Mehmet DORUK – Avrupa’nın Ortasındaki Soykırım: Srebrenitsa

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
6 Dk. Okuma
6 Dk. Okuma

Avrupa’nın kalbinde yaşanan etnik temizlik, kitlesel tecavüzler ve sistematik infazlar, uluslararası toplumun vicdanını derinden sarsmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 1993 yılında kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), Eski Yugoslavya cumhuriyetlerinde işlenen vahşete karşı kurulmuştur. Bu mahkeme, Nürnberg’den bu yana kurulan ilk uluslararası ceza mahkemesi ve soykırım suçunu yargılamakla görevlendirilen ilk mahkeme olmuştur. Bu mahkeme sadece bir yargı organı değil; tıpkı Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) olduğu gibi, uluslararası toplumun kitlesel vahşet karşısındaki ortak iradesinin tezahürü olmuştur.Yugoslavya Devlet Başkanı Josip Broz Tito’nun ölümüyle başlayan Yugoslavya’nın dağılma sürecinde, 1990 yılının ocak ayında toplanan Yugoslavya Komünistler Birliği’nin 14. Kongresi, federasyonun fiilî sonunu getirmiştir. Sloven delegelerin salonu terk etmesi ve ardından Hırvatların da onlara katılması, partinin ve devletin ortak kimliğinin parçalandığını göstermiştir. 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlık ilanları, Yugoslav Halk Ordusu’nun (JNA) müdahalesiyle kanlı bir sürece evrilmiştir. Bu müdahalelerden en kanlısı Bosna-Hersek Savaşı olmuştur. Bosna, etnik yapısı itibarıyla Sırp, Boşnak ve Hırvatların iç içe yaşadığı “küçük bir Yugoslavya” niteliğindeydi. Sırp güçlerinin “Büyük Sırbistan” idealini gerçekleştirmek amacıyla başlattığı “etnik temizlik” harekâtı, bunun sadece askerî bir strateji değil, aynı zamanda belirli bir grubu bir bölgeden tamamen silmeyi amaçlayan demografik bir temizlik operasyonu olduğunu göstermektedir.Avrupa’nın ortasında yaşanan etnik temizlik operasyonlarının ardından 25 Mayıs 1993’te BMGK’de kabul edilen 827 sayılı karar, ICTY’yi resmen hayata geçirmiştir. Mahkeme, BM Şartı’nın VII. Bölümü uyarınca, uluslararası barış ve güvenliği yeniden tesis etmek amacıyla kurulmuş ad hoc (geçici) bir yargı organıdır. Mahkemenin kuruluş statüsü incelendiğinde, BMGK’nin mahkemeye dört ana suç üzerinde yargılama yetkisi verdiği görülmektedir:Cenevre Sözleşmeleri’nin Ağır İhlalleri: Savaş esirlerine yönelik muamele ve sivil hakların korunması.Savaş Kanunlarının veya Geleneklerinin İhlalleri: Yasaklı silah kullanımı ve sivil mülke saldırı.Soykırım: Belirli bir grubu yok etme kastıyla işlenen eylemler.İnsanlığa Karşı Suçlar: Sivil nüfusa yönelik yaygın ve sistematik saldırılar.ICTY kararları soykırım suçu açısından incelenecek olursa; soykırım, ICTY Statüsü’nün 4. maddesinde 1948 Soykırım Sözleşmesi’yle paralel bir şekilde tanımlanmıştır. Bir eylemin soykırım sayılabilmesi için “belirli bir ulusal, etnik, ırksal veya dinî grubu tamamen veya kısmen yok etme kastı” (dolus specialis) gereklidir. Akademik literatür ve mahkeme içtihatları, bu özel kasıt unsurunu “suçların suçu” olarak nitelendirilen soykırımın en belirleyici ve ispatı en zor unsuru olarak kabul etmektedir.Soykırımın unsurlarından olan bir grubu “kısmen” yok etme kastı, suçun isnadında sorunlara yol açabilecek bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. ICTY, Krstić davasında bu tartışmayı çözüme kavuşturmuştur. Mahkeme, “kısmen” ifadesinin sadece sayısal bir çokluğu değil, aynı zamanda hedef alınan kısmın, grubun genel bekası üzerindeki “etkisini” ifade ettiğine hükmetmiştir. Yani kararda, hedef alınan kısmın genel nüfus üzerindeki sayısal oranının yanı sıra gruptaki bireylerin nüfus üzerindeki etkisi de tartışılmıştır.ICTY’nin verdiği en önemli karar, Srebrenitsa Katliamı üzerine verdiği Krstić kararıdır. Temmuz 1995’te gerçekleşen Srebrenitsa Katliamı, Avrupa topraklarında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan ilk ve tek hukuki olarak tescil edilmiş soykırımdır. ICTY’nin bu konudaki kararları, soykırımın sadece teorik bir kavram olmadığını, somut bir vakıaya nasıl uygulanacağını göstermiştir.General Radislav Krstić, Srebrenitsa olayları nedeniyle soykırımdan hüküm giyen ilk kişi oldu ve 46 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Krstić davasında mahkeme, Srebrenitsa’daki Boşnak erkeklerin sistematik olarak öldürülmesinin, bu grubun bölgedeki fiziksel varlığını imkânsız hâle getirdiğine ve bunun “grubu kısmen yok etme kastı” ile yapıldığına hükmetmiştir. Mahkeme kararında şu ifadelere yer vermiştir:”10-19 Temmuz 1995 tarihleri arasında binlerce Bosnalı Müslüman’ın katledilmesinden suçlusunuz; bu cinayetler ister Potoçari’de rastgele işlenmiş olsun ister toplu infaz şeklinde planlanmış olsun. Bosnalı Müslümanların ister Potoçari’dekiler olsun ister infazlardan sağ kurtulanlar olsun, çektiği inanılmaz acılardan suçlusunuz. Srebrenitsa’daki Bosnalı Müslümanların çektiği zulümden suçlusunuz. Srebrenitsa’daki kadınların, çocukların ve yaşlıların nakledildiğini bildiğiniz hâlde, savaşabilecek yaştaki tüm erkeklerin toplu infaz edilmesi planına onay vermekten suçlusunuz. Bu nedenle, General Krstić, soykırımdan suçlusunuz.”Sanık savunması, eylemlerin askerî operasyon kapsamında olduğu ve askerî hiyerarşi içerisinde işlendiği üzerine kurulmuştur; ancak savunma, mahkeme tarafından infazların sistematik yapısı ve kurbanların sivil niteliği nedeniyle reddedilmiştir. Krstić davası aynı zamanda “yardım ve yataklık” ile “doğrudan fail” olma arasındaki çizgiyi de netleştirmiştir. Temyiz mahkemesi, Krstić’in soykırım planının birincil yürütücüsü olmasa bile, bu plana bilerek katkıda bulunduğu için “soykırıma yardım ve yataklık” suçundan mahkûmiyetini onamıştır. Bu soykırımın mimarlarından birisi olan ve ICTY tarafından yargılanarak suçlu bulunan Bosnalı Hırvat General Slobodan Praljak mahkemenin 1992 -1995 yıllarında Bosna’da işlenen savaş suçlarıyla ilgili olarak yargıladığı altı siyasi ve askeri isimden biriydi. ICTY tarafından Bosnalı Müslüman nüfusa karşı beş diğer Bosnalı Hırvat yetkili ile suçlu bulunmuştur. 20 yıl hapis cezası onandıktan sonra General Praljak mahkeme salonunda “Ben savaş suçlusu değilim. Kararınızı reddediyorum” diye bağırdı ve küçük bir kahverengi şişe içindeki sıvıyı içti. O sırada avukatı, müvekkilinin zehir içtiğini bağırmıştır. Praljak’ın zehir olduğunu söylediği sıvıyı içmesinden sonra yargıç Carmel Agius hemen oturuma ara vermişti. Olayın ardından hastaneye kaldırılan Praljek hastanede yaşamını yitirmiştir.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir