Tarihin sayfaları zaferler ve kahramanlıklarla olduğu kadar acıyla doludur. Fakat bazı acılar vardır ki ne ders kitaplarında yeterince yer bulur ne de toplumsal hafızada hak ettiği yankıyı. Ahıska Türklerinin sürgünü de işte böyle bir trajedidir.
1944 yılının soğuk bir Kasım gecesinde, binlerce insanın hayatı tek bir emirle altüst edildi. Suçları yoktu, yargılanmadılar, savunma hakları bile olmadı. Sadece “tehdit” olarak görüldükleri için yurtlarından koparıldılar.
Ahıska, bugün Gürcistan sınırları içinde kalan, yüzyıllar boyunca Mesket Türkleri olarak da anılan Ahıska Türklerinin yaşadığı kadim bir coğrafyadır. Osmanlı Devleti’nden Rus İmparatorluğu’na, oradan Sovyetler Birliği’ne uzanan siyasîdeğişimler, bölge halkının da kaderini belirledi. Stalin yönetimi, 2. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru sınır bölgelerinde gibi kritik konumlarda yaşayan halkları potansiyel düşman ilan etti.
14 Kasım 1944’te başlayan sürgün, birkaç gün içinde yaklaşık 90 bin insanın Kuzey Kafkasya’dan Türkistan’a gönderilmesiyle sonuçlandı.
İnsanlara hazırlanmak için saatler bile tanınmadı. Yaşlılar, kadınlar, çocuklar hayvanların taşındığı vagonlara dolduruldu. Yolculuk haftalar sürdü. Açlık, soğuk ve hastalık yüzünden binlerce kişi henüz daha yolda hayatını kaybetti. Vagonlardakilerin çoğu, nereye götürüldüğünü bile bilmiyordu.
Günümüz Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ının farklı bölgelerine dağıtılan Ahıska Türkleri, “özel yerleşimci” statüsüyle yıllarca kontrol altında tutuldu. Seyahat etmeleri, yer değiştirmeleri yasaktı. Çalıştılar, ürettiler, hayatta kalmaya çalıştılar ama gittikleri yere ait olamadılar. Sürüldükleri yerlerde “istenmeyen” oldular.
Sovyetler Birliği dağıldığında Ahıska Türkleri gibi birçok sürgün halk, eski topraklarına dönme hakkı elde etti.
Kırım Tatarları, Çeçenler, İnguşlar yavaş da olsa geri dönebildi. Ahıska Türkleri içinse bu kapı büyük ölçüde kapalı kaldı. Gürcistan, geri dönüş konusunda isteksiz davrandı; bürokratik engeller, siyasi çekinceler ve toplumsal tepkiler geri dönüş sürecini tıkadı. Böylece Ahıska Türkleri, sürgünün üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hâlâ dağınık bir halk olarak yaşamaya devam etti.
Bugün Ahıska Türkleri hala Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, ABD ve birçok farklı ülkede dağınık hâlde yaşıyor. Kimliklerini korumaya çalışıyorlar ama vatan kavramı onlar için hâlâ yarım bir cümle gibi. Çünkü Ahıska Türkleri ne gittikleri yerlere tam gidebildiler ne de vatanlarına dönebildiler.
Ahıska Türklerinin yaşadığı sürgün, bize devlet gücünün kontrolsüzce kullanıldığında nasıl bir zulme dönüşebileceğini gösterir. Aynı zamanda unutturulmaya çalışılan acıların, zamanla gerçekten büyük ölçüde unutulabileceğini de hatırlatır. Zira böyle bir durumda unutmak ikinci bir sürgündür; bu kez Ahıska Türkleri hafızadan sürülmüş olur.
Bu yüzden Ahıska Türklerini anmak, sadece geçmişi değil, insan olmanın sorumluluğunu da savunmaktır.

