5 Temmuz 2024 tarihinde yapılan Birleşik Krallık genel seçimlerinde Keir Starmer önderliğindeki İşçi Partisi meclisteki sandalye sayısında tarihi bir fark yakalayarak iktidara geldi. Avam Kamarası’ndaki 650 sandalyenin 411’ini kazanan İşçi Partisi, 14 yıl süren Muhafazakâr Parti iktidarını da devirmiş oldu. Ancak daha 2 yıl bile olmadan 22 Haziran 2026 tarihinde Starmer, istifa edeceğini açıkladı. Starmer’ın halefi olacak başbakan, Birleşik Krallık’ın son 10 yıldaki 7. başbakanı olacak.
2024’te İşçi Partisi Neden Seçimi Kazandı?
2010’dan 2024’e kadar süren Muhafazakâr Parti iktidarının Brexit, göç politikaları ve ekonomi gibi konulardaki başarısız vaatleri, istikrarsız hükümetleri ve parti içi skandallar halk nezdinde partiye olan güveni azalttı. Partiye oy veren sağ seçmen tabanı Reform Partisi gibi aşırı sağ partilere doğru kayarken merkeze yakın seçmen ise İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti’ye kaydı.
Böylece orta sınıf, geleneksel sanayi bölgeleri ve ilerici kentlilerden oluşan bir seçmen koalisyonu İşçi Partisi çatısı altında toplandı. 2024 seçiminde İşçi Partisi’ne oy veren seçmen, tepkiselliğinden ötürü partiye oy verdiği ve partiyle ideolojik bir bağı olmadığı için kırılgan bir seçmen koalisyonu oluşmuştu. Dolayısıyla başarısızlıklar daha çok göze batacaktı.
Birleşik Krallık’ın Problemleri ve Starmer’ın Çözümleri
Göç meselesi, birçok Avrupa ülkesi gibi Birleşik Krallık için de kritik bir problem. Starmer, seçime giderken göçü azaltmaya yönelik yeni düzenlemeler vadetmişti. Nitekim göç konusunda Fransa ile iş birliği yaparak, vatandaşlık almayı yasal olarak zorlaştırarak, yeni bir sınır güvenlik komutanlığı kurarak bu vaadini gerçekleştirdi. Bu önlemler yasal göçlerde azalma yaşanmasına sebep olsa da yasa dışı göç rakamlarındaki artışın önünü alamamıştır.
Enerji fiyatlarında ise dış etkenlerin etkisi yadsınamaz. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın şokuyla yükselen enerji fiyatları Starmer gelmeden önce düşme eğilimindeydi. Fakat İran Savaşı’nın da etkisiyle fiyatlarda yukarı yönlü eğilim tekrar baş gösterdi. Bunların yanında hükümetin, net sıfır karbon hedefleri doğrultusunda Kuzey Denizi petrol ve doğalgaz arama lisanslarını kısıtlaması fiyatları olumsuz yönde etkiledi. Nitekim Trump, sosyal medya hesabından birkaç gün önce Starmer’ın istifasını öngören paylaşımında Starmer’ın göç ve enerji politikalarında başarısız olduğunu söyleyerek “Kuzey Denizi petrolünü açın!” dedi. Çevre politikaları gereği fosil yakıtlardan uzaklaşma çabaları da enerji faturalarına karşı halkı daha da zor durumda bırakınca “enerjide başarısızlık” argümanları daha da güçlendi.
Bunun yanında iş gücü piyasası Starmer döneminde güçlendirilmiş ve asgari ücretler arttırılmıştır. Bu durum halihazırda çalışmakta olan birçok işçinin durumunu rahatlatsa da şirketlerin yeni işçi alırken tereddüt etmesine sebep olmuştur. Bunun bir sonucu olarak da Temmuz 2024’te %4,1 olan işsizlik oranı pandemi dönemindeki rakamlarda seyretmeye başlayarak Ocak 2026’da %5,2’ye kadar yükselmiştir. Bu durum Starmer’ın kendi tabanıyla olan ilişkisini bozan unsurlardan biridir.
Ekonomik göstergelere bakıldığında da durum pek parlak gözükmüyor. Halkın cebine yansıyan reel gelir artışı çok sınırlı kaldı. IMF’ye göre İngiltere, İran Savaşı’ndan en çok etkilenen gelişmiş ekonomi olacak. Bu sebeple de IMF Birleşik Krallık’ın 2026 için büyüme tahminlerini %1,1’den %0,8’e düşürdü. Altyapı hizmetlerinde kısmi ilerlemeler olsa da hepsi çok yavaş kaldı.
ABD ve AB ile ilişkileri ilerletmeyi vadeden Starmer’ın belki de en başarılı olduğu konulardan biri buydu. Nitekim istifasından sonra Von der Leyen, Ukrayna ve Avrupa güvenlik politikasındaki rolü için Starmer’a teşekkür etti. Bunun yanında Trump ile gümrük vergileri konusunda bir anlaşmaya varması ekonomik olarak ülkeyi rahatlattı.
2026’daki Yerel Seçimlerin Analizi
Hem küresel ölçekte yaşanan gelişmeler hem de hükümetin özellikle göç problemini ve ekonomiyi toparlamakta hantal kalması İşçi Partisi’nin zaten kırılgan olan seçmen tabanının alternatiflere yönelmesine ve parti içi muhalefetin büyümesine sebep oldu. Bu taban içerisinde özellikle muhafazakâr partiden gelenler zaten sağa meyilli olduğu için Reform Partisi’ne yöneldiler. Nitekim yerel seçimlerden önce de Starmer hükümetinin bazı mensupları Reform Partisi’nin yükselişinden yakınarak istifa etmişti. İşçi Partisi’ne tepkili olan gençler ve kentlilerin önemli bir kısmı da Yeşiller’e yöneldi.
Tüm bunların sonucu olarak Reform Partisi yerel seçimlerde birinci geldi ve İşçi Partisi 1498 belediye meclis üyesini kaybetti. Bu ağır yenilgi, hükümetin meşruiyetini kökten sarsarken, İşçi Partisi içerisindeki çatlakları da onarılamaz bir noktaya taşıdı. Starmer’ın pragmatik çözüm arayışları iflas ederken, tabandaki memnuniyetsizlik artık bir “istifa” çağrısına dönüşmüştü.
İstifaya Giden Süreç
Starmer, 22 Haziran 2026’da istifasını açıklamadan önce, yerel seçimlerin şokunu üzerinden atmaya çalışırken “görevimin başındayım ve reformlarıma devam edeceğim” diyerek geri adım atmayacağını ifade etmişti. Ancak bu ilk duruş, yerel seçimlerin sonuçlarının yarattığı siyasi atmosferin ve parti içerisindeki artan baskının ağırlığı altında hızla değişti.
Cumartesi günü parti içinden yükselen istifa çağrıları ve yerel seçimlerin İşçi Partisi’nin “kalesi” olan Galler’deki yıkıcı sonuçlarıyla hızla kırıldı. Galler Başbakanı’nın dahi kendi koltuğunu kaybetmesi, İşçi Partisi içindeki çözülmeyi derinleştirdi.
Yerel seçim hezimetinin ardından İşçi Partisi’nin rotasını yeniden belirlemesi gerektiğine dair söylemler artarken, parti içerisinde “yeni bir liderlik” arayışı hız kazandı. Bu noktada, Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham ismi, Starmer sonrası süreç için güçlü bir aday olarak öne çıkmaya başladı. Burnham’ın, daha önce 2024 yılındaki bir ara seçimde kendi bölgesinde elde ettiği yüksek oy oranı ve parti tabanıyla kurduğu güçlü iletişim, onu Starmer’ın pragmatik merkezciliğine karşı, seçmeni yeniden mobilize edebilecek bir “alternatif” olarak konumlandırdı. Cumartesi günü yoğunlaşan parti içi baskı, Starmer’a istifadan başka bir seçenek bırakmadı.
Starmer istifasını ilan ettiği konuşmasında, kendi seçmen tabanının beklentileri ile küresel konjonktürün kısıtlamaları arasında sıkıştığını belirterek, hükümetin daralan hareket alanını gerekçe gösterdi. Konuşması sırasında arka planda duyulan AB marşı ise ülkede Brexit sonrası dönemde yaşanan ideolojik fay hatlarının ve siyasi kamplaşmanın çarpıcı bir sembolü olarak dikkat çekti.
Sonuç
Starmer’ın istifası sadece kişisel bir siyasi başarısızlığın değil, on yıllık bir dönemin birikmiş zorluklarının bir yansımasıdır. 2016’da başlayan Brexit sürecinden bu yana Birleşik Krallık’ın yaşadığı tedarik zinciri kırılmaları, büyüme sorunları ve siyasi çalkantılarla ülke zorlu bir noktaya taşınmıştı. Buna eklenen pandemi, küresel enerji krizi ve çeşitli jeopolitik kırılmalar; İngiliz ekonomisinin direncini zayıflattı. Starmer hükümeti, bu yapısal sorunları yönetmeye çalışırken hem dış şokların hem de iç siyasetteki ideolojik parçalanmışlığın karşısında gerekli refleksleri gösteremedi. Birleşik Krallık on yılda yedinci başbakanını ararken, yaşanan bu istikrarsızlık döngüsü, ülkenin değişen küresel düzene uyum sağlayabilecek yeni bir ekonomik ve siyasi vizyona duyduğu ihtiyacı bir kez daha gözler önüne seriyor.
Taha Özkan

