Tugay ULUÇEVİK, Büyükelçi (E)
Bir süredir, Devletimizin ve siyaset kurumumuzun iç ve dış konulara dair gündeminin aşırı yüklü olduğu bir dönemden geçmekteyiz.
Kuzeyimizde Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı istilâ etmeye başlamasıyla tırmanarak halen devam etmekte olan savaş; Güneyimizde Suriye’deki, Irak’taki durum ve gelişmeler; Ekim 2023’den itibaren İsrail’in giderek soykırım mahiyeti kazanan Gazze’ye yönelik saldırıları; Doğumuzda tarihî sınır komşumuz İran’a vaki ABD-İsrail müşterek tehdit, tecavüz ve saldırı hareketleri; son bir buçuk yıldır ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisine özgü günü gününe uymaz tutum ve davranışlarının dünya siyasetinde ve ekonomisinde yarattığı istikrarsızlıkların küresel plânda sebep verdiği sıkıntılar; aynı zamanda 6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük deprem felâketi; ülkemizde hüküm süren hayat pahalılığı sebebiyle halkın çektiği geçim sıkıntısı ve iç siyasetimizde demokratik hayatımızı doğrudan ilgilendiren ve olumsuz etkileyen gelişmeler, Millî Davamız Kıbrıs konusunun ülkemizin gündeminde ve Siyasî Partilerimizin ve kamuoyumuzun dikkat alanında daima işgal edegeldiği öncelikli yeri almış görünmektedir.
Sanırım bu gibi sebeplerle, BM Genel Sekreteri’nin Şahsî Kıbrıs Temsilcisi tarafından Kıbrıs uyuşmazlığının çözümüne yönelik yeni bir plân hazırlandığına, bunun yakında tarafların bilgisine resmen sunulacağına, plânın gevşek federal çözüm öngördüğüne ve KKTC’nin önemli toprak tavizi vermesini gerektireceğine, çözümün garantörlüğünün NATO’ya verileceğine dair Kıbrıs Rum medya organlarına atfen medyamızda yer alan haberleri Türkiye’de kamuoyunun beklenmedik sürpriz bir gelişme olarak algıladığı izlenimini almaktayım.
Çıkan haberler gerçeği yansıtsın yansıtmasın şahsen böyle bir gelişme olmasına hiç şaşırmadım. Hattâ bunu endişeyle beklemekteydim.
Endişemin ve bekleyişimin sebebi KKTC’de 19 Ekim 2025 tarihinde ileri bir demokrasi olgunluğu içinde cereyan eden Cumhurbaşkanlığı seçimini, o dönemde Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) Genel Başkanı olan ve anılan Parti tarafından aday gösterilen Sayın Tufan Erhürman’ın kazanmış ve göreve başlamış olmasıyla irtibatlıdır.
Erhürman KKTC Cumhurbaşkanı olduğu zaman KKTC’nin önceki Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar ile Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “adadaki iki Devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü temelinde iki devletli çözüm” hamlesini müştereken başlatmalarının üzerinden 5 yıl geçmişti.
Sayın Erdoğan Partisi’nin TBMM Grup toplantısında 10 Şubat 2021 günü yaptığı konuşmada, diğer hususlar meyanında, “…iki devletli çözümden başka Kıbrıs’ta çıkış yolu kalmamıştır. İster kabul edersiniz ister etmezsiniz. Artık federasyon mederasyon diye bir şey yok, geçin artık o işi…Kıbrıs Türklerinin yarım asırdır adada süren çözümsüzlüğün mağduru olmasına daha fazla izin vermeyeceğimizi tüm dünya bilmelidir…Artık o iş bitmiştir…” ifadelerini kullanmıştı.
Erdoğan 22 Mayıs 2022 günü KKTC’de çözüm şekli hakkında konuşurken “…İki devletli çözümü reddetmek Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, eşitliğini, bağımsızlığını, devletini reddetmek demektir” sözlerini dile getirmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 20 Eylül 2022 tarihinde BM 77. Genel Kurulu’na hitabında dünyaya çağrıda bulunmuş ve “…Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü haklarının tescil edilmesi, adadaki çözümün anahtarıdır. Uluslararası toplumu… bir an önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni resmen tanımaya davet ediyoruz” demişti. Böylece kendini dünya ve Türk kamuoyu önünde siyaseten bağlamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Eylül 2023 günü BM 78. Genel Kurulu’ndaki konuşmasında konu hakkında “Kıbrıs meselesinin ortaya çıkmasının 60. yıldönümündeyiz. Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs meselesinde adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunması için daima samimi gayret göstermiştir. Bu çözümün artık federasyon modeli temelinde gerçekleşemeyeceği herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Uluslararası toplumu bunu kabullenerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz” şeklindeki kesin ifadeler kullanmıştı.
Sayın Cumhurbaşkanı 24 Eylül 2024 tarihinde BM’nin 79. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada da Kıbrıs meselesine bulunabilecek çözüm şekli konusunda “federasyon modelinin artık geçerliliğini tamamen yitirdiğine” işaret etmiş ve “Ada’da iki ayrı devlet ve iki ayrı halk vardır. Kıbrıs Türklerinin müktesep hakları olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüleri yeniden tescil edilmeli, tecrit artık son bulmalıdır. Bugün uluslararası toplumu bir kez daha Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya, diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet ediyorum” demişti.
KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir ay kadar önce 23 Eylül 2025 günü BM’nin 80. Genel Kurulu’na hitap eden Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Kıbrıs konusunda, diğer hususlar meyanında “Son üç Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığım çağrıyı bugün bir kere daha tekrarlıyor, uluslararası toplumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya, diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet ediyorum” sözlerini dile getirmişti.
Sayın Tufan Erhürman KKTC Anayasası’ndaki hükümlere göre Cumhurbaşkanı seçilmesini ve mazbatasını almasını müteakip 24 Ekim 2025 günü KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin çatısı altında Anayasa’nın 100’üncü Maddesi’nde yazılı olan Ant metnini okuyarak ve bu çerçevede “Devletin varlığını ve bağımsızlığını…koruyacağıma” ve “…Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yüceltmek…için bütün gücümle çalışacağıma; namusum ve şerefim üzerine andiçerim” diyerek göreve başladı.
Geçen 8 ay zarfında Erhürman’ın “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” veya benzeri bir söz dile getirdiğine internette tesadüf etmedim. Erhürman’dan Kıbrıs konusu için “Millî Dava” kavramını, Türkiye için de “Anavatan” kelimesini işitmedim.
Tufan Erhürman verdiği demeçlerde, yaptığı konuşmalarda Kıbrıs konusunun nihai çözümü konusunda kısa, öz ve anlaşılabilir şekilde açık bir ifade kullanmak yerine, gerçek niyetini ve düşüncesini açıklamaktan çekinen kişilere mahsus biçimde ve üslupla sürekli olarak lâfı dolaştırmayı, kavram karmaşaları yaratmayı tercih etmektedir.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs müzakerelerine ilişkin güney basınında yer alan bir yazı üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin olarak
Erhürman “Aklın yolu Kıbrıs’ta da bölgede de kalıcı çözüm, kalıcı barış ve kalıcı istikrardır” gibi her türlü çözüm için geçerli olabilecek yuvarlak, içi teknik yönden boş, çerçevesi, ilkesi, yöntemi, yönü, hedefi belirsiz sözlerle Millî Kıbrıs Davamızı 2020’de yöneldiği doğal çözüm istikametinden saptırma girişimlerini başlatmış bulunmaktadır.
CTP’nin Tüzüğünde tarifi yapılmış olan ve CTP’nin GKRY’deki ortağı, yoldaşı komünist AKEL Partisi ile protokole de bağlanmış bulunan sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temeli ve çatısı altında oluşturulacak sahte federal çözüm hayal etti anlaşılmaktadır.
CTP’nin Tüzüğünde yer alan çözüm tarifi şöyledir: [i]
“CTP, Kıbrıs Türk toplumunun sürdürülebilir barış ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma içinde yaşayabilmesi için haklarının korunup güvence altına alınacağı iki toplumlu, iki bölgeli, toplumların Siyasal eşitliğine dayalı, bağımsız, toprağı bütün, AB üye ülkesi olarak militarizmin etkisinden ve üstlerden arınmış, sosyal Avrupa değerlerinin geçerli olduğu federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması ve yaşaması yönünde uğraş verir.”
Bu tarifte zikredilen “militarizm” metaforunun ve “militarizmin etkisinden” sözü ile Türkiye’nin 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile sahip olduğu “fiilî” ve “etkin” askerî varlığını ve askerî müdahale yetkisini de kapsadığı bellidir.
Diğer taraftan, CTP ve AKEL Genel Başkanları ve heyetleri sık denebilecek fasılalarla Ada’da bir araya gelmektedir.
Sadece tek bir buluşmayı misal olarak zikretmek gerekirse, 22 Eylül 2022’de CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman AKEL Genelsekreteri Stefanos Stefanou’yu ziyaretinden sözdedilebilir.[ii] Yapılan ortak açıklamada “Nihai hedef, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında belirtildiği şekilde siyasi eşitliğin olacağı iki bölgeli iki toplumlu federal çözüm için Guterres çerçevesi temelinde stratejik bir siyasi anlaşmaya varmak olmalıdır” denilmiştir.
Toplantıdan sonra bir demeç veren Tufan Erhürman “adada varılabilecek tek gerçekçi çözümün iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federasyon olduğunu” vurgulamıştır.
İki parti arasında belirlenen çözüm için üç ayaklı bir Çalışma Grubu kurulması kararlaştırılmıştır.
Kıbrıs uyuşmazlığının çözüm şekli hakkında böyle bir siyasî geçmişi bulunan Tufan Erhürman KKTC Cumhurbaşkanlığı görevini resmen deruhte ettikten bir buçuk ay sonra 11 Aralık 2025 günü Ada’da “ara bölgede”, EOKA terör örgütünü ve eylemlerini açıkça “ilham kaynağı” olarak nitelendiren, örgütün mücadelesini öven ve EOKA üyelerini “kahraman” diye niteleyen GKRY Lideri Nikos Hristodulidis ile BMGS’nin şahsi Temsilcisi gözetiminde buluşmayı gerçekleştirmiştir. Bu konuda BM Sekretaryası’nın yaptığı basın açıklamasında buluşma hakkında şu bilgi yer almıştır:
“Görüşme, olumlu ve dostane bir atmosfer içinde geçti. Liderler, bir çözüme ulaşmaya yönelik çabaların yanı sıra, uzlaşıya elverişli bir ortam yaratmayı amaçlayan çeşitli konularda görüş alışverişinde bulundular.
Her iki lider, asıl amacın, BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe dayalı bir Kıbrıs sorunu çözümü olduğu konusunda mutabık kaldılar…” [iii]
Böylece, bu mutabakatla KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ve GKRY Lideri Christodoulides BMGS’nin BMGK kararlarında tarif edilmiş “iyi niyet” görevinin çerçevesine ve hedefine birebir uygun düşen bir çözüm için, yani federal çözüm için, BMGS Guterres’in çalışmaları başlatılmasına yeşil ışık yakmış oldular.
Nitekim, BMGS Ada’daki bu buluşmada elde edilen sonucu fırsata çevirmekten geri kalmadı. BMGS 5 Ocak 2026 tarihli (S/2026/9) Raporunun “Müşahadeler” başlıklı bölümünde (para. 23) şu değerlendirme ifadelerine verdi:
“2025 yılı içinde daha geniş bir formatta gerçekleştirilen iki gayrıresmî toplantının yanı sıra, Kıbrıslı Rum lider ile yeni Kıbrıslı Türk lider arasında Kasım ve Aralık aylarında yapılan olumlu görüşmeler de önem taşıyordu ve Kıbrıs meselesinde ilerleme kaydetmek adına yeni bir fırsat anının (moment of opportunity) varlığını ortaya koyuyordu. Kıbrıs barış süreci tarihindeki en uzun müzakere kesintisinin yaşanmış olmasına rağmen, Kıbrıslı liderlerin ve garantör güçlerin bu tür bir yükümlülüğü sürdürme hususundaki adanmışlığını memnuniyetle karşılıyorum. Özellikle, Kişisel Temsilcimin kolaylaştırıcılığında temel siyasi konuların ele alındığı liderler ortak toplantısının sonucu beni cesaretlendirdi. Söz konusu toplantıda her iki lider de hedeflerinin, Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe dayalı bir Kıbrıs sorunu çözümü sağlamak olduğu konusunda mutabık kaldı. 2020’den bu yana daha önce Liderlerde böylesi bir adanmışlık görülmemişti.”
BMGS’nin bu ifadeleri gayet sarihtir. Ada’daki iki liderin yaptıkları görüşmeleri ve federal çözüm için verdikleri taahhüdü Kıbrıs sorununda ilerleyebilmek için bir “fırsat” olarak değerlendirmektedir.
BMGS’nin Ada’daki iki liderin rolünün yanında garantör güçlerin adanmışlığını (commitment) da olumlu şekilde kaydetmesi dikkat çekicidir ve özellikle Türkiye bakımından düşündürücüdür.
BMGS’nin zikrettiğim bu 5 Ocak 2026 tarihli raporundan sonra BMGK 30 Ocak 2026 günü 2815 sayılı kararı kabul etti. [iv]
Kararın 5. Giriş paragrafında şu ifadeye yer verildi:
“Genel Sekreterin devam eden çabalarına tam desteğini vurgulayarak, resmi müzakerelere geri dönme hedefiyle ortak zemin bulmada açıklık, esneklik ve uzlaşmanın önemini yineleyerek tarafların, Güvenlik Konseyi’nin 716 (1991) sayılı kararının 4. paragrafı da dahil olmak üzere ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği gibi, siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon temelinde kalıcı, kapsamlı ve adil bir çözüm elde etmek için çabalarını yenilemelerini kuvvetle (urge) ister.”
Kararın 1. İşlem paragrafında yer alan hüküm de şöyledir:
“1. Kıbrıs’a ilişkin tüm ilgili kararlarını, özellikle 1251 (1999) sayılı kararı yeniden teyit eder ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında, özellikle 716 (1991) sayılı kararının 4. paragrafında belirtildiği gibi, siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon temelinde kalıcı, kapsamlı ve adil bir çözümün sağlanmasının önemini hatırlatır;”
Memnuniyetle kaydetmek isterim ki kararın bu maddesine Dışişleri Bakanlığımızdan gecikmeksizin sert bir tepki açıklaması gelmiş bulunmaktadır.
Açıklamada BMGK’nin öngördüğü çözüm şekli kastedilerek şöyle denilmiştir:
“Güvenlik Konseyi’nin kararında Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik olarak on yıllar boyunca denenmiş ve başarısızlığı her defasında görülmüş yöntemlere atıfta bulunulmaya devam edilmesi çözüm çabalarına hiçbir fayda sağlamamaktadır. Dahası, meseleye Ada’daki gerçekler temelinde adil, kalıcı ve sürdürülebilir çözüm bulunabilmesini geciktirmektedir. BM Güvenlik Konseyi’ni, Ada’daki iki tarafa eşit muamele sergilemeye ve çözüm için artık samimiyetle çaba sarf etmeye çağırıyoruz.
Kıbrıs meselesinin en gerçekçi çözümü, Ada’daki iki devletin bir arada var olmasından geçmektedir. BM Güvenlik Konseyi’ni ve uluslararası toplumu bu gerçeği kabul etmeye, Kıbrıslı Türklerin özden gelen hakları olan egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünü tescil etmeye ve Ada’daki iki komşu devletin yakın iş birliğiyle şekillenecek, bölgesel istikrar, kalkınma ve refahın ileri taşınacağı parlak bir geleceğin önünü açmaya davet ediyoruz.”
Yukarıda ilgili paragraflarına yer verdiğim Güvenlik Konseyi’nin 30 Ocak 2026 tarihli kararında zikredilen 11 Ekim 1991 tarihli ve 716 sayılı kararının 4 işlem paragrafı hakkında bilgi vermek isterim:
Sözü edilen 4 paragrafın ifadesi şöyledir:
“4. Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tutumunun, Genel Sekreter’in 8 Mart tarihli raporunun I. Eki’nin on birinci paragrafında tanımlandığı şekliyle, siyasi açıdan eşit iki toplumdan oluşan tek bir Kıbrıs Devletine (one State of Cyprus) (yani Kıbrıs Cumhuriyeti’ne) dayandığını ayrıca teyit eder.”
Yukarıda sözü edilen “siyasî eşitlik” tarifi dönemin BMGS’i Javier Pérez de Cuéllar tarafından 1989-91 döneminde Denktaş ile Vassiliou arasında New York’ta cereyan eden federal çözüme yönelik müzakereler sırasında yapılmıştır. Bu “siyasî eşitlik” federal çözüm halinde iki federe birim arasında geçerli olacak siyasî eşitliktir.
BMGS bu kavramı şöyle tarif etmiştir:
“İki toplumun siyasî eşitliği ve federasyonun iki toplumlu şekli kabul edilmelidir. Siyasî eşitlik federal hükûmetin organlarına ve idaresine sayısal eşitlikle katılım anlamına gelmemekle birlikte, siyasî eşitlik çeşitli şekillerde yansıtılmalıdır: Kıbrıs Devleti’nin ( State of Cyprus ) federal anayasasının iki toplum tarafından onaylaması ve tadil edilmesi gereği; her iki toplumun federal hükûmetin bütün organlarına ve kararlarına etkili (etkili, fiilî/effective) katılımı; federal hükûmetin bir toplumun çıkarları aleyhine karar alabilecek yetkiye sahip olmamasını sağlayacak güvencelerin bulunması ve iki federe devletin eşit ve aynı yetkilere ve işlevlere sahip olmaları.”
Tekrar edersem bu tarif federal çözüm halinde anlam ifade edecektir. Sayın Erhürman “siyasî eşitlik” kavramının cazibesinden yararlanarak sık sık Kıbrıs Türk halkı için “siyasî eşitlik” sağlayan çözümden söz emektedir. Hattâ siyasî eşitliği dillendirmeye lüzum görmediğini, çünkü bunun zaten BM karalarıyla tanındığını ifade ettiği de olmaktadır. Halbuki BMGK kararlarında BMGS’nin 8 Mart 1990 tarihli raporunun I. Ekinde tarif edilen “siyasî eşitlik”, iki bağımsız ve egemen devlet arasında sözü edilebilen “siyasî eşitlik” kesinlikle değildir. Bu sebeple “siyasî eşitlik” aldatmacasından vazgeçilmesi Kıbrıs Türk halkının yararına olacaktır.
Öte yandan, MHP Lideri, sayın Devlet Bahçeli’nin 23 Haziran’da dile getirdiği Millî Kıbrıs Davamızın “müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, oyalamalara, Rum tarafının oyunlarına teslim edilemeyeceğini” vurgulamasını ve “Kıbrıs’ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir” sözünü, KKTC’ni ve Türkiye’yi 1975’ten bu yana Ada’da gerçekleşmesi mümkün olamayan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temelinde kurulacak sahte bir anayasal federasyon hayali ile uğraştırma hevesinde olanların ciddiyetle dikkate almaları gerekir.
Son günlerde basınımızda çıkan ve BMGS’nin yakında taraflara sunmaya hazırlandığı söylenen federal çözüm plânından alıntılar içeren haberler hakkında MSB haftalık basın toplantısında açıklamalarda bulunan sayın Tuğamiral Zeki Aktürk, diğer hususlar meyanında şunları vurgulamıştır:
“Ada’da kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm ancak Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesine dayanan iki devletli çözüm temelinde mümkündür. Bu temel gerçek göz ardı edilerek ortaya konulacak hiçbir girişim Kıbrıs Türk halkının iradesini yansıtmayacağı gibi bölgede kalıcı bir istikrar da sağlayamayacaktır.”
Bu kesin ifadelerin, KKTC ve Türkiye Cumhurbaşkanlarının 2020 Ekim ve Kasım aylarında Kıbrıs uyuşmazlığının Kıbrıs Türk halkının özden gelen egemenlik haklarına dayanan ve Kıbrıs Rum siyasetçilerin adada çözümsüzlüğü daimî kılmayı amaçlayan retçi politikalarının doğal sonucu olan gerçekçi “iki egemen devletli” çözüm hamlesini saptırma, tersine çevirme gafletine düşen ve dalalet içinde olan çevreler için uyarıcı olmasını dilerim.
Gelişmeler Türkiye’nin diplomasisinin önümüzdeki yakın dönemde Kıbrıs uyuşmazlığının federal çözümü istikametinde baskılara, dayatmalara maruz kalabileceğine işaret etmektedir.
Hatırlanacaktır. BMGS Kofi Annan Federal çözüm Plânı’nı hazırlamaya koyulduğu dönemde ABD ve AB Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş yerine CTP’nin Lideri Sayın M. Ali Talât’ı tercih eder olmuştu. Halâ internette yer alan Kıbrıs konusunda her yıl ABD Kongresi’ne sunulan gelişmeler raporunda şu ifşa edici ifade vardır:[v]
“14 Şubat 2001’de Dışişleri Bakanı Colin Powell, Yönetimin “BM’nin süregelen çabalarını tam olarak desteklediğini” teyit etti. Yönetim, Annan Çözüm Planı’nı savundu. Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, bir çözüm ihtimalini artırmak amacıyla, Aralık 2003 seçimleri öncesinde Kıbrıs Türk siyasi muhalefetine açıkça destek verdi.”
Günümüzde de batılı dostlarımız federal çözümü tercih ettiği bilinen CTP’nin eski Lideri KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Erhürman’ın görev süresi içinde Ada’da federal çözüme ulaşabilmeyi ümit ediyor olabilirler.
Ancak hatırlatmak isterim ki, 24 Nisan 2004 Annan Plânı referandumlarında Plân Güney’de AKEL’in “NO” oylarıyla reddedilmişti. İlk red işaretini AKEL’e, 21 Nisan 2004 günü Plânın kabul edilmesiyle ve uygulanmasına geçilmesiyle BM’nin yapması gerekecek işlemlere dair BMGK’ne sunulan Amerikan-İngiliz ortak karar tasarısını Rusya Federasyonu “veto” ederek vermişti.
[i] https://cumhuriyetciturkpartisi.org/parti-tuzugu/
[ii] https://cumhuriyetciturkpartisi.org/parti-tuzugu/
[iii] https://uncyprustalks.unmissions.org/en/news/press-statement-un-spokesperson-cyprus-11-december-2025
[iv] S/RES/2815 (2026)
[v] Cyprus: Status of U.N. Negotiations and Related Issues – EveryCRSReport.com https://www.everycrsreport.com/reports/RL33497.htm

