İran, Türkiye ile birlikte Avrasya’nın merkezi ağırlığını teşkil eder. Bu alan, Kafkasya üzerinden Ukrayna ve Karadeniz’in kuzeyi ile bütünleşir ve bütün bir Rusya Avrupa’sına uzanır ve de Hazar Denizi kuzeyindeki Kıpçak bozkırları ve Kazakistan sınırlarında Rus oblastlarına devam eder. Bu Avrasya hattının güney kapısı Mısır’dır. Merkez Avrasya, Mısır ile birlikte Doğu Akdeniz’i sahiplenir.
İran’da yürütülmekte olan İsrail-ABD saldırısı, kesinlikle ‘Irak-Suriye-İran-Türkiye’ sıralı, ABD/İsrail düzen operasyonunun bir parçasıdır. Türkiye herhangi bir ülkeye benzemese de, bu silsile gerçeğini görmeli ve hazırlıklar ona göre yapılmalıdır.
Günden güne mukavim hâle getirilen İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs zinciri kırılmalıdır.
İran’ın bugüne değin sağlam direniş sergilediği ve de İsrail’e ve ABD’ye ciddi karşılık verdiği açıktır. Bu iki ülkenin İran saldırganlığı kabul edilemez olup bunun Türkiye’nin ilgili kademelerince kuvvetli deklarasyonu önemli, zaruri, mecburi, değerli ve de hak olandır.
İran’a karşı yürütülen savaşta muhtemel senaryolar:
- Rejimin zor ile kısmen dönüştürülmesi
- Rejimin zora karşı güçlenmesi ve sertleşmesi
Bu ihtimallerin;
- İran
- İran Türkleri
- İran toplulukları
- Bölge
- Türkiye
Açısından sonuçları çok iyi irdelenmeli ve tespit edilmelidir.
Söz konusu 2 senaryoya İran açısından bakılacak olur ise İran’ın karadan işgali batılı güçler ve İsrail adına zor bur husustur. İsrail konjonktürden ve ABD’deki kimi kozlarından faydalanarak, zamanlamadan maksimum istifade peşinde görünmektedir. Lakin bugünün yarını da olacaktır, bugüne değin İsrail bu savaşta kayda değer zarar ve Gazze soykırımı ile ciddi itibar kaybetmiş, Türkiye-bölge-Avrupa (özellikle Akdeniz Avrupası) halkları nezdinde artık dışlanmıştır, İsrail halk muhalefeti de duruma karşı tepkisini günden güne yükseltmektedir. İsrail, ABD’den her istediğini alamaz, ABD de istese dahi bölgede İsrail’in her istediğini yapamaz. ABD, Irak ve Afganistan işgalleri ve de Suriye operasyonelliğinden ciddi kazanımlar elde etse de, tam olarak istediğine ulaşamadı. Bölgede buradaki devletleri bütünüyle çökertemediği gibi (Irak toparlanmakta), bu devletlerin halkları da ABD’den daha uzak hale gelmiştir, ABD bölgede, devletleri bölme fikrinden vazgeçmiş görünmektedir. Müflisleştirdiği devletleri, vekil terör güçleri ile yönetip, toplumlarını ulustan kabileye indirgeme ve de orta vadede bunları garnizon toplumlara dönüştürme hedefindedir. Türkiye de bu fikrin tamamen dışında tutulmuş değildir. ABD müflisleştirdiği bölgede, – Türkiye toprakları da dâhil – yeni Taylandlar/Batumlar/Amsterdamlar kurma peşindedir (Gazze, Beyrut vs.). İsrail devletinin bölge iradeleri üzerinde (Türkiye de dâhil) etkisi maksimumdadır ve kırılması hayatidir. Arap nüfusun bölgede kitleler hâlinde kuzeye kaydırılması Semitist bir İsrail projesidir. Arap İsrail iradesi, İsrail’in Arap ırkıyla ilgili muradıdır ve İslâm itikadına zıttır ancak İslam göndermeli akımlara etki etmektedir. Velhasıl, İran ve Türkiye’nin son tahlildeki tehdit algıları bazı önemli noktalarda örtüşür. İran saldırısı, bölgede bölünmeye dair son büyük manipülasyondur. İran’da rejimin dönüştürülmesi, İran halkını nispeten rahatlatır, ama İran’da dini artık İngilizlerin kısmen değil, daha çok kullanacağı anlamına gelir. İran’da rejimin sertleşmesi ise kısa ve orta vadede, İran üzerindeki baskıyı daha çok arttıracağı gibi, rejimin de halkı daha çok boğacağı anlamına gelir. İran’da rejim bitişi bugün olmasa da, doğal olan ve olmayan, içten ve dıştan, haklı ve haksız nedenlerle zaten maksimum 10 yıllık bir ömre sahip görünmektedir.
İran’da rejimin dönüştürülmesi ve İran’da rejimin sertleşmesi ihtimâllerinin her ikisinde de İran Türklerinin İran’da önü açılır ve hak ve hürriyetleri genişler. İran Türkleri bugüne kadar iyi bir süreç yönetimi gerçekleştirmiştir. İran Türkleri İran’ın nüfus olarak en kalabalık grubudur (35-45 milyon). İran Kürtleri 4-7 milyon nüfusa sahiptir ve 3 ayrı parçadır, birçok nedenden ötürü (kültürel, itikadi, politik, coğrafi) bir araya gelmeleri mümkün değildir. Yarısına yakını Farsların alt grubu durumundadır. İran Arapları zengin bölgeler üzerinde oturan iki farklı bölgeden müteşekkildir ve nüfusları 3-5 milyondur. Birlik içerisinde hareket etme eğilimleri vardır ve bir kısmı merkeze yakındır. Bir bölümü Irak Arapları ile bir kısmı da Körfez Arapları ile kültürel olarak yakındır. İran Arapları ve de Irak, aslında bu savaşta İran’ın yanında olduklarını deklare ettiler. İran Türkleri, pkk türevi örgütlerin tedhiş faaliyetlerine karşı etkin bulundurulmalıdır, bu duruma İsrail zaman zaman çanak tutuyor görünmektedir. Bu süreçte İran Türkleri coğrafi etkileşimlerini arttırmalı ve Farslarla iletişimlerini açık tutmalılar. İran Türklüğü hiç olmadığı kadar Türkiye ile yakındır ve mezhep taassubunu aşan sosyal birleşme, çoklu iç ve dış şartlara istinaden teşekkül etmektedir. İran’da mevcut rejimden Türkler mustariptir, lâkin Şah dönemi Türkler için daha da kötüydü. Aynı durum İran Kürtleri ve Arapları için de benzerdir. Dolayısıyla bu önceki-sonraki denkleminde İran Türkleri-Kürtleri-Arapları arasında açık bir ortak zemin o hâlde, mevcuttur. İran Türklerinin yenilikçi kamuoyu girişimlerinin güçlendirilmesi hayati ve olmazsa olmazdır. Türkiye savaş süresince sınır rejimini hatasız yönetmek ve sınır güvenliğini tam temin etmek zorundadır. Bu, İran Türkleri için de hassas bir husustur.

