Osmanlı Devleti’nin İlim ve İrfan Geleneğinin Öncü İsmi: Akşemseddin

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
4 Dk. Okuma
4 Dk. Okuma

Akşemseddin, Osmanlı Devleti’nin ilim ve irfan geleneğinin en seçkin simalarından biri olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza olan bu büyük alim, Akşemseddin veya kısaca Akşeyh adıyla tanınmıştır. 1390 yılında Şam’da dünyaya gelmiştir. Akşemseddin, ʿAvârifü’l-maʿârif sahibi Şeyh Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin torunlarından olan Şeyh Hamza’nın oğludur ve baba tarafından Hz. Ebû Bekir’e dayanan köklü bir nesebe sahiptir. Henüz genç yaşlarından itibaren ilme karşı duyduğu derin ilgi, onu döneminin önde gelen bilim ve tasavvuf merkezlerine yöneltmiştir. Dinî ilimlerin yanı sıra tıp, felsefe ve fen bilimleriyle de meşgul olmuş; bu yönüyle çok yönlü bir düşünür ve bilge kişilik olarak temayüz etmiştir.

Çocuk denecek yaşta babasıyla Anadolu’ya gelen Akşemseddin, dönemin Amasya sancağına bağlı Kavak’a yerleşmiştir. Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş, güçlü bir dinî tahsilin ardından Osmancık Medresesi’nde müderris olmuştur. Söz konusu dönemde iyi derecede bir tıp eğitimi aldığı anlaşılmaktadır. Akşemseddin’in hayatında belirleyici bir rol oynayan en önemli şahsiyet Hacı Bayram-ı Veli olmuştur. Onun rehberliğinde tasavvuf yoluna giren Akşemseddin, nefis terbiyesi ve ahlâkî olgunluk konusunda derin bir mertebeye ulaşmıştır. Hocasının vefatından sonra Bayramiyye tarikatının en güçlü temsilcilerinden biri olmuş, ilimle irfanı birleştiren yaklaşımı sayesinde geniş kitleler üzerinde etkili olmuştur. Akşemseddin, tasavvufu yalnızca teorik bir alan olarak değil, insanı ahlâken ve ruhen olgunlaştıran bir yaşam biçimi olarak görmüştür.

Akşemseddin, şeyhi Hacı Bayram-ı Veli’nin II. Murad ile olan ilişkilerinde genellikle yanında yer almış; bu sayede şehzade II. Mehmed ile tanışmış ve onun hükümdarlığı döneminde de irtibatını sürdürmüştür. Tarihi kesin olarak tespit edilememekle birlikte, İstanbul’un fethinden önce iki defa Edirne’ye giderek Fatih Sultan Mehmed’i ziyaret eden Akşemseddin, bu ziyaretlerin ilkinde II. Murad’ın kazaskeri Çandarlıoğlu Süleyman Çelebi’yi, ikincisinde ise Fatih’in kızlarından birini tedavi ederek iyileştirmiştir. Akşemseddin’in Osmanlı tarihindeki en önemli rollerinden biri, Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve manevî rehberi olmasıdır. Fatih Sultan Mehmet’in çocuk yaşlardan itibaren aldığı eğitimde Akşemseddin’in etkisi büyüktür. Ona yalnızca ilim öğretmekle kalmamış; sabır, azim, adalet ve inanç gibi değerleri de aşılamıştır. İstanbul’un fethi gibi büyük bir idealin gerçekleşmesinde, Akşemseddin’in padişaha verdiği manevî destek ve telkinler önem arz etmiştir. Fetih sırasında ordunun moralini yüksek tutmuş, inancın ve kararlılığın sembolü olmuştur. Fetih sonrasında Ayasofya’da kılınan ilk cuma namazında hutbeyi Akşemseddin okuduğu gibi, daha önce İslâm ordularının İstanbul kuşatmasında şehit olan sahâbe Ebu Eyyûb el-Ensari’nin kabrini bulunması, onun manevî yönünün en çok dile getirilen göstergelerini teşkil etmiştir. Ancak o, bu olaydan sonra şöhretten uzak durmayı tercih etmiş, saray hayatından uzaklaşarak inzivaya çekilmiştir. Bu tutumu, onun dünya nimetlerine karşı mesafeli duruşunu ve tevazu anlayışını açıkça ortaya koymuştur.

Akşemseddin’in bir diğer dikkat çekici yönü ise tıp alanındaki çalışmalarıdır. Mikrop kavramından söz eden ilk bilim insanlarından biri olarak kabul edilmiştir. Hastalıkların gözle görülmeyen canlılar aracılığıyla bulaştığını ifade eden Akşemseddin, bu görüşüyle döneminin çok ilerisinde bir anlayış ortaya koymuş ve bu görüşüyle modern mikrobiyoloji anlayışının temellerine ışık tutmuştur. Bu yaklaşım, onun yalnızca bir mutasavvıf değil, aynı zamanda bilimsel düşünceye açık bir alim olduğunu göstermektedir.

Hayatının son yıllarını Göynük’te geçiren Akşemseddin, 1459 yılında vefat etmiştir. Geride bıraktığı eserler, yetiştirdiği öğrenciler ve manevî mirası, onu Türk-İslâm tarihinin unutulmaz şahsiyetleri arasına taşımıştır. Akşemseddin, ilmî derinliği, ahlâkî duruşu ve insanlığa bakışıyla asırlardır saygıyla anılan, örnek alınan bir bilge olarak yaşamaya devam etmektedir.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir