“Azerbaycan’ın Ayrılığı ve Kuzey-Güney Azerbaycan’a Kısa Bir Tarihi Bakış”

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
5 Dk. Okuma
5 Dk. Okuma

Azerbaycan topraklarının bugünkü vaziyeti yalnızca Azerbaycan ve İran arasındaki bir meseleden ibaret değildir. Bugün Güney Azerbaycan meselesi olarak anılan, İran dahilinde yaşayan 30 milyon civarındaki Türk nüfusunun sosyal ve siyasi durumunu anlamak için mutlaka tarihe bakmak gerekir.

Bin yılı aşkın vakittir Türklerin yurt edindiği Azerbaycan coğrafyasının Kuzey-Güney olarak ikiye ayrılması İran ile Rusya arasında imzalanan 12 Ekim 1813 tarihli Gülistan ve 10 Şubat 1828 tarihli Türkmençay antlaşmaları ile gerçekleşmiştir. Bu ayrım İran-Rusya çıkar ilişkilerine göre düzenlenip nüfus yapısı göz önünde bulundurulmadan yapılmış olmasından ötürü Azerbaycan Türkleri ayrı düşmüş; Kuzeydekiler Rus idaresinde, Güneydekiler ise İran idaresinde kalmışlardır.

Güney Azerbaycanlıların bundan sonraki yıllar boyunca mücadeleleri; millî kimliklerini korumak, Türkçe konuşabilmek ve yayın yapabilmek, ekonomik ve hukukî adalet talep etmek üzerine sürmüştür. Bilhassa Kaçar Hanedanının sona ermesi ve Pehlevi iktidarının başlangıcıyla birlikte gelen Farslaştırma politikası dahilinde Türkçe konuşmak, hatta Türkçe isim koymak dahi yasaklanmış; İran’da meşrutiyetin ilan olunduğu 1905-1907 yılları arasında seçilmiş Güney Azerbaycan temsilcileri meclise alınmamıştır.

Bu kısıtlamalar, Azerbaycan Türklerini yıldırmaya yetmemiştir. Seneler boyu çeşitli yollarla ayrılıkçı bir tavırdan uzak, yalnızca millî ve iktisadî haklarını, yalnızca adaleti aradıktan sonra 12 Aralık 1945’te Azerbaycan Millî Hükümeti kurulmuştur. Ancak bu süreçte kendi çıkarları doğrultusunda İran üzerinde etkili olabilmek maksadıyla Güney Azerbaycanlıları destekleyen Sovyet Rusya, İran’la Güney Azerbaycan petrollerini işletme hakkı karşılığında anlaşarak bu desteğini çekmiştir. Yalnız ve savunmasız kalan hükümetin direnişini de Şah ordusu, katliamla sona erdirmiştir. Ardından yüzlerce yıldır burada yaşayan insanları birbirlerinden, topraklarından, dillerinden ayırmak için uygulanacak baskıcı politikalar başlamıştır ki bunların ilki Güney Azerbaycan’ın doğu ve batı olarak bölünmesidir.

Toprak reformu gibi kararlar ve sürgünler neticesinde buradaki Türklerin İran’ın farklı bölgelerine dağıtılması da Türklerin direnişini kırabilmenin aksine 1979’da yaşanacak İran Devrimi’ne sağladıkları destekte onlara hareket imkânı tanımıştır. İran Türkleri, devrimle beraber demokrasinin ve beraberinde mücadelesini verdikleri haklarının da geleceğine inandıkları için devrim sürecinde etkin olmuşlardır. Ne var ki Şah devrilene dek bütünleştirici kimliğiyle öne çıkan Humeyni, iktidarı ele aldığında hızla İran Türklerinin liderinin de dahil olduğu muhaliflerini ortadan kaldırma çabasına girişmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Kuzey Azerbaycan’da kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Karabağ toprakları Ermeniler tarafından işgal edildiğinde İran’ın Ermeniler lehine takındığı tutum da Güney Azerbaycan Türkleri tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Zaten vaatlerinin arkasında durmayan yeni rejime karşı 1995 yılında Güney Azerbaycan’ı savunmaya yönelik “Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi” kurulmuştur. Millî Hareket’in lideri Mahmut Ali Çöhreganlı’nın 2002’de sürgün edilmesi hareketi sonlandırma amacının aksine onun uluslararası seviyeye taşınmasına aracı olmuştur. Tractor Futbol Kulübü de kuruluşundan bugünlere dek Azerbaycanlıların taleplerini ortaya koyan protestolar için mühim bir iletişim aracı rolü üstlenmiştir. Fakat bu çabalara İran hükümetince eylemcilere yönelik şiddet uygulamaları ve hapis cezalarıyla karşılık verilmiştir.

Güney Azerbaycan’da varoluş mücadelesi böyle devam ederken Rus hakimiyetinde kalan Kuzey Azerbaycan da kendi topraklarında Rusların desteğiyle kurulan Ermeni devleti tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Nitekim İrevan merkezli Ermeni devleti henüz Çarlık devrinde bölgeye devşirilen Ermenilerle kurulmuştur. Buradaki Türk nüfus ise ya Ermeni katliamının kurbanı olmuş ya da hayatta kalabilmek için öz vatanından göç etmeye mecbur kılınmıştır. Sistematik göç faaliyetleri Sovyetler Birliği dağılana dek devam etmiş; Sovyetlerin dağılmasıyla beraber işgalci Ermeni çeteleri Dağlık Karabağ’a da girmiş, savunmasız Türkleri vahşice öldürmüş ve yine göçe zorlamıştır. Üstelik işgal ettikleri topraklardaki binlerce yıllık Türk izlerini silebilmek amacıyla bölgedeki Türk kültür varlıklarını tahrip yolunu izlemişlerdir.

Yıllarca süren bu baskı ve işgal süreci, 2020 yılında gerçekleşen 44 Günlük Vatan Muharebesi ile tarihî bir dönüm noktasına erişmiştir. Karabağ’ın azatlığı, yalnızca Azerbaycan’ın öz topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarması bakımından değil, dünya üzerindeki tüm Azerbaycan Türkleri için özgüven ve birlik motivasyonu sağlamış olması açısından da büyük bir zafer olarak tarihte yerini almıştır. Bugün Karabağ’da Azerbaycan bayrağı, bölgede yüz yıllık ayrılığın acısıyla yoğrulmuş Türk varlığının sarsılmaz bir iradeyle ayakta kalışının en somut nişanesi olarak dalgalanmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir