MUHAMMED FATİH KERİMÎ’NİN HAYATI, FİKRÎ MÜCADELESİ VE DÜŞÜNCE DÜNYASI

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
6 Dk. Okuma
6 Dk. Okuma

Muhammed Fatih Kerimî, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında Rusya Müslümanları arasında teşekkül eden Ceditçi aydın kuşağının hem fikrî hem de fiilî bakımdan en mühim simalarından biri olmuştur. Onun hayatı bireysel bir aydın biyografisinin ötesinde, Tatar toplumunun eğitim, matbuat, kültür ve siyaset alanlarında yaşadığı zihniyet dönüşümünün yoğunlaşmış bir tezahürü mahiyetini taşımıştır. Kerimî’nin hayat seyri, Ceditçiliğin bir ıslah ve yeniden inşa hareketi olarak doğuşu, toplumsallaşması ve giderek siyasî bir muhteva kazanmasıyla büyük ölçüde paralel bir gelişim göstermiştir. Bu yönüyle onun fikrî dünyası, Rusya Türklerinin modernleşme tecrübesinin temsilî bir modeli olarak değerlendirilmiştir.

1870 yılında Bugülme uyezdine bağlı Minlibay köyünde, ilmî ve dinî geleneği güçlü bir ailede dünyaya gelmiş olan Kerimî, erken yaşlardan itibaren ilme ve toplumsal meselelere duyarlı bir çevrede yetişmiştir. Babası Gılman Ahund’un bölgedeki nüfuzu ve aile muhitinde hâkim olan ilmî atmosfer, onun zihnî teşekkülünde belirleyici olmuştur. Rızaeddin Fahreddin ile kurduğu yakınlık Kerimî’nin yalnızca dinî ilimlerle yetinen bir âlim tipinden ziyade, tarih ve toplum meselelerini merkeze alan bir mütefekkir kimliği kazanmasında etkili olmuştur. Geleneksel medrese tahsili sırasında klasik İslâmî ilimlerde sağlam bir altyapı edinmiş, ancak bu yapının çağın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kaldığını erken dönemde fark ederek eleştirel bir tutum geliştirmiştir. Bu tavır, onun ilerleyen yıllarda benimsediği Ceditçi düşüncenin fikrî zeminini hazırlamıştır.

Kerimî’nin düşünce dünyasının teşekkülünde belirleyici kırılma noktası İstanbul’da geçirdiği yıllar olmuştur. Bu dönemde Ahmet Mithat Efendi gibi isimlerle kurduğu temaslar, onun dünya görüşünü belirgin biçimde genişletmiştir. Bu çevrelerin etkisiyle İslâm dünyasının geri kalmışlığını siyasî veya askerî sebeplerden ziyade zihniyet, eğitim ve toplum yapısıyla irtibatlandıran bir bakış açısına yönelmiş; modernleşmenin esasen insanın ve düşünce biçiminin dönüşümüyle mümkün olabileceği kanaatine varmıştır. Bu entelektüel birikim, ileride savunacağı eğitim ve matbuat merkezli ıslah anlayışının teorik çerçevesini teşkil etmiştir.

İstanbul’dan sonra Kırım’a giderek Yalta’da Usûl-i Cedit mektebinde öğretmenlik yapmış, bu suretle Ceditçi düşüncenin yalnızca teorisyeni değil aynı zamanda uygulayıcısı kimliğiyle de temayüz etmiştir. İsmail Gaspıralı çevresiyle kurduğu ilişkiler, onun özellikle dil ve eğitim meselelerine dair görüşlerini daha sistemli bir zemine oturtmuştur.

Kerimî’nin hayatındaki en mühim safhalardan biri, Orenburg’a yerleşmesiyle başlamıştır. Bu şehir, dönemin Rusya Müslümanları için önemli bir kültür ve yayın merkezi hâline gelmiştir. Kerimî burada ilk özel Tatar matbaalarından birini kurmuş ve basını bilinçli bir biçimde toplumsal dönüşümün temel aracı olarak konumlandırmıştır. Onun nazarında matbuat yalnızca bilgi aktaran bir vasıta değil, modern bir kamuoyu ve yeni bir düşünme tarzı inşa etmenin başlıca imkânı olmuştur.

1905 Devrimi sonrasında basın hayatında ortaya çıkan görece serbestlik, Kerimî’nin faaliyetlerini daha da genişletmiştir. Özellikle Vakit gazetesi ve Şura dergisi etrafında yürüttüğü neşriyat faaliyetleri, onun fikirlerinin topluma intikal ettiği başlıca zeminler hâline gelmiştir. Bu yayınlar aracılığıyla eğitim, medrese ıslahatı, dil ve kimlik meseleleri ile Rusya Türklerinin siyasî ve kültürel hakları sürekli olarak gündemde tutulmuştur. Bu yönüyle Kerimî, Rusya Türkleri arasında modern anlamda kamuoyu fikrinin yerleşmesinde matbuatın işlevini en bilinçli biçimde kullanan aydınlardan biri olarak karşımıza çıkmıştır.

Kerimî’nin fikrî dünyası, özellikle Avrupa Seyahatnamesi ve İstanbul Mektupları adlı eserlerinde gayet net gözlemlenmiştir. Avrupa Seyahatnamesi, görünüşte bir gezi kitabı olmakla birlikte, gerçekte Müslüman-Tatar toplumuna yöneltilmiş kapsamlı bir medeniyet muhasebesi niteliği taşımıştır. Bu eserde Avrupa’nın üstünlüğü teknik ilerlemeden ziyade okuyan, düşünen ve tartışan bir toplum yapısına sahip olmasıyla izah edilmiş, bu bağlamda matbuatın rolü özellikle vurgulanmıştır. Eserde ayrıca kadın meselesi, medeniyetin yeniden üretiminin temel unsurlarından biri olarak ele alınmış; kadının eğitimi, toplumun geleceğiyle doğrudan irtibatlandırılmıştır. İstanbul Mektupları’nda ise Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşları sürecindeki durumu tahlil edilmiş, bu savaşın sebepleri yalnızca askerî ve siyasî değil, derin bir zihniyet ve toplumsal buhranın sonucu olarak değerlendirilmiştir.

Bütün bu faaliyetlerin arka planında Kerimî’nin Türklük ve Tatar kimliği karşısında hissettiği güçlü tarihî sorumluluk duygusu yer almıştır. O, Rusya Türklerinin geri kalmışlığını kaderci bir kabulle değil, aşılabilir tarihî ve toplumsal bir mesele olarak değerlendirmiştir. Dil birliği, kültürel uyanış, eğitim seferberliği ve matbuat yoluyla kamuoyu inşası onun düşünce sisteminde Türklüğün yeniden ihyası için vazgeçilmez unsurlar olarak şekillenmiştir. Bu sebeple Kerimî, klasik anlamda bir siyaset adamından ziyade basın yoluyla fikir ve kamuoyu inşa eden bir mütefekkir olarak öne çıkmıştır.

Kerimî’nin hayatının son yılları, Sovyet rejiminin giderek sertleşen siyasî baskıları altında geçmiştir. 4 Ağustos 1937’de Moskova’daki evinde tutuklanan Kerimî, 27 Eylül 1937 tarihinde “Troyka” adı verilen olağanüstü bir kurul tarafından casusluk, Pantürkizm ve devrim karşıtlığı suçlamalarıyla yargılanmış ve aynı gün kurşuna dizilerek infaz edilmiştir.

Sonuç olarak Muhammed Fatih Kerimî, yalnızca bir gazeteci ya da eğitimci değil, hayatını Türklüğün düşünce dünyasını ve kültürünü sağlam temeller üzerine kurma ülküsüne adamış bir aydın olarak görülmüştür. Onun nazarında eğitim, basın ve kadının toplumsal hayata katılımı meselesi bir milletin tarihî varlığını daha şuurlu, güçlü ve özgüvenli biçimde sürdürmesinin başlıca dayanakları olmuştur. Bu sebeple Kerimî’nin fikrî mücadelesi kendi devriyle sınırlı kalmamış, Türk modernleşmesinin uzun soluklu arayışları içinde anlamını bulmuştur. Bu yönüyle o modern Türk düşünce tarihinde derin izler bırakmış isimlerden biri olarak anılmıştır.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir