Osmanlı’dan Türkiye’ye: Tarih ve Türk Millet Bilinci

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
5 Dk. Okuma
5 Dk. Okuma

Osmanlı Devleti’nde tarih, çoğu zaman yalnızca olayları kaydetmekle sınırlı kalmış, köklü bir disiplin hâline gelmekte gecikmiştir. Kuruluş yıllarındaki zorluklar, konargöçer hayatın sıkıntıları, iç çatışmalar ve diğer devletlerle verilen mücadeleler, düzenli bir tarih anlayışının oluşmasını engellemiştir. Saray merkezli çalışmalar, yalnızca hanedanın meşruiyetini güçlendirmeyi amaçlamış; milletin geniş tarih bilinci için yeterli olmamıştır. Bu durum Tanzimat Dönemi’ne kadar devam etmiştir. Tanzimat ile birlikte Batı’nın yöntemlerini benimseyen aydınlar, devletin uğradığı haksızlıkları sorgulamaya başlamış ve Türk kimliği ile tarihine dâir ilk sistemli çalışmaları başlatmışlardır. Şinasi’den başlayarak Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Filibeli Ahmed gibi fikir adamları, millet olma bilincini tarihle beslemiş, yazdıklarıyla Türk kimliğini topluma taşımışlardır. Bu birikim, İttihad ve Terakkî yönetiminde eğitimden sanata, kültürden siyasete kadar her alanda etkili olmuş ve “Türk” kavramı milletin gündemine yerleşmiştir.

  1. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin yenilgiye uğraması, azınlık isyanlarının ortaya çıkmasıyla birlikte Mondros Mütarekesi ile başlayan işgaller, Türk milletinin varlığının yanı sıra tarih sahnesindeki yerini yok etmeyi amaçlamış, ciddi bir siyasî ve askerî kriz ortamı yaratmıştır. Anadolu’nun dört bir yanı işgal edilmiş, milletin iradesi ve geleceği karartılmak istenmiştir. Bu karanlık dönemde verilen Kurtuluş Savaşı; vatanın sahipsiz olmadığını bir kez daha göstermiş. Bu mücadele, Türk milletinin tarihî varlığını, kimliğini ve onurunu koruma hareketinin adı olmuştur. Millet, adını tarihten silmek isteyen güçlere karşı gösterdiği kararlılık ve direnişle bir kez daha “Türk”üngücünü ortaya koymuştur. Savaşın ardından kurulan yeni devlet, Türkiye adıyla tarihten ilham alarak Cumhuriyet yönetimini benimsemiştir. İşte geçmişten gelen ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan tüm bu gelişmeler, Mustafa Kemal Paşa’nın tarih anlayışını şekillendirmiştir.
    Mustafa Kemal Paşa, tarihin yalnızca geçmişi aktarmak olmadığını; milletlerin karakterini, gücünü ve geleceğini belirleyen en önemli araç olduğunu kavramış ve bu düşüncesini çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Ona göre tarih, bir milletin kendine güvenini besleyen, kimliğini pekiştiren ve geleceğe umutla yürümesini sağlayan en değerli kaynakolmuştur. Bu nedenle tarih eğitimi, Mustafa Kemal Paşa için millî bir meseleyi ifade etmiştir. Türk çocuklarının kendi geçmişini öğrenmesi, ecdadını tanıması ve ondan ilham alması için eğitim sistemi yeniden düzenlenmiş, Türk Tarih Tezi ortaya atılmış ve ders kitapları ile müfredat bu hedef doğrultusunda şekillendirilmiştir. “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” sözü, onun tarih bilimine verdiği önemi açıkça göstermektedir.
    Mustafa Kemal Paşa, Türk milletinin tarih sahnesine yalnızca Osmanlı Devleti ile çıkmadığını; çok daha köklü, derin ve görkemli bir geçmişe sahip olduğunu her fırsatta vurgulamıştır. Ona göre Türkler, Anadolu’nun ve dünyanın en eski halklarından biri olarak medeniyetler kurmuş, kültürler geliştirmiş ve tarih boyunca varlıklarını güçlü biçimde göstermiştir. Bu gerçekleri genç nesillere aktarmak için başta Afet İnan olmak üzere tarihçiler ve ilim insanlarına Türk tarihi üzerine araştırmalar yapmayı emretmiş, bu çalışmaları kurumsallaştırmak için 1931 yılında Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur. Kurum, açıldığı ilk günden itibaren Türk tarihini aydınlatmak için çalışmalara başlamıştır. Titizlikle yürütülen araştırmaların sonucu olarak ortaya çıkan Türk Tarihinin Ana Hatları, Türklerin tarihini kendi bakış açılarıyla yazmasının en önemli örneklerinden biri olmuştur.
    Mustafa Kemal Paşa, tarih çalışmalarında, romantik tarihanlayışından uzak durulmasını savunmuş; arkeoloji, antropoloji ve dil bilimi gibi disiplinlerden yararlanılan bilimsel bir yaklaşımı teşvik etmiştir. Amacı, Türk milletinin köklü ve medeniyet kurucu bir millet olduğunu bilimsel verilerle ortaya koymak olmuştur. Hayatının son günlerine kadar Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan tarihini araştırmış, tarih kitaplarını incelemiş ve mal varlığının önemli bir bölümünü Türk Tarih Kurumu’na bırakmıştır. MustafaKemal Paşa, tarih eğitiminin temellerini kurumsal ve bilimsel esaslara dayandırmış, bu çerçevede genç nesillerin millî bilinç doğrultusunda yetişmesini eğitim politikalarının temel hedeflerinden biri hâline getirmiştir.
    Bugün Türk tarihçiliği için yapılan her çalışma, onun ileri görüşlülüğünün ve millet sevgisinin kanıtıdır. Türk milletinin tarih sahnesindeki yerini yeniden inşa eden, geçmişine sahip çıkan Mustafa Kemal Paşa; Türk milletine yol gösteren, tarihinden güç alan ve geleceğe umutla bakan bir rehberdir. Onun açtığı yol, geçmişten güç alan bir milletin yoludur. Bu yol, genç nesillerin ecdadına saygı duyduğu, kendi gücüne inandığı ve geleceğe kararlılıkla yürüdüğü bir yoldur.
    Ne mutlu Türk’üm diyene…
Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir