
Osmanlı Devleti’nin fiilen ve resmi olarak çöküşü, maalesef ki bir masal değil tarihi gerçektir. Bu 200 yıla yayılı değerlendirilse de, 1800-1900 yılları arasındaki dönemin, askeri/ekonomik/teknolojik gücün dibi bulduğu, düşünsel/politik/istihbari/halkçı mücadelenin ise iyice belirginleştiği bir tarih aralığı olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti’nin çöküşü sonucunda, Balkanlar ve Rumeli Türkiye’si neredeyse tamamen kaybedilmiştir, Bakanlarda Türk soykırımı ve tehciri gerçekleştirilmiştir. Tarihte olaylar çoğu zaman silsilevi ve de neden sonuç bağıyla ilerler. Balkan Türklüğünün ve Anavatan Rumeli’nin ne yazıktır ki bir Kurtuluş Savaşı olmadı. Ancak Anadolu’nun, Türkiye’nin ve de topyekûn milletimizin Kurtuluş Savaşı olmuştur. Bu da Balkan Türklerinin Balkanlarda Yunan, Rus, Sırp ve İngilizle mücadelesiyle başlar, Mısır-Suriye AfroAsya hattındaki topraklarımızla devam eder, Anadolu’da şiddetlenerek zaferle taçlanır. Bu da tam bir Kurtuluş Savaşıdır. Zira Yunan zulmü ve hıncı, Sırp ile birlikte Rumeli/Balkan Türkiye’sindeMüslüman Türk’e karşı katliamlarla başlamıştı. Ege, İç Batı Anadolu başta olmak üzere Anadolu’da devam etti Yunan mezalimi. Yunan Mezalimini ve de akabinde Kurtuluş Savaşını anlamak için illâ Batı Trakya’da Türk olmak gerekmez, az biraz akıl, gönül, vefa, dürüstlük ve muhakeme işidir. İstiklâl kelimesi Arap gramerli Türk kelimesidir ama Cumhuriyet, Meşrutiyet, Hürriyet, Tanzimat, Milliyet de öyledir, bunu niye es geçelim? Devamında ‘Kurtuluş’un neden öz be öz Türkçe olduğu daha net anlaşıldı mı? Osmanlı Devleti’nin Anadolu, Rumeli, Halep, Musul halkına karşı Ermeni, Yunan, Arap, Rum mezâlimi, emperyalist İngiliz ve Fransızları bile şaşkına uğratmıştı, üzerine tefekkür edilmeli. Kim neden tereddi etti (alçaldı) ve kim neden kurtuldu? Daha iyi anlaşılmalı. Rumeli ve Anadolu Hukukun Üstünlüğü Birlikleri (Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri) Anadolu’da nasıl bir iş becerdi? Anadolu’daki Yunan, Ermeni, İngiliz, Rum, Rus, Fransız zulüm ve mütecavizliğini gururdan dolayı detaylandırmamak ile tarihi bilinç zayıflığı birbirinden dağlar kadar farklıdır. Osmanlı Devleti ile Avrupa’ya karşı gururlanmak ile Osmanlı Devleti’nin batılılar ve de saltanat âşıkları tarafından yıkıldığı, onu da bırak ‘çoktan yıkıldığı’nı inkâr etmek arasındaki dağlar kadar olan fark gibi. Hun Hükümdarı Teoman ve de oğlu Hun Hükümdarı Metehan, Türk ve Dünya Tarihinin en önemli liderlerindendir. Metehan toplumu ve devleti ıslah eden bir devrimcidir, toplumun inanış biçimine kadar revize etmiştir, iyileştirmiştir. En sevdiği atınıisteyen Tatarlara atını vermesi, ailesini isteyen Tatarlara, onu vermesi, ama akabinde yoz bir toprağını isteyen Tatarlara bu kez şiddetli bir savaş açması, bize kamusal bilinci (halka ait olandan sarf etmemesi) ve vatan bilincini öğretir. Yoksa ailesiyle ilgili tasarrufu, Müslüman bilinç, Türk bilinç ya da ‘ben’i var bil-diren hiç bir bilincime yanaşamaz. Tarihten ne anlamak gerektiği ve onun nasıl okunacağı hususu, toplumlarıvar etmekle yok etmek arasında dolaştırır. Toplumunu ilerletmek isteyen eşyayı ve tarihi iyi okumalıdır. İlaveten Teoman, oğlu Metehan’a karşı, kadınının oyununa gelmiş ve ona cephe almıştır. Buraya kadar hikâye bilindik. Ama oğlunu öldürmeye muvaffak olamamıştır, Metehan, babası Teoman’ı öldürmüştür. Diğer taraftan Metehan, döneminin en ileri silâhlarının mucididir.
Dönelim yakın tarihe, Anadolu Yunan, İngiliz, Rus, Ermeni, Rum mezâliminden çok çekmiş olup Kuruluşu hiç te kolay olmamıştır. TBMM, halkının kurtuluşu için açılmıştır. TıpkıOsmanlı Türkiye’sindeki Mebuslar (Vekiller) Meclisinin, saltanatçılığa karşı halkı için kurulup mücadele etmesi gibi. Bunu en iyi, kula kulluğa reddiye çekenler anlamalı. En azından Kitaptaki Hâkikat bunu vaaz eder.
Balkan ve Anadolu’da halkımıza karşı işlenen suçlar, mezâlim ve soykırım anlaşılmadan, Kurtuluş Savaşı anlaşılamayacaktır.
Bu mezâlimin ana çığırlarından olan Yunan mezâliminin, Balkanlar şöyle dursun, Anadolu’da işlediklerine bile biraz bakılacak olursa, konuyu anlamak hiç te zor olmaz:
‘’
“Henüz çürümeyen cesetler ve neredeyse henüz tüten yangınlar içinden geçiyorduk. Yanıp külleri savrulan Manisa’ya, cetlerimizin şehrine iki eli böğründe bakakaldık. Yunanlar çekilişlerinde yok edici bir tahrip yapmışlardı. Yanmayanlar, vakit bulup da yakamadıkları, yaşayanlar fırsat bulup da öldüremedikleri idi. İki millet arasında yalnız birinin arta kalacağı bir boğazlaşma geçmiş olduğunu görüyorduk. Yunanlar Batı Anadolu’yu Türkler için oturulmaz bir çöle çevirmek istemişlerdi…”
İstanbul’da Amerika Birleşik Devletleri Konsolos Yardımcısı, James Loder Park, Yunan çekilişinden hemen sonra yaptığı gezide durumu şöyle açıkladı:[1]
Manisa … neredeyse tamamen yangında silindi … 10.300 ev, 15 cami, 2 hamam, 2.278 dükkân, 19 otel, 26 villa … [] imha edildi… “
“1. Partimiz tarafından ziyaret edilen iç şehirlerin imhası Rumlar tarafından gerçekleştirilmiştir. “
…
“3. Bu şehirlerin yakılması ne düzensiz, ne de aralıklı, ne de kaza değildi, ama iyi planlanmış ve iyice düzenlemişti.”
“4. Fiziksel şiddet uygulandığının birçok örnekleri vardı, tam rakamlar elde etmek imkânsız fakat yaşanan olayların çoğu kasıtlı ve nedensiz. Yunanlar tarafından bu dört şehirde işlenen ‘zulümler’, güvenli bir şekilde binlerle tahmin edilebilir. Bunlar böyle tür vahşetin her üç olağan tipi, yani cinayet, işkence ve tecavüz’den oluşuyordu. “

Şekil 1. Yunanlıların Anadolu’da Yaktıkları Şehirler
Yakılan Büyük Kent ve Kasabalar
Uşak: Yunan ordusu şehri tahliye ederken Uşak neredeyse tamamen yakılmıştır. Şehir merkezinde yüzlerce sivil yakılarak katledilmiştir.
Aydın: 1919’daki ilk geri çekilme sırasında şehir büyük oranda yakılmış ve binlerce sivil hayatını kaybetmiştir.
Alaşehir ve Salihli: Manisa’nın doğusunda bulunan bu stratejik noktalar, geri çekilme hattı üzerinde oldukları için tamamen ateşe verilmiştir.
Afyonkarahisar ve Kütahya: Büyük Taarruz sırasında bu şehirlerin çevresindeki pek çok köy ve mahalle tahrip edilmiştir.
Turgutlu (Kasaba): Manisa yangını ile benzer bir kaderi paylaşmış, kentin çok büyük bir kısmı yok olmuştur.
Manisa Yangını: Yunan birlikleri geri çekilirken şehri ateşe vermiş, 5-8 Eylül 1922 tarihleri arasında süren büyük yangında şehrin yaklaşık %90’ı yok olmuştur.
Büyük İzmir Yangını, Türk ordusunun İzmir’i geri almasından dört gün sonra, 13 Eylül 1922 tarihinde başlayan ve şehrin önemli bir kısmını yok eden felakettir. Yaklaşık 2.600.000 metrekarelik bir alanı kül eden yangın, 18 Eylül’de kontrol altına alınmış ancak tamamen sönmesi 22 Eylül’ü bulmuştur.
Menemen Katliamı (17 Haziran 1919): İşgalin henüz başında yaşanan bu olay, Batı Anadolu’daki en büyük sivil katliamlardan biri olarak tarihe geçmiştir: Bergama’da Türk direnişçilere karşı mağlup olan Yunan birlikleri, geri çekilirken hınçlarını Menemen’deki silahsız halktan almıştır.Menemen Kaymakamı Kemal Bey ve beraberindeki jandarmalar öldürülmüş, ardından çarşıda ve mahallelerde sivil halka ateş açılmıştır. Uluslararası tahkikat heyetleri ölü sayısını en az 200 olarak belirtirken, yerel kaynaklar ve bazı belgeler bu sayının 1.000’e yakın olduğunu kaydetmiştir.
‘’
Sonuçlar:
1. Balkanlarda Yunan/Sırpların Türklere ve Müslümanlara ağır zulmü, Balkanlardan Türk otoritesi çıkarıldıktan sonra Anadolu’da aynen devam etmiştir.
2. Anadolu, İstanbul, İzmir ve Trakya’da işgal yılları derin izler bırakmıştır.
3. Anadolu’daki Ermenileri ve Rumları; Yunanlılar, Kafkas Ermenileri dışarıdan gelip kışkırtmıştır. Bütün bunlara İngilizler, Ruslar, Fransızlar destek atmıştır.
4. Doğrudan işgale düşen İstanbul, Ege, İzmir, Akdeniz, İç batı Anadolu, Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve Çukurova’da (Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa dâhil) düşman insanımıza ciddi harabiyet vermiştir.
5. Yunanlıların Balkanlar ve Anadolu’da yaptıkları, herhangi bir düşmanın yaptığından ötedir. Bugün ki Yunanistan sınırlarında kalan Mora yarımadası Tripoliçe kenti katliamı, bunlardan belki de ilki idi. Yunanın bu kadar haddini aşmasındaki bir sebep, arkasındaki İngiliz ve Rus tarihsel desteği idi. Aynı şey Rus-Ermeni, Rus-Sırp bağlamları için de var, bunlar bilinmeli ve asla unutulmamalı.
6. Esas düşmanlarımız emperyalistler, tarihsel rakiplerimiz Ruslar, İngilizler ve Fransızlardır. Ancak Yunanlıların ve Sırpların bunlarla çıkarlarını tevhit edip, bize karşı biledikleri katliamcılıklarını da, bu cümleyle beraber, asla unutmamalıyız.
7. Ve de son olarak Türk Milletinin Balkanlarda başlayan Anadolu’da başarıyla tamamlanan, tek başına mücadelesinin ehemmiyetini iyi anlamalıyız. Bunun dünya milletlerine bir ilham olduğu da gerçektir.
Mehmet Çağrı Kızıltaş

