
1979 İran İslâm Devrimine giden süreçte, ilki Güney Azerbaycan Türklerinin başını çektiği laiklik ve sosyalistyanlıları, ikincisi ise Fars çoğunluklu Şii mollalardan oluşan iki güç etkin olmuştur. Pehlevi hanedanının özellikle İkinci Dünya Savaşından sonraki süreçte Amerikan yanlısı politikaları ve başta İran Türkleri olmak üzere diğer etnik gruplar üzerinde uyguladığı kültürel ve ekonomik asimilasyon politikası, Şah’a karşı büyük bir muhalefeti beraberinde getirmiştir. 1950’li yıllarda, Azerbaycan Türkü olan Başbakan Muhammed Musaddık önderliğinde İran petrolünün millileştirilmesi üzerine çalışmalar yapılmıştır. Halk tarafından sokaklarda destek gören bu çalışmalar İran Şahı’nı rahatsız etmiş ve Başbakanlığa General Ali Razmara getirilmiştir. Razmara’nın bir suikast sonucu ölmesiyle tekrardan başa geçen Musaddık, İran petrolünün millileştirilmesi üzerine hazırlanan yasayı meclisten geçirmiş, ancak bu durum ABD ve İngiltere’yi endişeye sevk etmiştir. Şah’ın da baskısı sonucu istifa etmek zorunda kalan Musaddık, istifasının ardından tekrar seçilmiştir. 1953’te ABD ve İngiltere’nindesteğiyle gerçekleşen “Ajax Operasyonu” denilen darbe nihayetinde Musaddık devrilmiştir. Bu olaylar Şah’ın otoritesini ve itibarını iyice yok etmiş; İslâmcı, Milliyetçi ve sol görüşlü grupları yakınlaştırarak devrime giden yolu hızlandırmıştır. 1979 İran İslâm Devrimi’nin gerçekleşmesinde ve Şah rejiminin yıkılmasında, Pehlevi döneminin asimilasyon politikalarından kurtulmak isteyen Türkler, “Haray haray men Türkem” sloganları eşliğinde Türkçe eğitim ve anayasal eşitlik gibi haklarını güçlü bir biçimde talep etmiştir. Sonraları aralarının açıldığı, Ayetullah Şeriatmedari, Mehdi Bazergan ve Mir Hüseyin Musevi gibi Türk kökenli önde gelen dinî ve siyasî liderler, kitlelerin Humeyni saflarında seferber edilmesinde en etkili isimler olmuştur.
Şah’ın devrilmesinin hemen ardından oluşan kısa süreli özgürlük ortamında, Türk dilinde yapılan yayınlarda adeta birpatlama yaşanmış, onlarca yeni Türkçe gazete ve dergi yayımlanmıştır. Yeni anayasada etnik dillerin basında ve okullarda edebiyat derslerinde kullanılabileceği belirtilse de bu hak Türkler ve diğer topluluklar için pratikte hiçbir zaman işletilmemiştir. Devrimin ardından kurulan yeni rejimin, Fars milliyetçiliğini Şii yorumlarla harmanlayarak asimilasyon politikalarına devam etmesi, devrime büyük destek veren Türkleri kısa sürede hayal kırıklığına uğratmıştır. Kendi dillerinin ve kültürlerinin üzerindeki yasakların kaldırılmadığını gören Türkler, Ayetullah Şeriatmedari’ninöncülüğünde 1980 yılında Müslüman Halk Partisi’ni kurarak Güney Azerbaycan için özerklik ve eyalet encümenlerinin yeniden teşkilini talep etmiştir. Bu talepleri rejim için büyük bir komplo ve tehdit sayan İslâmî Cumhuriyet Partisi ve Humeyni taraftarları, devrim muhafızlarını Tebriz’e göndererek bu siyasî hareketi kanlı bir şekilde bastırmıştır. Olayların sonucunda devrime en büyük katkıyı sağlayan liderlerden Ayetullah Şeriatmedari’nin bütün dinî yetkileri elinden alınmış, ev hapsine mahkûm edilmiş ve partiye destek veren çok sayıda Türk milliyetçisi idam edilmiştir. Benzer şekilde devrim sonrasındaki siyasî boşluktan faydalanarak gasp edilen topraklarını ve haklarını geri almak isteyen Sünni Türkmenlerin hak arayışları da İslâmî rejim tarafından silah zoruyla engellenmiştir.
1980 yılında patlak veren İran-Irak Savaşı ülkede olağanüstü hâl ortamı oluşturmuş, Türkçe ve Türk kültürü yalnızca savaşa asker toplamak ve rejimin propagandasını yapmak amacıyla araç olarak kullanılmıştır. Savaşın bitmesi ve ardından Sovyetler Birliği’nin dağılarak 1991 yılında Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanması, İran’da yaşayan Türkler arasında devasa bir sevinç yaratarak millî şuuru yeniden alevlendirmiştir. Özellikle Dağlık Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgal edilmesi ve İran’ın bu süreçte Ermenistan’a dolaylı destek vermesi, rejime duyulan öfkeyi artırmış ve İran Türklerinin milliyetçilik dalgasına kapılmasını sağlamıştır. Bu uyanışın en somut siyasî sonuçlarından biri olarak, 1990’lı yıllarda Dr. Mahmud Ali Çehregani’ninliderliğinde Güney Azerbaycan Milli Oyanış Hareketi (GAMOH) gibi teşkilatlar kurularak Türklerin demokratik hakları çok daha organize bir şekilde savunulmaya başlanmıştır. İlerleyen yıllarda milliyetçi Türk gençleri, millîkahramanları Babek’i anmak ve asimilasyon politikalarına meydan okumak amacıyla her yıl temmuz ayında BabekKalesi’nde toplanarak devasa katılımlı kültürel itiraz törenleri düzenlemiştir. Mayıs 2006’da İran’ın resmî gazetelerinden birinde Türkleri hamam böceğine benzeten ve dilleriyle alay eden son derece ırkçı bir karikatürün yayımlanması, biriken öfkenin patlamasına neden olmuştur. Bu hakaret üzerine Tebriz, Urmiye, Erdebil ve Zencan başta olmak üzere Güney Azerbaycan’ın dört bir yanında yüz binlerce Türk sokaklara dökülerek Farsların saldırgan yaklaşımını ve rejimin ayrımcı politikalarını haftalarca protesto etmiştir. Göstericilerin “Ölüm olsun Fars faşizmine” ve “Türk dili resmi olsun” şeklindeki haykırışları kolluk kuvvetlerinin açtığı ateşle bastırılmış, onlarca kişi hayatını kaybederken binlerce Türk genci tutuklanarak ağır işkencelere maruz bırakılmıştır. Yaşanan siyasî baskılar nedeniyle yasal hak arama yolları tıkanan Türkler, seslerini duyurabilmek için stadyumları birer miting alanına çevirmiş ve Tebriz merkezli Tractor futbol takımı on binlerce taraftarın tribünlerde Türkçe eğitim sloganları attığı çok büyük bir siyasî direniş sembolüne dönüşmüştür. Rejimin tüm tutuklamalarına, kültürel kırım politikalarına ve ağır asimilasyon süreçlerine rağmen İran Türkleri, kendi dillerini, edebiyatlarını ve kimliklerini yaşatmak için mücadelelerinisürdürmüşlerdir.

