durumda Akdeniz’in gövdesi olan Kıbrıs, geçiş yollarının kesişim kümesidir.
Bu bölgenin Doğu Akdeniz’de yer alması ile birlikte enerji ve güvenlik bakımından Mavi Vatan doktrini tekrar tekrar ihtiyaç duyulan bir stratejidir. Türkiye’nin denizlerdeki durumunu belirleyen bu konu, Türkiye’nin denizlerdeki hâkimiyeti ve enerji yolları konusunda alternatif yolların etkin kullanılması için gerekli olan hâkim ülke statüsünü korumasını gerektirmektedir.
East Med
Türkiye’nin hâkim ülke konumunu ve Mavi Vatan’daki ekonomik haklarını baypas etmeye yönelik bölgesel hamleler, Türkiye’nin merkezinde olduğu bu güvenlik zincirini doğrudan hedef almaktadır. Bu hamlelerin en somut örneği ise İsrail doğalgazını Yunanistan ve GKRY iş birliği ile Avrupa’ya taşımayı hedefleyen EastMed (Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı) Projesi’dir. Maliyeti ve doğuracağı risklerden ötürü tartışma yaratan proje, Türkiye’yi bölgesel enerji denkleminin dışına iterek bu zinciri kırmayı hedefliyordu.
Ancak EastMed ne kadar iddialı bir proje gibi gözükse de, Türkiye’nin dışlandığı bir senaryoda teknik ve ekonomik maliyetlerin taşınamaz yükler oluşturacağını göstermiştir. Nitekim deniz tabanının derinliği, deprem hatları ve binlerce kilometrelik boru hattının maliyeti gibi faktörler; projenin en büyük finansörü olan ABD’nin projeye olan inancını kırdı ve projenin çöpe gitmesine sebep oldu.
Bu örnek, bölgenin en önemli enerji dağıtım merkezi olan Türkiye’nin görmezden gelinerek hazırlanan bir projenin yürümesinin imkânsız olduğunu kanıtlamaktadır. Nitekim özellikle Avrupa’ya enerji transferini sağlayan birçok kritik boru hattı bu yüzden Türkiye üzerinden geçmektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan, Kerkük-Yumurtalık, Türk Akım, TANAP gibi Türkiye’den geçen boru hatları Avrupa’nın enerji ihtiyacının yaklaşık %10’unu karşılamaktadır.
Türk Dünyasını Doğu Akdeniz’e Bağlayan Enerji Hatları
Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan petrollerinin taşınmasında aktif olarak kullanılan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından akan petrol, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden geçtikten sonra Adana’daki Ceyhan limanında tankerlere aktarılıp uluslararası enerji pazarına sunulmaktadır. Özellikle Avrupa’nın enerji ihtiyacı için stratejik öneme sahip bu hat, Türk dünyasının enerji iş birliği ve ekonomik entegrasyonu açısından da kritiktir. Mavi Vatan Doktrini ve KKTC’nin bu deniz yolu üzerindeki konumu, Ceyhan üzerinden Doğu Akdeniz’e açılan bu hattın Doğu Akdeniz’deki güvenliğini garanti altına alan önemli unsurlardır. Bu sebeple her iki unsurun da muhafazası ve KKTC’nin tanınması için Türkiye ve Türk dünyası ortak bir irade ortaya koymalıdır.
Aynı zamanda bu enerji hattı, Türkistan ülkelerinin alternatif enerji hatları oluşturarak Rusya’ya olan bağımlılıklarını azaltmaları açısından da önemlidir. Bu durum sadece Türk ülkeleri için değil aynı zamanda AB için de önemlidir. Nitekim Türk Akım, Ukrayna-Rusya Savaşı sonrasında Rusya’dan Avrupa’ya doğru uzanan tek boru hattı olarak faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla Rus petrol ve doğalgazına alternatif arayan Avrupa için Türk ülkelerinden gelen hat hayati önem taşımaktadır. Bu durum, AB için Doğu Akdeniz’in stratejik önemini daha da arttırmaktadır. Bu sebeple Avrupa, Doğu Akdeniz’de KKTC’yi hedef alarak Türkiye’nin elini zayıflatmayı ve böylece enerji hatlarında kontrol sağlamayı hedeflemektedir.
Güney Kıbrıs’ın AB Üyeliğinin Türkiye’ye Yansımaları
Güney Kıbrıs 2004’te Avrupa Birliği’ne girdi. 2026 itibarıyla Kıbrıs Rum Kesimi, 1 Ocak’ta başlamak üzere 6 ay boyunca Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlendi. Bu süreçte Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkileri konusunda duraksama dönemindeydi. GKRY, Orta Doğu ülkeleriyle ticaret ilişkilerini artırmayı hedefliyor. Avrupa Birliği’nin de Orta Doğu ile yakınlaşma isteği, GKRY’nin Orta Doğu ile ticaret faaliyetleri açısından olumlu bir karşılık bulmakta.
