Osmanlı Devleti tarihteki en büyük devletlerden ve en büyük Türk devletlerinden birisidir. 624 yıl hüküm sürmesiyle de sayılı devletlerdendir ve bunu da Akdeniz havzasında gerçekleştirmiştir. Aynı havzadaki Roma İmparatorluğundan daha büyük bir iş yaptığı söylenebilir zira bunu tarihin daha ileri çağlarında, dolayısıyla da daha kalabalık nüfus ve toplumlar nezdinde yapmıştır. Türkiye ismi Türk tarihinde milattan öncelere tarihlenmektedir. Türklerin Türkiye ismini Orta Asya, Ukrayna, Mısır ve ön Asya (Anadolu merkezli) ve Rumeli/Balkanlar için tarihin muhtelif dönemlerinde kullandığı bilinmektedir. Ön Türklerden olan İskitlerin, İskitya ismi ise daha kadim geçmişlere gitmekte ve bu isimlendirmenin de Asya, Avrasya, İran havzası, Doğu Avrupa, Dobruca (Romanya/Bulgaristan), Kırım/Ukrayna, Erzurum civarı, Trabzon ve civarı, güneydoğu Anadolu ve yine Anadolu’da muhtelif mıntıkalar ile Tuna boylarında kullanıldığı bilinmektedir. Büyük Selçukluların Anadolu’yu fethi ile birlikte Anadolu merkezli ön Asya, Türkiye olmuştur, Osmanlı ile birlikte Türkiye ifadesi Rumeli/Balkanları da kapsar olmuştur. Osmanlı Devleti’nin kurucu unsuru Türklerdir. Zira tıpkı Selçuklulardaki gibi düzenli askerlik/vergi/toprak sistemi bir tek Türklere dayalıdır. Devletin resmi dili de muhtelif varyantları ile birlikte Türkçe olmuştur. Osmanlı döneminde Osmanlı Türkiye’si ise Türklerin yurdu olmakla birlikte, Osmanlı Devleti merkezi vilâyetlerinin çoğunu teşkil etmekte ve de devletin kalbi, aklı ve vurucu gücünü meydana getirmekte idi. Osmanlı Türkiye’si, Rumeli/Balkan Türkiye’si, Anadolu Türkiye’si, Halep Türkiye’si (Suriye’nin kuzey yarısı), Musul Türkiye’si (Irak’ın kuzey bölümü), güney Gürcistan, Ege Adaları, Kıbrıs/Girit ve Ermenistan’dan oluşmakta idi.
Osmanlı devletinde eyalet sistemi yoktu, özerk yapı da yoktu. Vilayetler vardı ve bu da bugün ki il idaresinin modern öncesi dönem versiyonuydu. 16.yüzyıl sonlarından itibaren, Osmanlı’da ilaveten merkezileşme eğilimleri daha da uç vermiş olup 17.yüzyılda bu eğilim ivmelenmiştir, Mısır’ı da merkeze bağlama idealine uzanmıştır.
İslâm’ın ruhuna aykırı olan saltanata karşı, Lâle Devri/Tanzimat/Islahat/Meşrutiyet ile güçlenen süreç, özel mülkiyetin gelmesi ile ‘kralın/padişahın malı olan toprak ve insan tebaası ve buna bağlı ülke’ tahayyülünü kökten değiştirmiş, kamusallık doğmuş (herkes için ve herkesin ülkesi),bu da ulusallığı meydana getirmiştir. Tarihin devlet uzmanı Türk de kendi ulus devletini teşekkül etmiş ve Cumhuriyet’i Atatürk’ün önderliğinde ilân etmiştir. Söz konusu köklü devrim, Osmanlı Devleti 17.yüzyılından itibaren aşama aşama olgunlaşarak, 20.yüzyılın başına tekâmül etmiştir. Hanedanın kaybettiği ülke, Türkün anayurdunda Türk ulus devleti temelinde teşekkül ettirilmiştir. Her ülkede etnik azınlıklar vardır ancak hepsinin üstünde ortak bir ulus ve onun ait olduğu kimlik vardır. İsrail’in bölgede artık yüksek sesle ‘kendinden başka ulus devlet istemediği’ deklarasyonu altında güne ve vasata tekrardan bakacak olursak, Türk aslında ulus devletini bugünkünden 1,5 ile 2 kat büyüklükte bir arazide kurmaya niyetlenmiş olup bu da tarihsel ve doğal bir haktır. Bunu etnikçilik, gericilik, taşracılık veyahut herhangi bir algı ve manipülasyon bertaraf edemez.
Tarihçi, ideolog ve yazar Nihâl Atsız ‘tarihte 2 Türk devleti vardır, onlarca Türk hanedanlığı vardır’ meâlindeki tespitinde Osmanlının bir hanedanlık olduğunun notunu isabetli bir şekilde vermektedir. Osmanlı Devleti ön modern döneminde Osmanlıcılık, İslâmcılık, Milliyetçilik ve Batıcılık siyasi akımları doğmuştur. Bunların hepsi bir şekilde doğrudan/dolaylı ve de kronolojik olarak denenmiştir. Osmanlıcılık, Müslüman unsurları merkeze alıp ortak vatan bilincinde gayri Müslimleri tavlayan bir üst kimlik inşa denemesiydi. Lâkin gayri Müslim tebaaya hiç bir müspet tesir uyandırmamış, hiç bir Müslim unsur tarafından da bir üst kimlik benimsenmesi oluşturmamıştır. Beklenemezdi de, zira Osmanlı olanlar, kimliksel anlamda, sadece Osmanlı hanedanı idi. Osmanlıcılık, günümüz Türkiyelilik furyası gibidir. Lakin tesiri ondan bile düşüktür zira hanedan ile sınırlıdır.
Muhterem bir tarihçimiz “Dün hayır ben Osmanlı değilim Rum’um, Arap’ım, Ermeni’yim diyenler bugün ‘hepimiz Türkiyeliyiz’ diyor” veciz sözü ile durumu özetlemiştir.
Türkiye’nin kaybedecek kimliği de toprağı da yoktur. ‘Ulus devletler Ortadoğu’ya uymuyor’ diyen bir kısım İslamcıların bu sözündeki bütün kelimeler yanlıştır. ‘Ortadoğu’ İngiliz sömürgecisi ve onun manda zihninin kavramıdır. Mevcut coğrafyada Arapların ciddi bir kısmı ile muhtelif halkların uluslaşamaması, kabileci/geri/iptidai yapılanmalarıyla ilgilidir. Bu coğrafyadaki milliyetçi/antiemperyalist yapılanmaların hepsi de bunu İttihat Terakki Türk Halk Hareketinden öğrenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir, bunu da ne İsrail ne ABD, ne İngiltere ve ne de -güya- bunlara karşı olduğunu söyleyenler; değiştiremez.
İslâmcılık 2000’lerin başına kadar, katıksız Osmanlı hayranlığı sergilemeyen (ki doğru tutumdur) neredeyse tek sağ akımken, bu nedense sonradan muhtelif muhasebelerle değişmiştir. İslamcılık, kör saltanatçılıkla öpüşmüş ve de, bu akımdakilerin çoğu, Osmanlı Devletini, çağlar üstü muhkem bir fenomen gibi sunmaya başlamıştır.
Neo Osmanlıcılığın neden Büyük Ortadoğu Projesi ile ikiz olduğu, artık cahile bile ayan olmuşken, Türk ulus kimliğinin zedelenmesi fikrine, hiç bir makul vatandaşın toleransı kalmayacaktır.
Ölü doğan Osmanlıcılık fikrinden, festen hokus pokusla tavşan çıkartır gibi çıkartılan güya bir ‘Osmanlılık’ kimliği aşağıdaki efsanelerle birleştirilerek satılmaktadır:
1. Osmanlı’da Türkler kurucu unsur değildi.
2. Osmanlı olunca ‘biz’ (o kim?) şereflendik, cihana nam saldık ve saire.
3. Osmanlı federasyondu, eyaletti, özerk bölgeler vardı.
4. Osmanlı’da kürdistan vardı.
5. Osmanlı’da herkes özgürdü.
6. Osmanlı’da 72 millet vardı.
7. Osmanlı’da bir Türk yurdu (Türkiye) yoktu.
8. Osmanlı’da ‘biz’ (o kim???) Arapvari idik.
9. Osmanlı’da biz (o kim??) Arapçayı otomatikman anlar gibi idik.
İş bu yukarıdaki ham hayâl zırvalar, ya doğrudan bu ifadelerle ya da bunlar anlaşılacak şekilde, belirli kesim ve gruplar tarafından, bıkmadan yorulmadan, bayatlamış toksikleşmiş ekmek gibi halâ Türk toplumuna satılmaya, Türk devletine yedirilmeye çalışılmaktadır.
Oğuz Atamın kurduğu Osmanlı Devleti yüzyıllarca Avrupa’yı boyunduruğuna almış büyük bir Türk devletidir. Güya Osmanlı’ya göndermeli, kendinden menkul bu sözde ‘Osmanlıcılık’ bir başka örtülü Türk düşmanlığı ve çirkin bir istismar alanı olarak dikkat çekmektedir.
Halkımızla Osmanlı Devleti arasına da bir duvar örmek, herkese kaybettirir. Birilerinin duası kabul olmayacak ve Hz. Fatih mezarından kalkıp ‘Türk Ulus devletini iptal edin’ gibi bir ferman bildirmeyecek. Çünkü Türk tarihi sürekli ve kuvvetli bir nehirdir. Sultan Alparslan/Sultan I. Murat/Sultan II. Murat/Sultan Fatih/Sultan II. Mahmut ve Mustafa Kemal Atatürk aynı tarihin devamıdır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte Türkiye ile ilgili kamuoyuna daha fazla aydınlatıcı çalışma yapılmasından faydalar bulunmaktadır.

