
Doğu Akdeniz’de devasa boru hattı projelerinin yerini maliyeti düşük LNG ortaklıkları alıyor olabilir ancak masadaki niyet değişmedi: Türkiye’yi kıyı şeridine hapsetmek. Evet, EastMed boru hattı artık masada yok ancak Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail’in Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetme arzusu zerre değişmedi. Dün boru hatlarıyla denedikleri şeyi bugün Mısır üzerinden LNG transferiyle, yarın denizaltı elektrik kablolarıyla deniyorlar.
Ankara ise bu değişen taktiğe hazırlanmalı ve karşı hamlelerini yapmalıdır. Bunu yapabilmek içinse bölgedeki gerilimin tarihini ve geçmişteki dönemeçleri iyi anlamak gerekmektedir. Son yıllarda yaşanan gelişmelerin de tek tek mercek altına alınması ve bunlardan yola çıkarak bölgedeki denkleme dahil diğer ülkelerin motivasyonları anlaşılmalıdır. Böylece o ülkelerin Türkiye’nin hamlelerine karşı ne yapabileceği, ne tür durumlarda Türkiye ile ortak hareket edebilecekleri hesaplanabilir. Bütün bunlar iyice gözden geçirilince Türkiye’nin yapması gereken hamleler daha net ortaya çıkacaktır.
Doğu Akdeniz’de Gerilimin Tırmanması ve EastMed
Doğu Akdeniz’deki kriz, aslında bir doğalgaz keşfinden ziyade, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Ada’nın tek sahibiymiş gibi hareket ederek uluslararası hukuku ve Kıbrıs Türklerinin haklarını çiğnemesiyle başladı. Rum yönetimi, henüz bölgede gaz bulunmadan önce, 2003 yılında Mısır ile, ardından 2007’de Lübnan ve 2010’da İsrail ile tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmaları imzaladı.
2011 yılına gelindiğinde ise Amerikan Noble Energy şirketi, Kıbrıs’ın güneyindeki Afrodit sahasında ilk büyük doğalgaz rezervini keşfetti. Bu keşif, Akdeniz’de milyarlarca dolarlık bir iştahı kabarttı. Rumlar hemen ardından Ada’nın etrafını 13 arama parseline bölerek Total, ENI, ExxonMobil gibi küresel enerji devlerini bölgeye davet etti. 2011 yılında Türkiye ile KKTC arasında Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzalandı ve KKTC, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) Ada’nın tüm çevresinde arama ruhsatı verdi.
Bölgede uzun süre tek sınırlı hamleler dışında bir gerilim yaşanmadı. Ancak Şubat 2018’e gelindiğinde İtalyan enerji şirketi ENI’ye ait Saipem 12000 sondaj gemisi, Kıbrıs Rum Kesimi’nin tek taraflı ilan ettiği ve TPAO’ya verilen arama ruhsatı bölgesiyle çakışan 3. parselde sondaj yapmak üzere bölgeye doğru ilerliyordu. Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait fırkateynler geminin önünü kesti ve gemi daha sonra Fas’a dönmek zorunda kaldı. Bir oldubittiyle ihtilaflı bölgenin enerji kaynaklarından faydalanmak isteyen GKRY’nin planı böylece suya düştü.
Aynı yılın Ekim ayında Türkiye NAVTEX ilan ederek Güzelyurt Araştırma Sahası’na sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa’yı gönderdi. Gemi, görevi sırasında bir Yunan fırkateyni tarafından taciz edilmeye başlandı. Bunun üzerine Türk Deniz Kuvvetleri unsurları araya girdi ve Türk savaş gemileri, Yunan fırkateynine atış kontrol radarlarını kilitleyerek “bölgeyi terk etmezsen vurulursun” anlamına gelen en üst düzey askeri uyarıyı yaptı. Bunun üzerine Yunan gemisi geri çekilmek zorunda kaldı.
2019 yılı boyunca her iki tarafın art arda NAVTEX ilan ettiği bir gerilim sürdü ve Türkiye bu süre boyunca arama ve sondaj gemilerini TPAO’ya verilen ruhsatlı bölgelere göndermeye devam etti. Bu süre boyunca ABD ve AB, Türkiye’ye kınama ve yaptırımlarla geri adım attırmaya çalışmıştır.
Bu noktada özellikle Fransa, bu süreçte Yunanistan ve GKRY’yi aktif olarak desteklemiştir. Fransa, bu doğrultuda NATO’nun Libya’ya silah ambargosunu denetleyen “Sea Guardian” misyonunu kendi menfaatleri için kullanıyordu. Libya’da kendilerinin desteklediği Hafter’e silah gitmesine göz yumarken Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne silah gitmesini engelliyordu. Nitekim 10 Haziran’da 3 Türk fırkateyni eşliğinde Libya’ya gitmekte olan bir kargo gemisi, bir Fransız fırkateyni tarafından durdurulmaya çalışıldı. Fransızlara göre gemi, silah taşıma şüphesiyle aranmalıydı. Fransızlar gemiyi aramak için yaklaşınca Türk gemileri Fransızların iddiasına göre elektronik harp sistemi kullanarak Fransız gemilerinin radarlarını kör etmişti. Bunun üzerine Fransızlar bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Ancak Fransa, kendi gemilerine “hedef kilitleme” yapıldığını iddia ederek Türk gemilerinin saldırganca davrandığını savunmuştur. Olayın üzerine NATO içerisinde kurulan bir komisyon konu hakkında gizli bir rapor hazırlamış ve Türkiye’nin “Casus Belli” sayılacak herhangi bir şey yapmadığı sonucuna varmıştır. Bu durum Fransa için ciddi bir prestij kaybı olarak değerlendirilmiş ve Fransa tepki olarak “Sea Guardian” misyonundan çıktığını açıklamıştır.
Türkiye’ye geri adım attırmayı amaçlayan bu çabaların üzerine Türkiye, 27 Kasım 2019’da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Muhtırası”nı imzalayarak âdeta geri adım atmayacağını ilan etmiştir. Bu muhtıra, hem Türkiye’nin bölgedeki egemenliğini hem de Türkiye’yi dışarda bırakacak her türlü projenin imkânsızlığını tescilleyen bir belge niteliğindedir.
Buna rağmen Üçlü İttifak (Yunanistan-GKRY-İsrail), hedeflerinden vazgeçmeyerek 2 Ocak 2020’de Atina’da toplanarak “EastMed Boru Hattı Anlaşması”nı resmen imzalamıştır.
EastMed projesi için imzalanan anlaşma, İsrail’in Levant Havzası’ndaki gazı yaklaşık 1900 km uzunluğunda bir boru hattıyla Kıbrıs ve Girit üzerinden Yunanistan’a oradan da Avrupa’ya taşımayı öngörüyordu. Ancak bu boru hattının çok uzun olması, Akdeniz’in en derin yerlerinden geçeceği için maliyetinin çok yüksek olması ve Türkiye’yi dışlamasından ötürü doğurabileceği jeopolitik riskler, projenin finansörü olan ABD’nin 2022 yılında projeden vazgeçmesine sebep oldu.
2020 yılı EastMed projesi için atılan imzaların da etkisiyle gerilim tırmandığı bir yıl oldu. Türkiye bu noktada sadece savunma yapmak yerine proaktif hamleler de yapmıştı. 2020 yılının Temmuz ayında Meis Adası’nın güneyinde Türkiye NAVTEX ilan etti ve Oruç Reis gemisini bölgeye göndereceğini duyurdu. Ancak Alman Başbakanı Merkel’in telefon diplomasisiyle tarafları masaya oturtmak istemesi üzerine Türkiye, Oruç Reis’in faaliyetlerini geçici olarak askıya aldı. Türkiye ile Yunanistan masaya oturmak üzereyken Yunanistan aniden Mısır ile bir deniz yetki alanı anlaşması imzaladı. Bu anlaşma Türkiye’nin “Libya Türkiye’nin denizden komşusudur” tezine tersti ve masaya oturmadan hemen önce yapılmış olması müzakerelerin sabote olmasına sebep oldu. Türkiye daha oturamadan masadan kalktı ve Oruç Reis’i tekrar sahaya sürdü. Bu kez Türk donanması Oruç Reis’e eşlik ediyordu. Yunan donanması da bölgeye geldi. İlerleyen günlerde yaşanan bir olay tarafların savaşın eşiğine gelmesine sebep oldu.
Oruç Reis’i koruyan TCG Kemalreis adlı Türk fırkateyni ile onu engellemeye çalışan Limnos adlı Yunan fırkateyni denizin ortasında çarpıştı. Limnos ciddi hasar alarak geri çekilmek durumunda kaldı.
Bu olaydan 2 hafta sonra Fransa, Beyrut’ta yaşanan patlamayı bahane ederek Doğu Akdeniz’e Rafale savaş uçakları ve Tonnerre helikopter gemisini gönderdi. Ancak Türk donanması bu haberi alınca gemiyi uzaktan radarla takibe aldı ve geminin rotası üzerinde fırkateynleriyle bir bariyer kurdu. Gemi bölgeye intikal edince Türk F-16’ları Fransız ve Yunan gemilerinin yakınında alçak uçuş yaparak bölgeyi abluka altına aldı.
Doğu Akdeniz’deki Gerilimlerden Alınacak Dersler
Bu yaşananlar gösteriyor ki Türkiye daha önce Doğu Akdeniz’de haklarını tek başına savunabilmiştir, buna gücü vardır. Yunanistan, GKRY, Fransa, İsrail, Mısır gibi ülkelerin tek cephede toplandığı ABD ve AB’nin de ağırlığını bu ülkelerden yana koyduğu bir denklemde bile Türkiye haklarını tek başına savunabilmiştir. Gerektiğinde nükleer gücü olan Fransa’yı bile stratejik manevralarla ve elektronik harp teknolojileriyle bozguna uğratmasını bilmiştir. Yunan gemilerini karşısına kendi fırkateynlerini çıkararak hakkını savunmaktan çekinmediğini kanıtlamıştır.
Ancak görüyoruz ki bugün tekrardan kurulmaya çalışılan Türkiye’nin aleyhine ittifaklar var. Geçmişte yaşanan olaylar gösteriyor ki Türkiye kendi çıkarlarını tavizsiz şekilde savunabilir. Dolayısıyla eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin çıkarlarının tehdit edildiği bir ortam tekrar oluşturulmak isteniyorsa Türkiye karşı hamleler yapmak konusunda çekingen davranmamalıdır. Bölgede yaşanan gelişmeleri çok yakından takip etmelidir. Her ne kadar Türkiye çıkarlarını yalnız başına savunma kabiliyetine sahip olsa da jeopolitik denklemde yalnız kalmanın ortaya çıkardığı zorluklar, geçmiş olayların gösterdiği gibi, ortadadır. Dolayısıyla diplomatik diyalog yoluyla potansiyel ortaklıkların önü açılmalı ve Türkiye son zamanlarda daha da artan stratejik önemini kullanarak özellikle Mısır, AB ve ABD üzerinde diplomatik baskı kurmalıdır.
Bu noktada Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını en etkin şekilde koruması için yapılması gerekenler şu dört adımla özetlenebilir:
- Uluslararası sözleşmelerden gelen hukuki haklarının farkında olmak. Türk tezlerini, Libya anlaşması ile yapıldığı gibi hukuki temeller üzerine bina etmek ve böylece hukuki üstünlüğü sağlamlaştırmak çok değerlidir. “Mavi Vatan Yasası” gibi çalışmalar da burada iç hukuku tahkim etmek açısından kıymetlidir.
- Geçmiş örneklerde olduğu gibi bu hukuki hakları savunmak için askerî, diplomatik ve iktisadi yolları en etkin şekilde kullanmak da karşı tarafın hukuksuz yöntemlerle, emrivakilerle hareket ettiği göz önünde bulundurulursa çok önemlidir. Bu noktada özellikle Türkiye’nin içinde olmadığı projelerin bir geleceğinin olmadığı ve Türkiye’yi dışlamanın hem projelerin maliyetini arttırması hem de jeopolitik riskler oluşturması bakımından gerçekçi olmadığı vurgulanmalıdır. Aynı zamanda Türkiye dışarıda bırakılmaya kalkışılırsa daha önce EastMed projesinde olduğu gibi geleceği olmayan projelerle hem vakit hem para kaybedilecektir. Avrupa Rus gazına alternatif ararken sırf Türkiye’yi dışlamak için kaybedilen onca vakit ve paranın kimseye fayda sağlamadığı artık AB tarafından anlaşılmalıdır.
- Tüm bunları yapabilmek için Türkiye sahada yaşanan gelişmeleri her an takip etmek zorundadır. Bölge ülkelerinin birbirleriyle imzaladığı anlaşmaları, özellikle enerji ve dışişleri bakanları arasındaki görüşmeleri, basın açıklamalarını çok yakından takip etmelidir. Eğer bu gelişmeler her an takip edilmezse bazı konularda verilecek cevaplar geç kalabilir ve bu durum ciddi zafiyetlere sebep olabilir. Gerekirse devlet bünyesinde sadece bu alanda çalışan bazı birimler kurulabilir.
- Son olarak Türkiye eğer bölgesel oyun kurucu rolünü üstlenmek istiyorsa yeni potansiyel projeleri de radarına almak zorundadır ve bu projelerin organize edilmesi yönünde aksiyon almalıdır. Özellikle Suriye’nin yeniden inşa süreci ve Suriye’deki enerjinin nasıl taşınacağı konusu mercek altına alınmalıdır. Bunun yanında bölgedeki çatışmalardan etkilendiği için rafa kaldırılmış onlarca proje mevcuttur. Bölgedeki yeni ittifakların oluşturduğu ortam ise bu rafa kaldırılmış projeleri tekrar gündeme getirmek için müsaittir. Katar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır’ın yakınlaşması söz konusu projelerin hem lojistik hem finansal açıdan daha güçlü şekilde desteklenebileceği bir ortam oluşturmaktadır. Aynı zamanda özellikle Hürmüz ve Babülmendep Boğazlarındaki çatışmalar yeni enerji hatlarına olan ihtiyacı bir kez daha gözler önüne sermiştir. Suriye’deki savaşın sonlanması ve Irak’ta istikrara yönelik atılan adımlar birçok yeni proje için alan yaratmaktadır.
Üçlü İttifak’ın Yeni Arayışları
EastMed projesinin gerçekçilikten uzak olduğu anlaşılmaya başlayınca ilk alternatif önerisi Şubat 2021’de Kahire’de atılan imzalarla gündeme geldi. Anlaşmaya göre İsrail’in Leviathan gaz sahasını Mısır’ın LNG altyapısına bağlayan bir boru hattı yapılacaktı. Bu anlaşmanın ardından Mart ayında Sisi tarafından gündeme getirildiği iddia edilen ve EastMed gibi Avrupa’ya gaz ulaştırması beklenen yeni bir proje ortaya atıldı. Projeye göre İsrail gazı bu sefer Kıbrıs üzerinden gitmek yerine önce karadan Mısır’daki doğalgaz sıvılaştırma tesislerine oradan da Girit Adası’na borularla ulaştırılacaktı. Mısır ve Yunanistan’ın Ağustos 2020’de imzaladığı “deniz yetki alanı” anlaşmasındaki sınırlar esas alınarak bu rota hazırlanmıştı. Ancak bu hattın Mısır’dan Girit’e uzanan kısmındaki boru hattı Libya ve Türkiye’nin yaptığı anlaşmadaki sınırlarla çakışacağı için jeopolitik riskleri azaltmıyordu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da etkisiyle enerji krizinin büyümesi AB’nin projeye olan ilgisini arttırdı. Haziran 2022’de İsrail gazının Mısır’daki LNG tesisleri üzerinde Avrupa’ya taşınması doğrultusunda AB, Mısır ve İsrail arasında bir mutabakat zaptı imzalandı. Mısır ile enerji işbirliği konusunda açıklamalar yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, AB’nin Mısır gazından da düşük maliyetli boru hatları vasıtasıyla faydalanmak istediklerini belirtti. Mısır’dan Avrupa’ya uzanacak her türlü boru hattı projesi Türkiye’nin MEB sınırları içerisinde kalacağı için Türkiye’nin onayı olmadan yapılamayacağı Libya ile yapılan anlaşmadan ötürü hukuki olarak da sabittir. Karşı ittifak bunu görmezden gelmektedir. Nitekim bu durumun yaratacağı jeopolitik riskleri fark etmiş olacaklar ki daha sonra doğalgazı Mısır’dan Girit’e boru hattı yerine gemilerle taşımaya karar vermişlerdir. “Seyrüsefer serbestisi” kuralından ötürü doğalgazın gemilerle taşınması fikri hukuki olarak bir problem teşkil etmemektedir. Ancak ilerleyen yıllarda Güney Kıbrıs’ın projeye dahil edilmesiyle Türkiye’nin ve KKTC’nin haklarını görmezden gelen birtakım uygulamalar hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Kıbrıs’ta Yeni “Çözüm” Arayışları ve Denizaltı Elektrik Kablo Projesi
EastMed boru hattının fiziki ve ekonomik rasyonaliteden uzak olması nedeniyle 2022’de çökmesi, Türkiye’yi dışarıda bırakmak isteyen ittifakı durdurmamış, sadece yöntem değiştirmeye zorlamıştır. Karşı cephe, devasa doğalgaz boru hatları inşa etmek yerine, maliyeti daha düşük olan denizaltı elektrik kablo hatlarına ve Mısır merkezli LNG lojistiğine yönelmiştir. Ancak bu yeni dönemde de enerji projeleri ile Kıbrıs sorununun çözümü arasındaki bağ kopmamıştır.
Kıbrıs’ta taraflar arasında ortak bir zemin bulmak amacıyla BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın 2024 yılı boyunca yürüttüğü mekik diplomasisi, Ada’daki temel bir gerçeği bir kez daha teyit etmiştir: Federal çözüm modeli tamamen ömrünü tamamlamıştır.
Geçmişte Annan Planı (2004) ve Crans-Montana (2017) gibi tarihi dönemeçlerde Rum tarafının sergilediği uzlaşmaz, Kıbrıs Türklerini eşit ortak olarak kabul etmeyen maksimalist tavrı, federal bir ortaklığın neden imkansız olduğunu defalarca kanıtlamıştır. KKTC, toprak vermeyi bile göze alarak bu planları kabul etmesine rağmen GKRY tarafı referandumda “hayır” deyince her iki süreç de suya düşmüştür. Rum tarafının her iki çözüm planını da sabote etmesi gerçek niyetlerinin Ada üzerinde tam egemenlik olduğunu kanıtlamıştır. Bu sebeple “Egemen Eşitlik ve Eşit Uluslararası Statü” temelinde iki devletli çözüm tek gerçekçi ve mecburi yol haline gelmiştir. Nitekim Türkiye ve KKTC’nin attığı ortak adımlar da iki devletli çözüm için gemilerin yakıldığını göstermektedir. Sahadaki fiili gerçekleri, Ada’da yarım asırdır yaşayan iki ayrı devlet yapısını görmezden gelen hiçbir formülün hayatta kalma şansı yoktur.
Ancak Rum ve Yunan tarafı sahadaki gerçekliği reddetmeye devam etmektedir. KKTC ve Türkiye’yi dışlama çabaları sürmektedir. Bu noktada Doğu Akdeniz’de boru hatlarıyla sonuç alamayan Yunanistan, GKRY ve İsrail üçlüsü, bu kez enerjiyi elektrik olarak Avrupa’ya bağlama hedefli “Great Sea Interconnector” projesine sarılmıştır. AB tarafından da fonlanan bu devasa denizaltı elektrik kablosu projesinin geçiş rotası, Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun olarak belirlediği kıta sahanlığı ve Türkiye-Libya deniz sınırı koridoruyla kesişmektedir. Ancak Üçlü İttifak ısrarla Ankara’yı gözardı etmektedir. Atina ve Lefkoşa yönetimlerinin bu sınırları yok sayarak tek taraflı adım atma girişimi, Temmuz 2024’te İtalyan bayraklı “Ievoli Relume” araştırma gemisinin Kasos (Çoban) ve Karpathos (Kerpe) Adalarının güneyine gönderilmesiyle sıcak bir krize dönüşmüştür.
Türkiye, kendi kıta sahanlığı haklarını çiğnetmeyeceğini bölgeye anında sevk ettiği 5 savaş gemisiyle sahada göstermiştir. Diplomatik kanallardan çekilen sert notalar ve NAVTEX hamleleriyle desteklenen bu kararlı askeri konuşlanma karşısında gerilim tırmanmış ancak Türk donanmasının geri adım atmayan duruşu neticesinde İtalyan gemisi Türkiye’den izin talep etmek ve faaliyetlerini Ankara’nın çizdiği sınırlar çerçevesinde tamamlayarak bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu kriz, Türkiye’nin rızası olmadan tek bir kablo bile çekilemeyeceğini tescillemiştir. Nitekim bu olay üzerine proje yaratabileceği jeopolitik risklerden ötürü hayata geçememiştir.
Bu yaşananlar, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi ve KKTC’yi dışarıda bırakan hiçbir projenin sahada uygulanma şansının olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Karşı ittifakın yöntem değiştirip kablo projelerine yönelmesi bu gerçeği değiştirmemiş, Türkiye’nin sahadaki gücü her türlü baypas girişimini etkisiz kılmıştır. Sahadaki askerî ve siyasi gerçekleri inkar etmek taraflara sadece zaman ve milyarlarca dolar kaybettirmektedir. Oysa Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını kabul eden adil bir işbirliği zemini, Doğu Akdeniz’deki tüm aktörler için büyük bir ekonomik “kazan-kazan” kapısı aralayacaktır.
ABD’nin Sürece Dahli ve Türkiye’yi Dışlama Amaçlı Kurumsal Arayışlar
EastMed boru hattı projesinin rafa kalkmasının ardından Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesi küresel güçlerin öncülük ettiği çok uluslu kurumsal inşa süreçleriyle yeni bir safhaya taşınmıştır. Bu süreçte son zamanlarda daha da aktif rol oynayan ABD;
Yunanistan, GKRY ve İsrail’den oluşan cepheyi konsolide etmek ve Türkiye’yi bölgesel enerji denkleminin tamamen dışında bırakmak amacıyla siyasi, finansal ve operasyonel işbirliği mekanizmalarını “kurumsallaştırma” yoluna gitmiştir. Boru hatlarının yerini alan elektrik kabloları ve LNG lojistiği gibi yeni stratejiler, Washington destekli bu yeni kurumsal çevreleme stratejisinin sonuçlarıdır.
- “3+1” (Yunanistan, GKRY, İsrail + ABD) Formatı: Bu format Doğu Akdeniz’de enerji güvenliği, siber güvenlik, terörle mücadele ve altyapı projelerine siyasi, hukuki ve finansal destek amacıyla kurulmuştur. Resmî bir kurumsal bünyeye sahip olmasa da söz konusu devletlerin enerji ve dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleştirilen toplantıları kapsar ve toplantılar somut sonuçlar doğurabilmektedir.
- Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF): Kahire merkezli olarak Ocak 2019’da gayriresmî başladı. Eylül 2020’de imzalanan tüzükle Mart 2021’de resmi bir uluslararası örgüte dönüştü. Mısır, Yunanistan, GKRY, İsrail, İtalya, Ürdün ve Filistin Forum’un asil üyeleriyken ABD, AB ve Fransa gözlemci üye olarak katıldı. Bölgedeki doğalgaz üretici ve tüketicilerini tek çatı altında toplamayı hedefleyen forum; bölgedeki rezervlerin aranması, üretilmesi ve pazarlanması için ortak bir diyalog zemini oluşturmayı hedefliyordu ve kurulduğu günden bu yana sık sık üst düzey diplomatların katıldığı toplantılar düzenleyerek üye ülkeler arasında anlaşmaların imzalanmasına vesile oldu. Ancak Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye burada da dışlanmıştır.
Özellikle 2022 yılında EastMed projesinin çökmesi Üçlü İttifak’ın planlarını sekteye uğratırken 2024 yılı ABD ve AB destekli yeni projelere dair çabaların ivmelendiği bir sürece sahne oldu.
- Great Sea Interconnector: Detaylarına daha önce girdiğim bu proje için ABD Enerji Kaynakları Bürosu 2024 Ocak ayında fizibilite ve finansman modellerini gözden geçirecek teknik heyetler görevlendirdi. Ancak aynı yılın Temmuz ayında Türkiye’nin, kendi izni olmadan böyle bir projenin yapılamayacağını 5 savaş gemisini bölgeye göndererek kanıtlamasının ardından proje sekteye uğramıştır.
- Atina’da Nisan 2024 3+1 Toplantısı: O dönemde Atina-Ankara hattında normalleşme süreci işlerken toplanan bu 3+1 toplantısı, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan projelerden ümidin kesilmediğini göstermiştir. İsrail’den Avrupa’ya uzanması planlanan “Great Sea Interconnector” elektrik hattının ve yüzer LNG terminallerinin kurulmasına dair fikir alışverişinde bulunulan toplantıda Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile bu projelerin nasıl entegre edileceği de ele alındı. Bu durum meselenin sadece Türkiye’yi dışlamaktan ibaret olmadığını ve Rusya’nın enerji ihracatına, Çin’in ise Yeni İpek Yolu projesine alternatifler oluşturmanın stratejik hedefler arasında olduğunu göstermektedir.
- Aralık 2024 Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasası Güncellemesi: ABD Senatosu’na sunulan ek bütçe tasarılarında, Doğu Akdeniz’deki müttefiklerin (Yunanistan ve GKRY) askerî modernizasyonu ve enerji altyapılarının siber güvenlik tehditlerine karşı korunması için yeni fonlar ayrılması kararlaştırıldı.
Elektrik projesinin sekteye uğramasının ardından Doğu Akdeniz doğalgazına dair projeler 2025 yılında tekrar gündeme gelmiştir.
- ABD Enerji Araştırma ve Koordinasyon Merkezi: Atina’da 18 Şubat 2025’te kurulan bu merkezin katılımcıları ABD Enerji Bakanlığı, Yunanistan Enerji Bakanlığı, GKRY ve İsrail temsilcileri ile Chevron, ExxonMobil gibi Amerikan enerji devlerinin danışmanlarıdır. Bu merkez, Güney Kıbrıs(Afrodit/Kronos) ve İsrail doğalgazının Mısır’daki LNG tesislerinde sıvılaştırılıp Avrupa’ya gönderilmesi süreçlerinin operasyonel ve finansal beyni olarak tasarlanmıştır. Doğalgaz ve elektrik projeleri için Avrupa Yatırım Bankası ve ABD’den gelecek fonlar için “jeopolitik risk analizleri” hazırlamak da merkezin işlevleri arasındadır.
- Mayıs 2025 EMGF(Doğu Akdeniz Gaz Forumu) LNG Zirvesi ve Yeni Model: Kahire’de üst düzey yetkililerin de bulunduğu ve iki gün süren bu zirve, Doğu Akdeniz’deki gazın üretimi, optimizasyon çalışmaları, yeni teknolojilerin söz konusu projelere entegrasyonu, bağlantısallık, arz-talep modellemeleri, dekarbonizasyon ve altyapı çalışmaları gibi alanlarda görüşmelerin yapıldığı ve yeni bir dönemin başlatıldığı bir zirveydi. İsrail ve GKRY gazının Mısır’daki doğalgaz sıvılaştırma tesislerinde sıvılaştırılıp tankerlerle Avrupa’ya taşınması artık ana eylem planı olarak belirlendi. Tankerler uluslararası suları kullanarak “seyrüsefer serbestisi” hakkından faydalanabilecek ve Libya ve Türkiye’nin onayına ihtiyaç duymadan Avrupa’ya ihracat sağlanabilecekti. Böylece Türkiye, artık tam anlamıyla dışlanmış olacaktı. Ancak bu projedeki problem gemilerin uluslararası sulardan geçmesi değil GKRY’nin tek taraflı olarak belirlediği parsellerden çıkacak olan gazın kullanılmasıdır. 5. parselde yapılan arama çalışmaları, 6, 10 ve 12. parsellerin projeye dahil edilme çabaları, 11. parseldeki lisanslandırma çabaları gibi 2024 yılından beri süren hareketlilik Türkiye ve KKTC yok sayılarak devam etmektedir. Üstelik 5 ve 6. parseller Türkiye’nin ruhsat sahaları ile çakışırken 12. parsel 2011 yılında KKTC’nin TPAO’ya arama lisansı verdiği bölgeyle çakışmaktadır.
2024 yılında bölgedeki projelere dair gelişmelerin hızlanmasıyla başlayan ve Mayıs 2025’te Kahire’de toplanan EMGF zirvesinin ardından yeni bir boyut kazanan bu süreç Türkiye ve KKTC’nin hâlâ yok sayılmak istendiğinin somut göstergeleridir. Bu yeni dönemde doğrudan Türkiye’nin haklarını ihlal eden ve büyük projeler yerine Türkiye’ye daha az dokunacak formüller üzerinde durulmuştur. Ancak Ankara’nın onayı olmadan yapılamayacak olmasına rağmen Avrupa’ya elektrik kabloları taşıma projesinin sürdürülme çabaları ve Türkiye ile KKTC’nin hak iddia ettiği parsellerden doğalgaz çıkarılmasını öngören anlaşmalar haklarımıza doğrudan saldırıdır. Bu sebeple Türkiye gerek diplomatik gerek askerî olarak haklarını sonuna kadar savunmalıdır.
Bu noktada ABD, AB ve Mısır başta olmak üzere Türkiye’yi dışlamaya çalışan ülkelerin Doğu Akdeniz’deki motivasyonları iyi anlaşılmalıdır. Bu anlaşılırsa söz konusu ülkelerin ikna ihtimali doğar.
- 20 Ocak 2025’te göreve başlayan Trump yönetimi ülke sanayisini tekrar canlandırmak istemektedir. Bu sebeple dünyadaki mevcut rezervlerin işletilmesi ve bu işi Amerikan şirketlerinin üstlenmesi onlar için hayatidir. Maduro’nun ardında Venezuella petrollerini Amerikan şirketlerinin işletmesine verilen önemin, Petro-Dolar sistemine dahil olmayı reddeden İran’a yapılan müdahalelerin ve Trump yönetiminin Suriye, Libya ve Irak gibi petrol zengini ülkelerdeki istikrarın sağlanmasına yönelik desteğinin çeşitli sebepleri olsa da bu ülkelerdeki enerji kaynaklarının ABD’nin aleyhine olmayacak şekilde hatta mümkünse ABD şirketlerinin aslan payını alacağı şekilde uluslararası pazara kazandırılması perspektifinden de okunmalıdır. Doğu Akdeniz’deki rezervlerin işletilmesine ABD’nin verdiği önem de bu çerçevede ele alınmalıdır.
- Avrupa’nın ise Rus doğalgazına alternatif arayışı AB için Doğu Akdeniz rezervlerinin önemini arttırmaktadır. Ukrayna Savaşı sonrasında Moskova ile köprüleri atan Brüksel, sanayisini ayakta tutabilmek ve yaklaşan kışlarda enerji krizi yaşamamak adına kaynak çeşitliliğini bir ölüm kalım meselesi olarak görmektedir. AB’nin bu süreçteki temel motivasyonu bir an önce Rus gazına olan bağımlılığı sıfırlamak için Doğu Akdeniz’deki gaz rezervlerine erişim sağlamaktır. AB’nin Rusya’ya bağımlı olması ABD için de sıkıntı oluşturacağı için Washington’ın da Doğu Akdeniz’deki projelere yönelik motivasyonu daha da sağlamlaşmaktadır.
- Mısır ise bölgesel denklemin dışında kalmamak, AB fonlarından faydalanmak ve bölgesel bir enerji merkezi olmak adına bu ortaklığın içindedir. Ancak 2020’den sonra Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşmeye başlaması ve 2023’te başlayan Gazze Soykırımı ile beraber bu ortaklığa olan inancı zedelenmiştir. Mısır bu ittifakta, tabiri caizse, zayıf halka konumundadır. Türkiye ile Mısır arasında 2025 ve 2026’da hızlanan diplomatik diyalog süreci ve yapılan ortak askerî tatbikatlar iki ülke arasındaki ortaklık potansiyelini göstermektedir. Aynı zamanda bölgesel jeopolitik vizyonların büyük ölçüde örtüşmesi bu ihtimali katlamaktadır.
Tüm bunlar göstermektedir ki ittifakın en önemli unsurlarının artık sabrı kalmamıştır. Taraflar Doğu Akdeniz rezervlerinin bir an önce uluslararası enerji piyasalarına arz edilmesini öncelemektedir. Türkiye’yi dışlayarak kaybedilecek vakit hiç kimsenin işine gelmemektedir. Bu sebeple Türkiye’nin kararlı duruşunu sürdürmesi bir noktada ittifakın sabrını kıracaktır. Bilhassa Mısır ikna edilirse ve Türkiye’nin tarafına geçmeyi kabul ederse ABD ve AB de artık diretmeyecektir. Mısır-Türkiye ortaklığı, Mısır için kârlı iken Türkiye’nin de bölgesel denkleme dahil edilmesi ve bölgesel oyun kurucu olması yönünde bir adım daha atması bakımından bir “kazan-kazan” ilişkisi oluşturmaktadır. Başarısız projeler sebebiyle zaten kırılganlaşmış olan bu ortaklıktan Mısır da koparılırsa Türkiye’siz denklem tamamen çökecektir.
2026 Yılındaki Gelişmeler
- Doğu Akdeniz Enerji Merkezi (EMEC): Şubat 2026’da Atina’daki 3+1 bakanlar zirvesinde ABD merkezli EMEC’in kurulması kararlaştırılmıştır. Houston/Teksas’taki Rice Üniversitesi bünyesinde kurulan yapı, Rusya’nın Avrupa üzerindeki enerji baskısını tamamen kırmayı ve Doğu Akdeniz’deki projelere hız kazandırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda EMEC’in bünyesinde Dikey Koridor adlı yeni bir projeyle Amerikan gazının Yunanistan-Bulgaristan ve Romanya üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya taşınması hedeflenmektedir. Her ne kadar bu projeyle öncelikli hedef ABD gazını taşımak olsa da ilerleyen süreçte Mısır’da sıvılaştırılacak olan GKRY’nin hak iddia ettiği gazın ve İsrail gazının bu yolla taşınması kuvvetle muhtemeldir. Bu sebeple Türkiye bu projeyi de yakından takip etmelidir. Bunun yanında ABD senatosunda Doğu Akdeniz konusunda bu yıl hız kazanan hareketlilik de dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda ABD; Yunanistan ile askerî işbirliğini 5 yıl süreyle uzatmış, GKRY’ye silah ambargosunu geçici olarak kaldıran yasayı uzatmış ve ABD’nin Doğu Akdeniz’deki askeri, dijital ve enerji altyapı projelerine doğrudan finansal ve lojistik destek vermesine yönelik tasarı ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi tarafından resmen onaylanmıştır.
- Haziran 2026 EMGF Zirvesi: İran Savaşı’nın gölgesinde gerçekleşen bu zirvede GKRY’nin tek taraflı ilan ettiği 5, 6 ve 12. parsellerden doğalgaz çıkarılması gibi ihtilaflı konular da gündeme geldi hatta bu doğrultuda 30 Mart’ta Kahire’de gerçekleşen EGYPES konferansında GKRY ve Mısır bir çerçeve anlaşma imzaladı. Hürmüz ve Babülmendep Boğazlarının güvenli rotalar olmaktan çıkmasının Doğu Akdeniz gazının önemini arttırdığı bir atmosferde gerçekleşen zirve, üye ülkelerin aciliyet kaygısını gözler önüne serdi.
Yaşananlar bize gösteriyor ki Türkiye’yi dışlayan ittifak, “Türkiye’siz bir Doğu Akdeniz” hedefinden hâlâ vazgeçmiş değildir. Bu konuda hem ABD hem diğer ortaklar Türkiye’nin meşru haklarını fiilen görmezden gelmeye devam etmektedir. Türkiye bu duruma cevapsız kalmamalıdır. Hem kendisi sahada attığı yeni adımlarla ekonomik rekabete devam etmeli hem de ikna edilme potansiyeli olan ortakların motivasyonlarını tespit edip kendi yanına çekmelidir. Türkiye’nin hakları gasp edilerek yapılmaya çalışılan projelerin oluşturacağı jeopolitik riski, Türkiye hem sahada hem de masada tekrar tekrar hatırlatmalıdır.
Türkiye’nin Karşı Hamleleri
- 5 Şubat 2026: TPAO, ABD’li enerji şirketi Chevron ile bir iyi niyet mektubu imzalamıştır. Böylece karşı tarafın tek taraflı kararlar alması engellenmeye çalışılmıştır.
- 19 Şubat 2026: Yunanistan ve Chevron firmasının Doğu Akdeniz’de ortak gaz arama ruhsatı girişimlerine Milli Savunma Bakanlığı tepki göstermiş ve bu faaliyetleri “tek taraflı” ve “hukuk dışı” olarak nitelendirmiştir.
- 9 Mart 2026: Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Kıbrıs Adası çevresini radarlarla kuşatacak Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri (GTH) Projesi’nin yazılım fabrika kabul testlerinin başarıyla tamamlandığını açıklamış ve sistemin 2026 yılının ikinci yarısında hizmete alınmasının hedeflendiğini belirtmiştir. Bu projeyle Kıbrıs Adası çevresindeki deniz trafiği Türkiye ve KKTC tarafından izlenebilecektir.
- 10 Temmuz 2026: KKTC ve Türkiye arasında 101 kilometrelik çift yönlü bir doğalgaz boru hattı kurulmasına dair Mutabakat Zaptı resmen imzalandı. Bu projeyle hem Yavru Vatan’ın doğalgaz ihtiyacı karşılanacak hem de Ada çevresinden çıkarılacak doğalgaz Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınabilecek.
- 20 Temmuz 2026: Bu tarihte GTH Sistemi’nin resmî olarak açılması ve bölgedeki gemi trafiğinin izlenmeye başlaması bekleniyor. Yerli radarlarla donatılacak bu sistem, Türkiye’nin Akdeniz’de hakim bir konuma yerleşmesi için çok değerli.
Türkiye, bir yandan Doğu Akdeniz’deki haksızlıklara karşı adımlar atarken bir yandan da bölgenin değişen jeopolitiğinin oluşturduğu zeminle Kalkınma Yolu ve Yeni Hicaz Demiryolu gibi ticaret ve enerji yollarının inşası için bölgesel işbirlikleri yürütmektedir. Bu doğrultuda Fav Limanı Projesi son hızla devam ettirilmektedir. Kalkınma Yolu için fiberoptik iletişim ve haberleşme hatları, otoyollar ve demiryolları gibi projelerde adımlar atılmaya devam edilmektedir. Bunun yanında Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı anlaşmasının 1 yıl süreyle yenilenmesi konusunda Irak hükümeti ile anlaşılmış olması enerji akışının kesilmemesi açısından önemlidir.
9 Haziran 2026’da Suudi Arabistan ile yapılan demiryolu işbirliği anlaşması, İstanbul-Halep-Şam-Amman-Mekke hattında uzanması planlanan ve Umman’a kadar uzatılması hedeflenen Yeni Hicaz Demiryolu Projesi’nin geleceği açısından bir kilometre taşı niteliğindedir. Suriye’deki iç savaşın bitmiş olması bu ve benzeri ticaret yolu projelerinin önünü açmıştır. Türkiye, bu durumu iyi analiz etmeli ve bu konuda sürekli ve kararlı hamleler yapmalıdır. Aynı zamanda vizyonunu geniş tutarak hem kuzey-güney eksenli hem de doğu-batı eksenli ticaret yollarını göz önünde bulundurarak yatırımları organize etmelidir. Hatta Suriye ve Irak gibi ülkelerin iç pazarlarındaki talebi karşılamaya yönelik projeleri de desteklemelidir ki bu ülkeler bir an önce ekonomik anlamda toparlanarak yeni yapılacak boru hatları ve ticaret yolları için kendi enerji kaynaklarını da ihracata hazır hâle getirebilsin.
Bu durum sadece bölge ülkelerinin kalkınmasına zemin hazırlamayacaktır aynı zamanda Yunanistan ve İsrail’in Türkiye’yi baypas etme stratejisini de boşa çıkaracaktır. Bu gibi projelerin sayısı arttıkça bölge ülkelerinin, İsrail ve Yunanistan yerine Türkiye ile ortaklık kurmanın daha faydalı olacağına yönelik inancı da artacaktır. Geçmişte Üçlü İttifak ekseninde planlanan hiçbir büyük projenin hayata geçirilememiş olması bu ittifakın yetersizliğini zaten kanıtlamaktadır. Bu ittifakı bütün başarısızlıklarına rağmen destekleyen ABD, AB ve Fransa gibi ülkelerin desteği olmasa ittifakın ayakta kalma şansının olmadığı açıktır. Bu ittifakı koşulsuz şartsız destekleyen ülkelerin artık Türkiye’nin ve KKTC’nin dışlandığı ve haklarının çiğnendiği bir senaryoda başarı ihtimalı olmadığını anlamaları gerekmektedir. Bölgesel krizlerin küresel piyasaları zora soktuğu acilen yeni alternatiflerin ortaya konması gerektiği bu dönemde Türkiye ve KKTC’nin hakları tanınmadan yol almaya çalışmanın sadece zaman ve para kaybettireceği artık anlaşılmalıdır ve sahadaki gerçekler herkes tarafından kabul edilmelidir.
Alternatif Bölgesel Enerji ve Lojistik Projeleri
Doğu Akdeniz’de Yunanistan, GKRY ve İsrail’in başını çektiği, Batı destekli denizsel çevreleme stratejilerini ve Türkiye’yi dışlama girişimlerini etkisiz kılmanın yolu, sadece deniz yetki alanlarında donanma gücü sergilemekten geçmemektedir. Ankara için asıl stratejik başarı, Üçlü İttifak’ın Türkiye’yi baypas etme çabalarını tamamen boşa çıkarmak ve Türkiye ile KKTC’nin meşru haklarını ihlal edecek hiçbir projenin sahada yaşama şansı olmadığını kesin olarak kanıtlamaktır. Bu doğrultuda odaklanılması gereken temel unsur, her projenin mutlaka Türkiye topraklarından geçmesi veya Türk şirketlerinin enerjiden aldığı payın maksimize edilmesi değil, bölgedeki enerji ve lojistik denkleminde Üçlü İttifak’a alternatif sunacak ortaklıklar kurmaktır. Hürmüz ve Babülmendep Boğazları gibi küresel deniz rotalarının jeopolitik çatışmalarla kilitlendiği mevcut konjonktür, karasal hatları küresel ekonomi ve enerji arz güvenliği için yegâne güvenli çıkış kapısı haline getirmiştir. Bölgedeki yumuşama iklimi (Katar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır yakınlaşması) ise geçmişte rafa kaldırılmış devasa projelerin hem finansal hem de lojistik açıdan çok daha güçlü desteklenebileceği eşsiz bir zemin sunmaktadır. Türkiye, bölgesel enerji ve ticaret avantajını Üçlü İttifak’a kaptırmamak ve onların tüm baypas stratejilerini işlevsiz kılmak adına karasal alternatifleri geniş bir perspektifle desteklemelidir.
- Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı: 17 Temmuz 2026’da Irak ve Suriye arasında Washington’da imzalanan ve ABD yönetiminin de Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltacağı gerekçesiyle açıkça onaylayıp desteklediği bu tarihi rehabilitasyon anlaşması, enerji jeopolitiğinin hızla karaya kaydığının en taze kanıtıdır. Bu hat doğrudan Türkiye’den geçmese bile, Batılı güçlerin sadece Üçlü İttifak’a sarılmasını anlamsızlaştıracaktır. TPAO’nun ABD’li enerji devi Chevron ile imzaladığı iyi niyet mektubu ise Türkiye’yi bu yeni denklemin merkezine yerleştirerek operasyonel süreçte devasa bir avantaj sunmaktadır.
- Kalkınma Yolu Projesi ve Fav Limanı: Basra Körfezi’ni doğrudan Türkiye üzerinden Akdeniz’e bağlayan bu devasa koridor, son hızla devam eden Fav Limanı inşaatı, otoyol, demiryolu ve fiberoptik iletişim hatlarıyla entegre şekilde yürütülmektedir. Şangay-Rotterdam hattındaki ulaşım süresini 33 günden 15 güne düşürme potansiyeline sahip olan bu proje, ABD-İsrail eksenli Hindistan-Avrupa (IMEC/Baharat Yolu) koridoruna karşı Türkiye’nin elindeki en güçlü karasal hamledir.
- Yeni Hicaz Demiryolu Projesi: 9 Haziran 2026’da Suudi Arabistan ile imzalanan demiryolu iş birliği anlaşması; İstanbul, Halep, Şam, Amman ve Mekke üzerinden Umman’a kadar uzatılması hedeflenen bu tarihi hattın canlandırılması için bir kilometre taşıdır. Suriye’deki iç savaşın bitmiş olması bu projenin önünü açmıştır. Türkiye bu projede aktif rol oynayarak Baharat Yolu planlarını İsrail’i bypass edecek şekilde Suriye ve (istikrar sağlanabilirse) Lübnan limanlarına bağlamalı ve bölgesel işbirliğini lojistik temellere oturtmalıdır.
- Arap Doğalgaz Boru Hattı (AGP): Ürdün’den Suriye’ye gaz akışının yeniden başlamasıyla hareketlenen bu bölgesel hattın tam kapasite canlandırılması hedeflenmelidir. Bu projenin ve Kerkük-Baniyas doğalgaz hattı fikirlerinin aktif olarak işlenmesi, projenin ortaklarından olan Mısır’ı Yunan-Rum ekseninden kopararak Türkiye’nin merkezinde yer aldığı ya da desteklediği rasyonel ve karasal projelere ikna etmeyi kolaylaştıracaktır.
- Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı: Dünyanın en büyük gaz rezervlerinden birine sahip olan Katar doğalgazının Avrupa piyasalarına en ucuz ve güvenli maliyetle ulaştırılabilmesi için bu proje derhal yeniden stratejik gündeme taşınmalıdır. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan etaplarında fiziki çalışmaların başlaması için diplomatik ve iktisadi girişimleri hızlandırmalıdır. Bu yol aynı zamanda Hürmüz Boğazı’na ciddi bir alternatif oluşturabilir.
- Kilis-Halep Doğalgaz Boru Hattı: Suriye’nin iç pazarındaki kısa süreli enerji sorununu çözmek ve ülkenin ekonomik olarak toparlanmasını sağlamak amacıyla bu hattın hızla uzatılması gerekmektedir. Komşu coğrafyaların iç pazar taleplerinin karşılanması ve üretimin artırılması, bu ülkelerin kendi enerji kaynaklarını ileride ihracata hazır hale getirebilmesi için stratejik bir ön şarttır.
- Koniko Doğalgaz Sahası ve Altyapı Rehabilitasyonu: Suriye’nin enerji tüketiminin karşılanması ve üretim kapasitesinin artırılması için bölgenin en kritik tesislerinden olan Koniko hattı onarılmalı ve sahadaki mayın temizliği gibi güvenlik altyapı çalışmaları hızla tamamlanmalıdır. Türkiye bu noktada Şam yönetimiyle en üst düzeyde teknik ve siyasi iş birliği yürütmelidir.
- Suriye-KKTC-Türkiye Denizaltı Boru Hattı Potansiyeli: Suriye sahasında güvenliğin tesis edilmesi ve iç talebin karşılanması için altyapıların onarılmasının ardından, Suriye’nin kendi deniz yetki alanlarından KKTC’ye veya Türkiye’nin güney limanlarına uzanacak boru hatları projelendirilmelidir. Deniz tankerlerine kıyasla boru hatlarının her zaman daha ucuz ve güvenli aktarım sağladığı gerekçesiyle, Suriye gazı bu hatlar vesilesiyle Türkiye üzerinden çok daha düşük maliyetlerle Avrupa’ya taşınabilecek ve bölgedeki enerji avantajı Üçlü İttifak’a kaptırılmayacaktır. Ancak bu uzun vadede düşünülmesi gereken bir projedir çünkü öncelikle Suriye’nin kendi iç talebini karşılayacak üretim kapasitesine ulaşması gerekmektedir.
Türkiye İçin Değerlendirme ve Öneriler
Doğu Akdeniz’de 2011 yılında ilk keşiflerle başlayan ve yıllar içerisinde küresel güçlerin de dahil olduğu bölgesel güç mücadelesi, Türkiye için bir jeopolitik varoluş mücadelesi hâline gelmiştir. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının işletilmesi, paylaşılması ve uluslararası pazarlara arzı küresel dengeleri doğrudan ilgilendirirken, Doğu Akdeniz’de kıyı şeridi en uzun ülke olan Türkiye’nin bu süreçte edilgen bir duruş sergilemesi düşünülemez. Bu bağlamda; Türkiye’nin Antalya Körfezi’ne hapsedilme senaryolarını tamamen boşa çıkarması, bölgedeki haklarını koruması ve hakiki bir bölgesel oyun kurucu olarak öne çıkması için atması gereken adımlar üç temel stratejik vizyon çerçevesinde hesap edilmelidir: sahadaki askeri caydırıcılık, proaktif bir diplomasi ve karasal bağlantısallık.
Geçmiş olaylar, haklarımızı korumak için askerî caydırıcılık sağlamanın gerekli olduğunu kanıtlamıştır. Bu doğrultuda Abdülhamid Han ve diğer sondaj/sismik arama gemilerimiz, Deniz Kuvvetleri unsurlarının tam koruması altında, GKRY’nin tek taraflı ilan ettiği ancak haklarımızın çakıştığı 5, 6 ve 12. parseller de dahil olmak üzere Mavi Vatan sınırlarında aktif faaliyetlerine devam etmelidir. KKTC’nin 2011’de TPAO’ya verdiği ruhsat sahaları kırmızı çizgimiz olarak korunmalı ve buralardaki her türlü izinsiz girişim anında askeri angajmanla yanıtlanmalıdır. Yeni hizmete açılacak olan GTH Sistemi de bu doğrultuda aktif olarak kullanılmalıdır. Bu sistemin de yardımıyla sınırlarımıza yaklaşan veya izinsiz kablo/sondaj faaliyeti yürüten yabancı unsurlar tespit edilmeli ve eğer uyarılara uymazlarsa bunlara yönelik radar kilitleme, elektronik harp ve fiziki engelleme gibi yöntemler uygulanmalıdır. Bunun yanında halihazırda gündemde olan “Mavi Vatan Yasası” gibi hukuki zemine dayanan hamleler Türkiye’nin vizyonunu daha net şekilde çizmesi ve meşru hakları üzerinden daha planlı hareket edebilmesi için önemlidir.
Doğu Akdeniz’de kurumsal kuşatma hamlelerinin ve Türkiye’yi dışlamaya yönelik hamlelerin karşısında Ankara, ittifakın jeopolitik olarak ikna edilmeye en müsait halkası olan Mısır’ı geniş deniz yetki alanı vaatleri ve ortak askeri/ekonomik vizyonla kendi yanına çekerek karşı bloktaki Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF) gibi yapıların işlevselliğini çökertmelidir. Eş zamanlı olarak, Rus gazına alternatif ararken milyarlarca avro ve zaman kaybeden AB ile dünya genelinde enerji kaynaklarının kendi aleyhinde olmayacak şekilde piyasalara arz edilmesini isteyen ABD’ye, Türkiye ve KKTC’nin meşru haklarının tescillendiği adil bir uzlaşı masasına oturulmadığı müddetçe bölgeye dair projelerin yüksek jeopolitik ve finansal riskler nedeniyle asla hayata geçemeyeceği gerçeği rasyonel bir diplomatik zeminde kabul ettirilmelidir. Masadaki bu diplomatik baskı, sahada Türk Deniz Kuvvetleri refakatindeki kesintisiz sondaj faaliyetleriyle, Temmuz 2026’da devreye giren GTH Sistemi’nin anlık radar/elektronik takip gücüyle ve TBMM’den geçecek yasal müdahale kalkanlarıyla fiilen desteklenerek Mavi Vatan’daki egemenlik haklarımız bütünüyle perçinlenmelidir.
Doğu Akdeniz’deki denizsel çevrelemeyi çökertmenin bir diğer yolu, Türkiye merkezli karasal enerji ve ticaret koridorlarını canlandırmaktan geçmektedir. Hürmüz ve Babülmendep gibi deniz rotalarının kilitlendiği mevcut konjonktürde, 17 Temmuz 2026’da Irak ve Suriye arasında Washington’da imzalanan ve ABD’nin de onayladığı tarihi Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı rehabilitasyon anlaşması, enerji jeopolitiğinin hızla karaya kaydığının en taze kanıtıdır. Projeyi yürütecek ABD’li Chevron ile TPAO arasındaki iyi niyet mektubu Ankara’ya devasa bir avantaj sunarken; Basra’yı Akdeniz’e bağlayan Kalkınma Yolu ve Suriye-Ürdün hattında canlandırılan Yeni Hicaz Demiryolu, İsrail ve Yunanistan’ın baypas stratejilerini karadan tamamen boşa çıkaracak potansiyale sahiptir.
Bu yeni dönemi yönetmek adına Türkiye; Kilis-Halep hattını uzatarak ve Koniko sahasını onararak Suriye’nin iç enerji krizini hızla çözmeli, Şam ile en üst düzey iş birliğini kurarak Suriye gazını KKTC veya ana karamız üzerinden Avrupa’ya taşıyacak potansiyel deniz hatlarını şimdiden projelendirmelidir. Eş zamanlı olarak, Ürdün-Suriye ayağı hareketlenen Arap Doğalgaz Boru Hattı (AGP) ile Kerkük-Baniyas hatlarının canlandırılması üzerinden Mısır’ı kendi eksenine çekmeli ve Katar-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı projesini yeniden masaya taşıyarak Körfez sermayesini bölgeye çekmelidir. Mezopotamya ve Körfez gazını karadan Türkiye eliyle Akdeniz havzasına akıtacak bu bölgesel entegrasyonlar, Doğu Akdeniz’deki parsel tartışmalarını anlamsızlaştırarak Türkiye’siz tüm denklemleri rasyonaliteye yenik düşürecektir.
Kaynakça
- Ahram Online. (2022). “East Mediterranean Gas Forum can play pivotal role in securing EU energy needs.” Erişim adresi:https://english.ahram.org.eg/NewsContent/3/16/468053/Business/Energy/East-Mediterranean-Gas-Forum-can-play-pivotal-role.aspx
- Anadolu Ajansı (AA). (2020). “GKRY, İsrail, Yunanistan ve ABD Doğu Akdeniz Enerji Merkezi kurulması için anlaştı.”Erişim adresi: https://www.aa.com.tr/tr/enerjiterminali/enerji-diplomasi/gkry-israil-yunanistan-ve-abd-dogu-akdeniz-enerji-merkezi-kurulmasi-icin-anlasti/57634
- Anadolu Ajansı (AA). (2024). “3. Uluslararası Doğu Akdeniz Enerji Forumu Ankara’da düzenlendi.” Erişim adresi:https://www.aa.com.tr/tr/enerjiterminali/dogal-gaz/3-uluslararasi-dogu-akdeniz-enerji-forumu-ankarada-duzenlendi/39746
- Anadolu Ajansı (AA). (2024). “GKRY basınından Yunanistan’a elektrik hattı konusunda ‘Türkiye’den çekiniyor’ eleştirisi.”Erişim adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/gkry-basinindan-yunanistana-elektrik-hatti-konusunda-turkiyeden-cekiniyor-elestirisi/3538442
- Anadolu Ajansı (AA). (2025). “Deniz Mekansal Planlama Koordinasyon Kurulu, deniz alanlarının korunarak yönetilmesini hedefliyor.” Erişim adresi: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/deniz-mekansal-planlama-koordinasyon-kurulu-deniz-alanlarinin-korunarak-yonetilmesini-hedefliyor/3640899
- BBC News Türkçe. (2020). “Doğu Akdeniz: Gerilimin arkasında ne var, ülkelerin tezleri neler?” Erişim adresi:https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54252161
- BBC News Türkçe. (2024). “Doğu Akdeniz’de elektrik kablosu gerilimi: Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki proje neden kriz yarattı?” Erişim adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/c892jz3kgn5o
- Business Insider Africa. (2023). “Israel’s new pipeline unlocks next phase of its largest-ever $3.5 billion gas field.” Erişim adresi: https://africa.businessinsider.com/local/markets/israels-new-pipeline-unlocks-next-phase-of-its-largest-ever-dollar35-billion-gas/dltwnql
- Construction Review Online. (2023). “New pipeline to connect Leviathan gas field to LNG terminals in Israel and Egypt.”Erişim adresi: https://constructionreviewonline.com/new-pipeline-to-connect-leviathan-gas-field-lng-terminals-in-israel-egypt/
- Deutsche Welle (DW) Türkçe. (2024). “Yunanistan, Kıbrıs, İsrail üçlü GSI projesi çıkmazda.” Erişim adresi:https://www.dw.com/tr/yunanistan-k%C4%B1br%C4%B1s-i%CC%87srail-%C3%BC%C3%A7l%C3%BC-gsi-projesi-%C3%A7%C4%B1kmazda/a-74004947
- East Mediterranean Gas Forum (EMGF). “Ministerial Meetings and Official Events.” Erişim adresi:https://emgf.org/pages/events/ministerial_meetings.aspx
- EMERGE Infrastructure Partners. “About the Alliance and Regional Energy Interconnection.” Erişim adresi:https://www.emerge-i.com/about/
- Enerji Günlüğü. (2026). “Doğu Akdeniz Enerji Merkezi için ortak bildirge yayımlandı.” Erişim adresi:https://www.enerjigunlugu.net/dogu-akdeniz-enerji-merkezi-icin-bildirge-68518h.htm
- European Union. (2022). “Regulation (EU) 2022/869 of the European Parliament and of the Council on guidelines for trans-European energy infrastructure.” Erişim adresi: https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=CELEX:32022R0869
- Global Energy Monitor (GEM Wiki). “EastMed Gas Pipeline Project Profile.” Erişim adresi:https://www.gem.wiki/EastMed_Gas_Pipeline
- Hürriyet Dünyadan Haberler. (2026). “EastMed rafa kalktı, yeni enerji merkezi açıldı.” Erişim adresi:https://www.hurriyet.com.tr/dunya/eastmed-rafa-kalkti-enerji-merkezi-acildi-43204523
- Hürseda Haber. (2023). “Kıbrıs ve Mısır anlaştı: Doğalgaz Avrupa ve İsrail’e taşınacak.” Erişim adresi:https://hurseda.net/dunya/265694-kibris-misir-anlasti-dogalgaz-avrupa-ya-israil-e-tasinacak.html
- Kıbrıs Postası. (2023). “Rum Enerji Bakanı’nın EuroAsia Interconnector projesi konusundaki açıklamaları şüphe uyandırdı.” Erişim adresi: https://www.kibrispostasi.com/c58-GUNEY_KIBRIS/n480817-rum-enerji-bakaninin-euroasia-interconnector-projesi-konusundaki-aciklamalari-suphe-uyandirdi
- Mavi Vatan Stratejik Analiz. (2021). “Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve Türkiye’nin Durumu.” Erişim adresi:https://mavivatan.net/dogu-akdeniz-gaz-forumu-ve-turkiyenin-durumu/
- PressReader. “East Mediterranean regional geopolitics and maritime boundary reports.” Erişim adresi:https://www.pressreader.com/search/articles?query=%22East%20Mediterranean%22&date=ThisMonth&in=ALL&popupArticleId=281479283118156
- T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. “Bakanlık Resmi Haber ve Diplomatik Temas Ayrıntıları.” Erişim adresi:https://enerji.gov.tr/haber-detay?id=31836
- T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı. (2024). “Doğu Akdeniz’deki gemi trafiği yerli ve milli sistemle takip edilecek.”Erişim adresi: https://www.uab.gov.tr/haberler/dogu-akdeniz-deki-gemi-trafigi-yerli-ve-milli-sistemle-takip-edilecek/
- TASAM (Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi). (2020). “Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve Türkiye.” Erişim adresi:https://tasam.org/tr-TR/Icerik/56687/dogu_akdeniz_gaz_forumu_ve_turkiye
- TESPAM (Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi). (2026). “IV. International EastMed Energy Conference.” Erişim adresi: https://www.tespam.org/iv-international-eastmed-energy-conference-2026/
- Yeni Şafak Ekonomi. (2026). “Akdeniz’de yeniden sondaj zamanı: Abdülhamid Han sahaya iniyor.” Erişim adresi:https://www.yenisafak.com/ekonomi/akdenizde-yeniden-sondaj-zamani-4833773

