Hanedan Mücadeleleri Arasında Bir Hükümdâr: Hüseyin Baykara

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
3 Dk. Okuma
3 Dk. Okuma

Hüseyin Baykara (1438-1506), Muharrem 842’de (M. 1438) Herat’ın kuzeydoğusunda, Devlethâne adıyla bilinen sarayda dünyaya geldi. Doğduğu andan itibaren yalnızca bir hanedan mensubu değil, aynı zamanda güçlü bir siyasî mirasın vârisi olarak tarih sahnesine dâhil olmuştu. Annesi Firuze Begüm, Timur’un oğlu Miranşah’ın; babası Gıyaseddin Mansur Mirza ise Ömer Şeyh’in torunuydu. Bunun yanı sıra Mansur Mirza’nın anne tarafından soyunun Elçikiday boyu aracılığıyla Cengiz Han’a ulaştığı da kabul edilmektedir. Bu soy bağı, Hüseyin Baykara’nın hem Timurî hem de Cengizî geleneğe dayanan meşruiyet anlayışını şahsında birleştirmesine imkân tanımış, ilerleyen yıllarda siyasî iddialarını güçlendiren önemli bir dayanak oluşturmuştur. Hanedan içi mücadelelerin yoğun olduğu bir dönemde dünyaya gelen Hüseyin Baykara, çocukluk ve gençlik yıllarını saltanat merkezlerinden uzak, siyasî belirsizliklerin gölgesinde geçirmiştir. Bu süreçte dedesi Baykara tarafından yetiştirilmiş, bu nedenle kaynaklarda “Hüseyn-i Baykara” adıyla anılmıştır. Gençlik dönemine dair bilgiler sınırlı olmakla birlikte, henüz on dört yaşındayken annesiyle birlikte Mirza Ebü’l Kasım’ın hizmetine girmesi, onun siyasî hayata ilk ciddi adımı olarak değerlendirilebilir. Ebü’l Kasım ile birlikte 1454 yılında Semerkand üzerine düzenlenen sefer, Baykara’nın askerî tecrübe kazanmasına ve hanedan içi siyasetinin işleyişini yakından tanımasına vesile olmuştur. Herat’a döndükten sonra Ali Şir Nevâî ile kurduğu dostluk, Hüseyin Baykara’nın hayatında yeni bir safhanın başlangıcı olmuştur. Bu yakın ilişki, ilerleyen yıllarda Herat’ı ilmî ve sanatsal bir merkez hâline getirecek olan kültürel ortamın da temelini oluşturmuştur. Hüseyin Baykara’nın siyasî yükselişinde belirleyici adımlardan biri, Esterâbâd’ın ele geçirilmesi olmuştur. 15.yüzyılda Kara Koyunlu hâkimiyeti altında bulunan bu şehir, Baykara için artık bağımsız bir hükümdâr olma yolunda atılmış önemli bir adımdı. Şehrin fethinin ardından kendi adına sikke bastırması, hâkimiyet iddiasını açık biçimde ortaya koymuştur. Baykara’nın nihai hedefi Timurlu tahtına oturmaktı. Ebû Said Han’ın 1468’deki ölümü, siyasî dengeleri onun lehine çevirmiştir. Bu gelişmenin ardından Herat üzerine yürüyen Hüseyin Baykara, dört ay süren kuşatmanın sonunda şehri ele geçirmiş ve Ağustos 1470’te HeratCamii’nde hutbeyi kendi adına okutmuştur. Hüseyin Baykara devri, Herat’ın ilmî ve sanatsal bakımdan en parlak dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Kendisi yalnızca askerî ve siyasî bir lider değil, aynı zamanda “Hüseynî” mahlasıyla şiirler kaleme alan bir şair ve ilim adamlarının hâmisidir. Onun himayesinde Herat, İslâm dünyasının önde gelen kültür merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Hanedan içi isyanlar ve giderek artan Özbek baskısı, bu parlak devrin sonunu hazırlamıştır. Sürekli iç mücadelelerle yıpranan Timurlu Devleti, Hüseyin Baykara’nın 1506 yılında Özbeklere karşı sefere çıktığı sırada vefat etmesiyle fiilen tarih sahnesinden çekilmiştir. Buna rağmen Baykara, ardında bıraktığı ilmî ve kültürel miras sayesinde Timurlu Rönesansı’nın en parlak isimlerinden biri olarak anılmış ve anılacaktır.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir