Batı Trakya Türkleri, yüzyıllardır Balkan coğrafyasında varlığını sürdüren, köklü bir tarihe ve güçlü bir kültürel kimliğe sahip bir topluluktur. Günümüzde Yunanistan sınırları içinde yaşayan Batı Trakya Türkleri, Lozan Barış Antlaşması ile azınlık statüsü kazanmış olmasına rağmen, uzun yıllar boyunca çeşitli hak ihlallerine ve baskılara maruz kalmıştır. Bu baskılara karşı verilen mücadelenin en önemli sembollerinden biri ise 29 Ocak Toplumsal Dayanışma ve Direniş Günüdür.
Lozan Antlaşması sonrası Batı Trakya Türkleri, Yunan Parlamentosu’nda her dönem temsil edilmişlerdir. 1981 seçimlerinde ise partilerin kontrolünden bağımsız olarak kendi adayını parlamentoya göndermeleri fikri ilk kez gündeme getirilmiştir. Bu görüş, onlar için bir dönüm noktası niteliğinde olmasına rağmen başarılı olamamıştır. Bu bağımsız temsil hedefi, Dr. Sadık Ahmet sayesinde gerçeğe dönüşmüştür. Dr. Sadık Ahmet’in siyasete adım attığı dönemde Batı Trakya Türkleri, etnik kimliklerinin tanınmamasının yanı sıra pek çok sosyal ve hukuki sorunla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Bu koşullar, topluluğun haklarını savunma ve kimliğini görünür kılma ihtiyacını güçlendirmiştir. Bu kararlılığın somut göstergesi, 29 Ocak 1988’de gerçekleştirilen kitlesel yürüyüş olmuştur. Batı Trakya Türkleri, o gün haklarını talep etmek ve etnik kimliklerini duyurmak için sokaklarda bir araya gelmiştir. Bu eylem, topluluk açısından gasp edilen haklara karşı yapılan ilk büyük halk hareketi olma özelliğini taşımıştır. Böyle bir dönemde liderliği ortaya çıkan Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin hak mücadelesinde bu rolü üstlenmiş, topluluğun sesi ve sembolü hâline gelmiştir.
Dr. Sadık Ahmet, Yunanistan’da Batı Trakya Türklerine yönelik olumsuz politikaların tüm siyasi partiler tarafından benimsendiğini belirterek, azınlığın herhangi bir partinin etkisi altında kalmadan kendi temsilcileriyle bağımsız bir siyasi çizgi izlemesi gerektiğini savunmuş; bu düşünceyle 18 Haziran 1989 seçimlerinde “Bağımsız Güven Listesi”nden aday olarak Yunan Parlamentosu’na giren ilk bağımsız Batı Trakya Türk milletvekili olmuştur. Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim üzerine yemin ederek göreve başlayan ve meclisteki tek Müslüman milletvekili olan Dr. Sadık Ahmet, yasaların azınlıklar için de eşit uygulanmasını talep etmiş; Batı Trakya Türkleri ise seçim sürecinde her türlü baskıya rağmen büyük bir dayanışma sergileyerek ona güçlü destek vermiştir. Katıldığı her seçimde rekor düzeyde oy alan Dr. Sadık Ahmet, 8 Nisan 1990 seçimlerinde ulaştığı oy sayısıyla bugüne kadar aşılamayan bir başarı elde etmiş, 5 Kasım 1989 seçimlerinde teknik bir gerekçeyle adaylığı engellense bile onun işaret ettiği isim parlamentoya gönderilerek liderliği teyit edilmiştir. Milletvekili dokunulmazlığını kaybettiği dönemde açılan davalarda ise “Türk” kimliğini savunduğu için yargılanmış, 26 Ocak 1990 tarihinde Dr. Sadık Ahmet ve İbrahim Şerif’e 18 ay hapis ve 3 yıl da siyasi haklardan men cezası verilmiştir. Dr. Sadık Ahmet’in hapiste bulunduğu bir dönemde (Selanik Dudullu (Diavata) Cezaevi), 29 Ocak 1990 tarihinde Gümülcine sokaklarında toplanan çeşitli protestocu gruplar tarafından Batı Trakya Türklerine saldırılar gerçekleştirilmiştir.
29 Ocak 1988 ve 1990 yıllarında yaşanan olaylar, Batı Trakya Türklerinin kimliklerini, varlıklarını ve temel insan haklarını savunma kararlılığını görünür kılan dönüm noktaları olmuştur. Bu tarihlerde, Batı Trakya Türklerinin “Türk” adını taşıyan derneklerinin kapatılmasına yönelik uygulamalar ve Türk kimliğinin inkâr edilmesi, bölgede büyük bir toplumsal tepkinin doğmasına yol açmıştır. Haklarını barışçıl yöntemlerle dile getirmek isteyen Batı Trakya Türkleri, kitlesel şekilde bir araya gelmiş, ancak bu süreçte güvenlik güçlerinin orantısız müdahaleleriyle karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan saldırılar, yaralanmalar ve baskılar, 29 Ocak’ı Batı Trakya Türklerinin hafızasında unutulmaz bir direniş günü hâline getirmiştir.
29 Ocak Toplumsal Dayanışma ve Direniş Günü, yalnızca geçmişte yaşanan acı olayların hatırlanması değildir. Aynı zamanda Batı Trakya Türklerinin birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu simgeleyen anlamlı bir gündür. Bu tarih, Türk azınlığın kimliğine sahip çıkma, dilini, dinini ve kültürünü koruma konusundaki kararlılığını temsil eder. Batı Trakya Türkleri, bu günü anarak hem yaşanan haksızlıkları unutturmamayı hem de gelecek nesillere güçlü bir bilinç aktarmayı amaçlamaktadır.
Batı Trakya Türklerinin karşılaştığı sorunlar, yalnızca geçmişte kalmış değildir. Eğitim, din özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı gibi temel alanlarda yaşanan sıkıntılar günümüzde de zaman zaman devam etmektedir. Ancak 29 Ocak, bu sorunlara rağmen Batı Trakya Türklerinin barışçıl mücadele yöntemlerinden vazgeçmediğini ve demokratik hak arayışını sürdürdüğünü göstermektedir. Bu yönüyle 29 Ocak, aynı zamanda evrensel insan hakları mücadelesinin de bir parçasıdır.
Her yıl Batı Trakya’da ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Batı Trakya Türkleri tarafından anılan bu gün, toplumsal hafızanın canlı tutulmasına katkı sağlamaktadır. Yapılan anma programları, basın açıklamaları ve kültürel etkinlikler aracılığıyla hem birlik duygusu güçlendirilmekte hem de uluslararası kamuoyunun dikkatinin azınlık haklarına çekilmesi hedeflenmektedir.
Sonuç olarak, 29 Ocak Toplumsal Dayanışma ve Direniş Günü, Batı Trakya Türklerinin var olma mücadelesinin, kimlik bilincinin ve ortak dayanışma ruhunun en güçlü sembollerinden biridir. Bu anlamlı gün, geçmişten alınan derslerle geleceğe daha bilinçli, daha güçlü ve daha kararlı adımlarla ilerlemenin bir ifadesi olarak Batı Trakya Türklerinin tarihindeki yerini korumaya devam etmektedir.

