Türkiye’de göç meselesi genellikle güvenlik, ekonomi ya da insani boyutlar üzerinden ele alınmaktadır. Bu yaklaşımlar önemli olmakla birlikte tartışmanın temelinde yer alması gereken demografik yapı ve milletin sürekliliği meselesi çoğu zaman tali bir unsur olarak kalmaktadır. Oysa göç, sadece sınırları aşan insan hareketliliği değildir. Bir devletin nüfus dengesini, toplumsal yapısını ve uzun vadeli geleceğini doğrudan etkileyen stratejik bir olgudur.
Millet, biyolojik bir tanımdan ziyade tarih, kültür, dil ve ortak ülkü etrafında şekillenen sosyolojik bir bütünlük olarak düşünülmektedir. Bu anlayışta demografi, yalnızca nüfus artışı veya azalışı anlamına gelmemekte, milletin sürekliliğini ve devletin kurucu dinamiklerini doğrudan etkileyen stratejik bir alan olarak değerlendirilmektedir. Türk devlet geleneğinde nüfus, kendiliğinden şekillenen bir olgu olmamakta ve bilinçli biçimde yönetilmesi gereken bir güç unsuru olarak görülmektedir. Bu doğrultuda, göç mutlak bir tehdit olarak kabul edilmezken, kontrolsüz ve plansız nüfus hareketleri demografik bir riski ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye, son on yılda yoğun ve süreklilik arz eden göç hareketleriyle karşı karşıya kalmış ve kalmaktadır. Bu süreç, büyük ölçüde kriz yönetimi anlayışıyla ele alınmış, göçün demografik yapı, toplumsal bütünlük ve milletleşme süreci üzerindeki uzun vadeli etkileri yeterince derinlikli biçimde tartışılmamıştır. Mevcut yaklaşımlar, göçü geçici bir sorun olarak değerlendirme eğilimindeyken, demografiyi çoğunlukla teknik ve istatistiksel bir veri düzeyinde ele almaktadır. Oysa nüfus yapısındaki değişim, devletin geleceğini doğrudan etkileyen stratejik bir unsur olarak görülmektedir. Bu bakış eksikliği, Türkiye’nin kalıcı ve tutarlı bir nüfus politikası geliştirmesini zorlaştırmış ve zorlaştırmaktadır. Ayrıca günümüzde Türkiye’de yaşanan göç hareketleri, özellikle belirli bölgelerde yoğun nüfus artışına ve kentleşme baskısına yol açmaktadır. Bu durum, ekonomik ve sosyal alanlar başta olmak üzere kültürel uyum ve toplumsal bütünlük açısından da sorunlar oluşturmaktadır. Bu sorun, göçmenlerin varlığından ziyade bu sürecin nasıl yönetildiğidir. Entegrasyon politikalarının yetersiz kalması, uzun vadeli bir nüfus vizyonunun oluşturulamaması ve aidiyet mekanizmalarının netleştirilememesi, demografik yapıyı kırılgan hâle getirmektedir. Bu tablo, devlet kapasitesinin güçlendirilmesi gereken temel alanlardan biri olarak değerlendirilmelidir.
Millet merkezli bakış açısında göç ve demografi ilişkisi, güvenlik kadar stratejik bir mesele olarak ele alınmalıdır. Göç politikalarının yalnızca kısa vadeli kriz yönetimiyle sınırlandırılması, uzun vadede toplumsal uyum ve devlet-millet ilişkisi açısından yapısal sorunlar oluşma ihtimali bulundurmaktadır. Milletleşme sürecinin entegrasyon politikalarının merkezinde yer almaması, demografik dönüşümün kontrolsüz bir şekilde ilerlemesine neden olmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin gelecekte karşılaşabileceği sosyal ve siyasi riskleri artırma potansiyeline sahiptir.
Bu çerçevede Türkiye’nin göç meselesine yaklaşımında uzun vadeli bir nüfus stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. Göç, geçici bir durum olarak değil, kalıcı bir gerçeklik olarak ele alınmalı ve bu doğrultuda bütüncül politikalar üretilmelidir. Entegrasyon süreçleri yalnızca ekonomik uyumu hedeflemekle sınırlı kalmamalıdır. Dil, eğitim ve ortak aidiyet bilincini güçlendirecek şekilde tasarlanmalıdır. Göç politikalarının düzenli demografik etki analizleriyle desteklenmesi, bölgesel yoğunlaşmaların yakından izlenmesi ve tarihi nüfus yönetimi tecrübesinin politika yapım süreçlerine analitik bir referans olarak dâhil edilmesi, devlet kapasitesini güçlendirecek önemli adımlar olacağı düşünülmektedir.
Kısacası göç meselesi, Türkiye açısından yalnızca insani ya da güvenlik temelli bir tartışma alanı olarak kalmamalıdır. Bu mesele, milletin geleceğini doğrudan ilgilendiren stratejik bir konu haline gelmelidir. Türkiye’nin ihtiyacı olan anlayış, göçü günlük siyasi tartışmaların ötesine taşıyarak tarihi tecrübe, demografik gerçeklik ve millet bilinci temelinde uzun vadeli bir nüfus vizyonu inşa etmektir.