GKRY, Türkiye ile NATO konusunda pazarlık içine girme isteğinde ve bu istek karşılığında ise Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda Türkiye’ye kolaylık sağlayacağı bir durumda olduğu vaadinde; ancak Türkiye bu pazarlığa yanaşmamasıyla beraber GKRY’nin NATO’ya girme isteğine de karşı.
Süreç içerisinde Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’nin Barış İçin Ortaklık (PfP) doğrultusunda Kıbrıs sorununu çözme amacıyla adım atmasını istiyor. Proje, NATO devletleriyle birlikte Orta Asya ülkeleri ile iş birliğini de içermekte ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda tatmin edici bir seviyeye gelene kadar Güney Kıbrıs ile ilişkilerine pek sıcak yanaşmadığını görüyoruz. Bölgedeki bu çözümsüzlük de her iki taraf arasındaki iş birliğinin önünde bir engel oluşturuyor ve AB-Rum kanadıyla Türk tarafının arasını açıyor.
Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’nda Son Durum
Türkiye’nin enerji yollarındaki bir diğer alternatifi de Kerkük’tür. Kerkük-Yumurtalık ham petrol boru hattı anlaşması 2026 senesi itibarıyla sona erecektir. Temmuz ayında sonlanacak anlaşma, Türkiye’nin enerji yolları açısından hem bölgesel hem de ticari stratejisi açısından oldukça önemli. Bu enerji koridorundan söz ederken Irak Kuzey Bölgesel Yönetiminin işlevini de unutmamak gerekir. Irak hükümeti, Türkiye’yi boru hattı anlaşmasına uyuşmayan bir şekilde IKBY’den petrol aldığı için şikâyet etmişti. Bu şikâyetin üzerine Türkiye, Irak’a karşı 1 milyar dolar borçlandı. Verilen ceza sonrası boru hattı aktifliğini durdurmuştu ancak yeni bir olası anlaşmada Türkiye-Irak-IKBY ittifakının Amerika’yı memnun etmesi, Amerikan menşeili enerji şirketlerinin bölgedeki ticari garantisini sağlama konusunda anlam kazanacaktır.
Sonuç
Sonuç olarak KKTC ve Mavi Vatan’ın güvenliği, Türk dünyasının uluslararası pazarlara açılmasından bağımsız düşünülemez. Bu noktada Türk Devletleri Teşkilatı, Doğu Akdeniz meselesinde ortak bir duruş sergilemelidir. Çünkü Doğu Akdeniz’deki denklem, enerji koridorları dikkate alındığında bütün Türk devletlerinin ortak çıkarlarını ilgilendirir.
Türkiye’nin bu bölgedeki enerji denkleminde üstlendiği rol, sadece ticari bir kazançtan ibaret değildir; bu rol, aynı zamanda bölgedeki Türk varlığının en büyük jeopolitik zırhıdır. Irak ve Suriye petrollerinin uluslararası pazarlara açılan kapısının Türkiye olması, Ankara’ya bölge yönetimleri üzerinde muazzam bir ekonomik caydırıcılık gücü vermektedir.
Türkiye, sadece Hazar petrolü ve doğalgazı için değil aynı zamanda Irak ve Suriye enerji kaynaklarının taşınması için de kritik bir rotadır. Bu sebeple Mavi Vatan’ın güvenliği sadece Türkiye için değil; Irak, Suriye ve Türk ülkelerinin uluslararası pazara açılması için de kilit noktadadır.
Özellikle Irak’ın kuzeyindeki enerji koridorunu elinde tutan Irakın Kuzeyi Bölgesel Yönetimi (IKBY) başta olmak üzere, bölgedeki aktörlerin ekonomik sürdürülebilirliği tamamen Türkiye’nin limanlarına ve vanalarına bağımlıdır. Bu asimetrik bağımlılık ilişkisi, şu stratejik gerçeği doğurmaktadır: Bölgede yaşayan Türkmenlere yönelik yapılacak her türlü baskı, asimilasyon veya hak gaspı; doğrudan Türkiye’nin ekonomik ve stratejik çıkarlarını karşısına almak anlamına gelecektir.
Türkiye’nin bölge jeopolitiğini şekillendiren bu stratejik konumu, Türkiye’yi dengelerin merkezine koyarak önemli bir aktör hâline getirmektedir. Türkiye’nin bu gücü, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya ve Türkistan’a uzanan bir zincir oluşturmaktadır. Bu zincir üzerinde atılacak her adım da Türkiye için yeni fırsatlar doğurma potansiyeline sahiptir. Nihayetinde; Mavi Vatan’dan Türkmeneli’ne, Kerkük’ten Doğu Akdeniz’e uzanan bu jeopolitik hat göstermektedir ki, Türk dünyasının denizlerdeki egemenliği ile karadaki güvenliği asla birbirinden ayrı düşünülemeyecek tek bir bütünün parçalarıdır.

