Destanlar; toplumu etkileyen olayları ve kahramanları, milletlerin varoluş hikayelerini ve tarihlerini anlatan şiirsel hikayelerdir. Bu öykülerde gerçek kişi ve olaylar ile doğaüstü unsurlar iç içe bulunur. Aynı zamanda destanlar, milletlerin inançlarını, değerlerini, kültürlerini yansıtmaları bakımından önemli sözlü kaynaklar arasındadır. Türk milletinin de pek çok destanı vardır. Oğuz Kağan, Türeyiş, Göç, Şu, Alp Er Tunga destanları ile Manas destanını ünlü Türk destanları arasında sayılabilir. Bunlardan Manas, Kırgız Türklerine ait olup dünyanın en uzun destanıdır.
Adını ana kahramanından alan Manas destanının, sayısı 500.000’i aşan dizelerinde üç kuşak izlenir: Manas, oğlu Semetey ve torunu Seytek. Üç ana bölümden ilkinde Manas’ın doğumu, çocukluğu, kahraman oluşu ve Kırgız boylarını bir araya getirme mücadelesi anlatılır. Yâkub (Cakıp) Han ile karısı Çıyrıçı’nın bir çocukları olsun diye Tanrı’ya ettikleri dualar neticesinde daha beşikteyken konuşmaya başlayan, hızlıca büyüyüp güçlenen olağanüstü özelliklere sahip Manas dünyaya gelir. Yiğit Manas, dağınık Kırgızları toplayıp Çin ve Kalmuk istilalarına karşı mücadele verir, savaşlarda kahramanlıklar gösterir. Başından geçen maceralarda Manas’ın yanında sadık eşi Kanıkey, atı ve kırk yiğit bulunur. Bir destan karakteri olarak doğumu gibi ölümü de efsanevi olan Manas toplam 3 kez ölür. İlkinde kırk yiğidi onu yer altı dünyasından kurtarır. İkinci ölümünde Manas’ın atı, köpeği ve doğanının üzüntüsünden ötürü Tanrı onun canını bağışlar. Üçüncüsünde ise dirilmemek üzere ölür.
Manas’ın ölümünün ardından Kırgız halkı iktidar kavgasıyla yeniden dağılır. Kanıkey, yeni doğmuş oğlunu alıp uzaklaştırır ve oğlu kim olduğunu bilmeden büyür. Destanın ikinci bölümünde Semetey adlı bu oğlanın büyüyüp genç bir delikanlı olduğunda kim olduğunu öğrenmesi ve babasının izinden yürümesi anlatılır. Semetey, Talas’a dönüp dedesi ve amcalarının elinden iktidarı alır, Kırgız halkını tekrar birleştirir. Ancak akrabalarının kıskançlığı onun da ölümüyle sonuçlanır.
Üçüncü bölümün kahramanı da Semetey’in oğlu Seytek’tir. O da babası gibi küçük yaşta yetim kalmış, gizlenerek büyümüştür ve amacı babasının intikamını almaktır. Genç bir adam olduğunda bu niyetle yola çıkar, babasının katilleriyle hesaplaşır ve Kırgızları bir kez daha birleştirerek hüküm sürer. Bu süreçte rüyalarına giren babası ve dedesi ona yol gösterir.
Destan kahramanları tüm destanlarda olduğu gibi olağanüstü yeteneklidir. Bunun yanında nesilden nesile aktarılan bir ülkü olması dikkat çekmektedir. Baba-oğul-torun hep Kırgızları birleştirmek için mücadele ederler. Bunu yaparken anlatıya yalnız kahramanlıklar hâkim değildir; aşk, kıskançlık, ihanet gibi duygular da öyküyü şekillendiren insanî hisler olarak yer alır. Bir başka faktör de kahramanlara ilham veren rüyalar ve atalarının ruhlarıdır. Böylece maddi-manevi, gerçek ve gerçek dışı unsurların harmanlanmasıyla destan tamamlanır.
Manasçı adı verilen destan anlatıcıları sayesinde destan bugüne dek ulaşabilmiştir. Bu anlatıcılar, kopuz çalarak destanı ezberden okuyan, okurken doğaçlamalar yapabilen, jest ve mimiklerini etkili biçimde kullanan, coşkulu bir anlatımla dinleyicinin ilgisini canlı tutan sanatçılardır. Bu gelenek ve manasçıların yetenekleri sayesinde destan, nesilden nesile aktarılıp farklı varyantlarıyla varlığını sürdürmektedir. Manasçılar çocukluktan itibaren Manas dinleyerek yetişirler. Bunun yanı sıra rüyalarında Manas’ı anlatma görevi aldığını söyleyenler de bulunmaktadır. Manasçılık geleneği, Türk dünyasının yaşayan hafızası niteliğindedir ve bu kültürel hazine 2013 yılında UNESCO tarafından da “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası” olarak kabul edilmiştir.

