Abdal Halil Ağa’dan Sütçü İmam’a, Bayrak Olayı’ndan 12 Şubat’a
Bazı şehirler vardır; işgali yalnızca yaşamakla kalmaz, ona direnerek tarih yazar.
Kahramanmaraş, Mondros Mütarekesi sonrasında işgale uğrayan Anadolu şehirleri arasında bu yönüyle müstesna bir yere sahiptir. Çünkü Maraş, düzenli bir ordunun fiilî yardımı olmadan; kendi halkının iradesi, inancı ve onuruyla kurtulmuş, bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Kahraman” unvanı ile taltif edilmiştir.
Bu destan, tek bir olayın değil; birbiriyle zincirlenen üç tarihî hadisenin ürünüdür:
Abdal Halil Ağa’nın onurlu reddi, Sütçü İmam’ın ilk kurşunu ve Bayrak Hadisesi. Bu üç olay, Maraş direnişinin psikolojik, askerî ve toplumsal sütunlarını oluşturmuştur.
Parayla Satın Alınamayan Onur: Abdal Halil Ağa
1919 sonbaharında Maraş, İngiliz işgalinden Fransız işgaline devredilmek üzeredir. Şehrin işgalini meşrulaştırmak isteyen Ermeni ileri gelenleri, Fransız kuvvetlerini coşkulu bir törenle karşılamayı planlar. Bu planın merkezine, Maraş abdallarının reisi olan Abdal Halil Ağa yerleştirilir.
Kendisine yapılan teklif açıktır: Davul-zurna çalacak, Fransız birliklerini karşılayacak; karşılığında bir kese altın alacaktır. Maddi olarak zor durumda olmasına rağmen Abdal Halil Ağa’nın verdiği cevap, Maraş direnişinin ahlaki temelini oluşturur:
“Değil bir kese altın, davulumun kasnağını altınla doldursanız;
din gardaşlarımın bağrına çomağımı vurmam.”
Bu söz, yalnızca kişisel bir reddiye değildir. İşgalin daha ilk anında, paranın ve korkunun bu şehirde hüküm süremeyeceğinin ilanıdır. Planlanan karşılama töreni yapılamaz; işgalciler sessizlikle karşılanır. Maraş halkı, ilk psikolojik direniş zaferini burada kazanır.
İlk Kurşun: Sütçü İmam ve Uzunoluk
31 Ekim 1919 günü, Fransız üniforması giymiş Ermeni lejyon askerleri Uzunoluk Hamamı’ndan çıkan Türk kadınlarına saldırır. “Burası artık Fransız memleketidir” diyerek örtülerine müdahale ederler. Silahsız olarak kadınları korumaya çalışan Çakmakçı Sait, askerler tarafından şehit edilir.
Bu an, sıradan bir asayiş vakası değil; toplumsal sabrın kırıldığı andır. Mahalle esnafı olan Sütçü İmam, dükkânındaki silahını alır ve ateş eder. İki işgal askeri etkisiz hale getirilir.
Bu kurşun, Millî Mücadele tarihine “işgale karşı atılan ilk kurşun” olarak geçer. Sütçü İmam Ahır Dağı’na çekilmek zorunda kalır; ancak artık Maraş’ta korku dağa kaldırılmıştır. Direniş ruhu, geri dönülmez biçimde uyanmıştır.
Bayrak Hadisesi: Hürriyetin Toplumsal İlanı
27 Kasım 1919 gecesi Fransız Komutan Andre’nin emriyle Maraş Kalesi’ndeki Türk bayrağı indirilir, yerine Fransız bayrağı çekilir. Ertesi sabah Maraşlılar kaleye baktığında, hürriyetin sembolünün yok edildiğini görür.
Bu gelişme üzerine Savcı Mehmet Ali Kısakürek, “Âlem-i İslam’a Hitap” beyannamesini kaleme alır. Halk, Ulu Cami’de toplanır. Minbere çıkan Rıdvan Hoca, tarihî hutbesinde şu cümleyi kurar:
“Hürriyet olmayan yerde,
kalesinde Türk bayrağı dalgalanmayan yerde
Cuma namazı kılınmaz.”
Binlerce silahsız Maraşlı, kaleye yürür. Fransız bayrağı indirilir, Türk bayrağı yeniden göndere çekilir ve halk, bayrağın altında namaz kılar. Bu an, işgalin manen çöktüğü andır. Fransız askeri otoritesi, silahsız bir halk karşısında geri adım atmak zorunda kalır.
22 Günlük Direniş ve “Kahraman” Unvanı
Bayrak Hadisesi’yle birlikte Maraş’ta artık bir şehir savunması başlamıştır.
21 Ocak 1920’de başlayan çatışmalar, 22 gün 22 gece sürer. Kadın, erkek, genç, yaşlı; tüm şehir bir savunma organizmasına dönüşür.
12 Şubat 1920’de Fransız birlikleri Maraş’ı terk eder. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu benzersiz direniş nedeniyle şehre “Kahraman” unvanını verir. Maraş, kendi kendini kurtaran nadir şehirlerden biri olarak tarihe geçer.
Sonuç: Maraş’ın Bıraktığı Tarihî Miras
Abdal Halil Ağa bize onurun satılamayacağını,
Sütçü İmam bize cesaretin bir halkı ayağa kaldırabileceğini,
Bayrak Hadisesi ise hürriyetin yalnızca talep değil, bedel isteyen bir hak olduğunu öğretir.
Kahramanmaraş’ın destanı, geçmişte kalmış bir hatıra değil; bugün de diri tutulması gereken bir millî bilinç pusulasıdır.

