
Rumeli’yi anlamak, Türkiye’yi anlamaktır. Rumeli demek, Türkiye demektir. Söz gelimi, Marmara denildiğinde, Anadolu denildiğinde, Karadeniz denildiğinde nasıl ki Bulgaristan, İran değil de Türkiye akla gelir, Rumeli de Türkiye’ye ait bir kavram ve mahâldir. ‘Rumeliliyim’ demek, ‘Türkiye’denim’ demektir. Müslüman Oğuz Türkleri, 1071 öncesinde, 1071’teve sonrasında, Roma’dan fethettikleri topraklara ‘Rum-eli, Rum-ili’ demiştir. Bu, Roma topraklarının Türklüğe geçişi anlamına gelir. Doğu Roma (nevzuhur adıyla Bizans) toprakları Kur’an’da Rum şeklinde telâffuz edilmiş olup bu isimle bir sure de bulunmaktadır. Buna atfen Türkler, Roma’ya ve onun Hristiyan halkına Rum tabirini kullanır. Rum ifadesi konum bildirmekte idi. Türkün kızıl elması artık 2 bin yıl Rum toprakları olacak demek idi. İran Azerbaycan’ında Türk kenti Urumiye, Türk telâffuzu ile Rum-iye anlamına gelir. Türkler oradan, Roma İklimine giriş yapar, Erzurum, Roma (Rum) toprağı (Arz-ı Rum) manasına idi. 1071’de Anadolu fethedildiğinde henüz Batı Karadeniz, Ege, Marmara, İstanbul, Trakya bölgeleri Doğu Roma (Bizans) toprağı idi ve Türkler için ‘Rum ili’ idi. Hakeza bunun daha batısındaki Doğu Balkanlar (bugün ki Bulgaristan, Yunanistan, Kuzey Makedonya) vb. için de aynı durum geçerlidir. Osmanlı Devleti, Marmara kıyısında kurulmuş olup, Anadolu’ya açılmadan evvel, Doğu Roma’ya ait Rumeli/Balkan kentlerine fetihlerle epey genişlemiştir. Anadolu’dan çok önce Sofya, Selânik, Belgrat, Üsküp, Saraybosna, Filibe, Pirlepe, Kalkandelen, Ohri, Manastır, Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Silistre, Kavala, Yenişehir (Larissa), Prizren, Priştine, Gümülcine çoktan Osmanlı idaresine girmişti bile. Buralar Osmanlı Devleti’nde Rumeli olarak adlandırılmaya devam etmiş ve de bu fetihler İstanbul’un fethi ile tamamlanıp taçlanmıştır. Rumeli, bugün ki Doğu Balkanlardır, Osmanlı’nın göz bebeğidir, Türklerin anavatanıdır. Rumeli, Türklerin uzaktan yönettiği topraklar değildir. Zira muhtelif nedenlerle Türk kurucu beylerin ciddi kısmı Osmanlı Devleti’nde Rumeli ve Balkanlara intikâl etmiş ve yerleşmiştir. Rumeli, Hazarın Batısı Türklüğünün merkezidir. Rumeli’nin Osmanlının kalbi ve beyni olduğu gerçektir. Rumeli, Türkiye’dir. Anadolu’da olduğu gibi, Rumeli ve Balkanlarda da Türk tarihi Selçuklulardan da eskidir. Rumeli/Balkanlarda Oğuz Türkleri gelmeden önce, milattan sonra 10.yüzyıla kadar devam eden Bulgar Türk İmparatorluğu, 6 yüzyılın 4-5 yüzyılı öz Türk kimliği ile yaşamıştır, Balkanların büyük bölümünde egemen olmuş, kültürü, inancı şekillendirmiştir. Bogomillik akımı, Hak Dine en yakın İsevi İnanç akımı olup, Bulgar Türkü çıkışlıdır. Balkan erken dönem Türk tarihi, Bulgarlardan ibaret değildir. Çok önemli Macar, Peçenek, Kuman/Kıpçak dönemleri ve devletleri vardır. Osmanlı, Balkanlara çıktığında coğrafyada ciddi miktarda Hristiyan Türkler var idi (Anadolu’da olduğu gibi). Balkanlarda Türk tarihinde İskit, Sarmat, Sirak ön Türk dönemleri gayet etkili olmuştur, Balkanların ötesinde Romanya Karpatları, Macaristan (Panonnia), Kuzey Sırbistan, Avusturya’da ciddi etkilerbırakmıştır, bu alan Ukrayna’yı da kapsar. Hun, Avar ve Hazar dönemleri bütün Türklük için olmasının yanı sıra Balkanlar için de müstesnadır. Osmanlı Devleti sultanları Murat 1, Murat 2 ve Bayezid 1 Osmanlı için olduğu kadar Balkan Türklüğü ve oradaki fetihler için de kurucu baba ve büyük liderlerdir, fatihlerdir. Rumeli/Balkan Türklüğü teşekkülünde Karamanoğulları başta olmak üzere kurucu Türk beyleri, üst beyler, krali Türkler (kurucu unsurlar) başat rol almıştır. Rumeli kısa sürede Türk beylerinin en yoğun toplandığı alana dönüşmüş ve Osmanlı yıkılana kadar kesintisiz böyle devam etmiştir. Söz gelimi, Osmanlı yüzyıllarında Kayseri, Memlük /Karamanoğlu / Osmanlı dönemleri gibi, yine Erzurum iseAkkoyunlu / Karakoyunlu / Osmanlı / İlhanlı / Safevi /Osmanlı gibi, Sivas Akkoyunlu / Osmanlı / Safevi / Osmanlı gibi dönemler yaşarken, Rumeli kentleri Osmanlı Devletinin eline geçmiş ve Osmanlı yıkılana kadar kesintisiz Osmanlı’da kalmış olan müstesna Türk metropolleri olmuştur. Selânik, Üsküp, Manastır, Sofya, Belgrat, Kavala ve daha niceleri böyledir.
1299 yılında kurulan Osmanlı daha beylik iken Rumeli’ye alabildiğine fetihlerle açılmış olup 40-50 yıl zarfında Rumeli/Balkanlarda büyük bir toprak parçasına ulaşmıştır (Anadolu’daki topraklarından çok daha fazla). 1362 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti, Rumeli Beylerbeyiliğini kurmuştur. Bu bir eyalet kuruluşu değildir, Osmanlı Devleti’nde eyalet değil vilayetler (iller) bulunmaktadır. Ancak Rumeli/Balkanlara muhtelif sebeplerle Türklerin beylerini, kurucu unsurlarını, elit tabakasını, kralilerini yoğun bir popülasyon ve süreklilikle intikâl ettirdiği için Rumeli özelinde vermiş olduğu bir paye, taltif ve görev söz konusudur. Bir nevi ‘Osmanlı Devleti başkentinden sonra siz varsınız’ demektir. Rumeli Beylerbeyiliği, kurucu unsur Türkleri (beyaz Türkler) Balkanlarda gayri Müslimlerdenvergi toplanması ve toprak düzeninde 1. derece yetkin kılmaktadır. Bunu 1393 yılında Anadolu Beylerbeyiliğinin ilânı takip edecektir. Rumeli ve Anadolu Beylerbeyilikleri, Türklerin Osmanlı’da kurucu unsur olmalarının altını çizen ve Rumeli/Anadolu topraklarını merkeze alan Osmanlı Türkiye’sini ifade eder. Devlet hiyerarsişinde yükselenbürokratlar en yüksek 3.basamak olarak Anadolu Beylerbeyiliğine, 2. basamak olarak Rumeli Beylerbeyiliğine, en yüksek kademe olarak ise sarayda Sadrazamlığa yükselmektedir. Yani Rumeli Beylerbeyiliğini ehliyet ile yapabilen bürokrat artık sadrazam (padişahtan sonra devletin en yetkili makamı) olabilir. Osmanlı Devleti’nde Balkanlardaki topraklar Anadolu topraklarından neredeyse her zaman daha fazla olagelmiştir.
Tanzimat/Meşrutiyet/Kurtuluş/Cumhuriyet süreçlerinin en yetkin, güçlü, ehil halkası pek tabi ki Rumeli olup, varlığını Türk varlığına armağan etmektir Rumelili olmak.
Coğrafya tarihi olarak bugün ki Marmara/Ege/Trakya/Batı Karadeniz bölgeleri Rumeli’dir. Rumeli ve Anadolu etnik bir muhteva değil, Türkiye’nin arazisidir. Günümüzde, Osmanlı Devleti’nin son 200 yılını alan geri çekilmede kademe kademe Balkanlardaki en batıdan Viyana sınırından Doğu Balkanlara ve en nihayetinde günümüz Türkiye’sine çekilen Türk ve Müslüman nüfus; Selânikliler, Üsküplüler, Sofyalılar, Serezliler, Kavalalılar, Pirlepeliler, Yenişehirliler, Kırcaalililer, Şumnulular, Kalkandelenliler, Manastırlılar, Vardarlılar ve daha yüzlerce Rumeli/Balkan kentinin insanıdırlar.Balkanlarda, Anadolu’dan daha geniş bir coğrafyada toplamda 1500 yıl kök salmış Türklerdirler. Evlâd-ı Fatihan, Fetihçi Türk Beylerin Torunları demektir. O gün ki Rumeli’den bugün ki Rumeli’ye, o gün ki Türkiye’den bugün ki Türkiye sınırlarına çekilmişlerdir. Türkiye coğrafyası, Rumeli Türkiye’si, Anadolu Türkiye’si, Halep Türkiye’si, Musul Türkiye’sinden oluşur. Osmanlı Türkiye’sinin Avrupa kanadında yaşayan bu insanların bugün ki Türkiye’deki torunlarına ‘Yunan mısın, Bulgar muhaciri, Makedon musun, Sırp mı oluyorsunuz’ demek, zifiri karanlık bir cehaletin ve/ya kirli/örtülü bir Türk düşmanlığının ürünüdür. Her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bu konuda, hiç bir amiyane bahaneye sığınmaksızın, bilinçli davranmak durumundadır. Günümüzde Türkiye’nin sorunu çok parçalı alt etnikçi cereyanlar, saltanatçı gerici hareketler ve de olumsuz hemşehrici yolsuz davranışlardır. Rumeli Türk halkı bütün bu olumsuz parametrelere karşı Türk ulusu/devleti ve de vicdanlardaki Müslümanlığın en kuvvetli dayanaklarındandır. Selânik; Manastır, Üsküp, Kavala ile birlikte Meşrutiyet/Kurtuluş/Cumhuriyet sürecinin karargâhı ve sarsılmaz temelidir. Bu anılan yöre Türkleri ve torunları da bu adanmışlık ve duruşun, bugün ki Türkiye Cumhuriyeti’ndeki en kuvvetli, muhkem ve köklü, bilinç kümeleridir. Selânik’i Sabetaycılıkla işaretlemeye çalışan cahil, gafil ve zavallı anlayış, tarih yerine, masalsı koca karı dedikodularından mülhem bir basitlik olup, ne yazık ki gündelik siyasette, Selânikli isimlere -sanki siyasi bir gerekçeymişçesine- köktenci yaftalama devam etmekte olup bu da halen İslamcı ve sağ halelenmelerde yankılar bulmaktadır. İslami ve milliyetçi esaslara ters bu köktenci yaftalamalar, tarihi gerçeklerden uzak olmakla birlikte, asgaridemokrasi ilkelerine aykırıdır. Türk siyasetinde hâlen bu köktenci yaftalamalara cesaret edilebiliyor olmasından bir Müslüman, bir Türk, bir insan olarak utanmamak elde değil. Ancak bu vasat, kuruculara dolaylı dil uzatma iştahı ve de ulusal varlığımızı geriletme motivasyonunun da bir başka dışavurumudur. Günümüz dünyasında, düşüncelerinin siyaset zemininde karşılığı olmayanlar, kriptik (şifreli) bir dil kullanmaktadır. Bunu ise en kolay bir şekilde, kişileri kripto olmakla iftiralayarak yapmaktadırlar. Söz konusu davranış içerisinde olanların, kendi fikrini doğrudan ifade eden her türlü legal/illegal yapı ve fikirden daha aşağıda olduğu da açıktır. ‘Beyaz Türk’ ifadesi kurucu Türkü ifade etmekte olup her toplumun beyazı yani kurucu unsurları, üst kademeleri vardır. Toplumda ilk olarak bunun anlamı çarpıtılmış olup, ‘Yahudi dönmesi’ yaftasının ise bilhassa kurucu Türklere, öz be öz Türklere çalınmaya çalışıldığı da ayrıca dikkatlerden kaçmamaktadır. Osmanlı Devleti’nde birçok vilâyette gayri Müslimler ciddi nüfus oranlarına sahipti, hatta Anadolu’da Sivas ve doğusunda birçok yerde bu durum iyice belirginleşmekte idi. Lâkin hiç bir vilâyette gayri Müslimlerçoğunluk değilken, Osmanlı Türkiye’si ve Osmanlı merkez bölgelerinde neredeyse her vilâyette Türkler en kalabalık unsuru teşkil etmekte idi. Rumeli ve Balkanlarda ise söz konusu kentli Türk kalabalıklığı aynı zamanda bulundukları kentlerde gayri Müslimlerden bariz bir şekilde daha üst sınıfıteşkil etmekte idi (bu durum Anadolu’dakinden bariz farklıdır). 100 yıl önce tamamlanan karşılıklı mukateleleler ve nihayetinde Rum ve Ermenilerin gönderilmesi ile konulan nokta ortada iken, bugün bu tablo üzerinden Anadolu’daki önemli kentlerle ilgili Rum/Ermeni/Yahudi dönmesi şüphesi dolaştırmak, Türklüğe, Müslümanlığa, ülkemizin etnik topluluklarına, insanlığa, akla ve gerçekliğe aykırı olmaz mı? Osmanlı Endülüs’ten kovulan Yahudileri, en gelişmiş kentleri olan İstanbul, Yafa (Filistin), Selânik, İzmir, Beyrut (Lübnan) gibi kentlerine kabul etmişken, bu Yahudi nüfus söz konusu kentler ve muhtelif kentlerde azınlık olarak yaşamışken, akabinde bir tarihsel kırılma ile (önemli ve bahsi diğer) bunların bir bölümü Sabetaylaşmışken, günümüzde Selânik ve Selâniklilik hedefinde yürütülen yaftalamanın ise amacı, kini ve sapması bellidir. Selânik, Türklüğün medeni vasfının en temel taşıdır ve Meşrutiyet’in parıldadığı merkezdir. Büyük Türk metropolü Selânik’i Türkiye’deki insanlar nezdinde karalama çabası, aynı zamanda Yunan’a destek atmaktır. Bu alacakaranlık çirkinliğinde, milli varlığa düşman çok sayıda hedef göze batmaktadır. Bunu, asgari, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bilincine sahip her bir insanımız görebilir. Türkiye Cumhuriyeti’ne dayalı devletimiz elbette ki, her türlü milli varlığa zararlı girişimi tespit eder ve durdurur. Bunlar gündelik siyaset alanındaki ahlaksızca kenar mahalle dedikodularına yakıt olacak hususlar değildir. Halkımız, insanlarımız, devletimiz, ülkemiz, milletimiz ve değerlerimiz var olsun!

