Fırat’ın Doğusunda Arap Aşiretleri – PKK/PYD–SDG İlişkisi
Ortak Kader Değil, Güç Dayatmasına Dayalı Zorunlu Bir Düzen
Bekir Atacan – İstanbul
Suriye’nin doğusu ve kuzeydoğusunda Arap aşiretleri ile PKK/PYD öncülüğündeki “Demokratik Suriye Güçleri” (SDG) ve onun sivil uzantısı olan “Özerk Yönetim” arasındaki ilişki, uluslararası ve bölgesel çevrelerde sıklıkla bir “birlikte yaşama modeli” ya da “yerel ortaklık” olarak sunulmaktadır. Ancak bu anlatı, sahadaki gerçekliği açıklamaktan ziyade onu örten politik bir çerçeve işlevi görmektedir.
Mevcut ilişki biçimi ne gönüllü bir ittifaka ne de toplumsal uzlaşıya dayanmaktadır. Ortada ideolojik, siyasal ya da tarihsel bir kader ortaklığı yoktur. Aksine bu tablo, fiilî güç dengeleri ile güvenlik zorunluluklarının ürettiği, eşitsiz ve geçici bir birlikte yaşama dayatmasını yansıtmaktadır.
Zorunlu Uyum, Aidiyetsiz Pragmatizm
Arap aşiretleri ile PKK/PYD–SDG arasındaki bağ, kapsayıcı bir siyasi proje ya da ortak bir gelecek tasavvuruna yaslanmamaktadır. İlişki bütünüyle pragmatiktir ve aidiyetten yoksundur. Aşiretler, SDG’yi kendilerini temsil eden meşru bir siyasal aktör olarak değil; silahlı gücü, dış desteği ve güvenlik aygıtı sayesinde sahayı kontrol eden bir fiilî otorite olarak algılamaktadır.
Bu nedenle “aşiret desteği” ya da “yerel sahiplenme” söylemi analitik açıdan yanıltıcıdır. Burada söz konusu olan bilinçli bir siyasi tercih değil; alternatiflerin yokluğunda kabullenilen geçici bir uyumdur. Bu uyum rıza üretmez; yalnızca itirazı erteler.
Deyrizor: Bastırılmış Gerilim, Kırılgan Kontrol
Bu ilişkinin en sorunlu ve en çıplak biçimi Deyrizor’da ortaya çıkmaktadır. Bölge, güçlü demografik yapıya, derin toplumsal köklere ve tarihsel özerklik bilincine sahip büyük Arap aşiretlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu aşiretler SDG’nin askerî üstünlüğünü fiilen kabul etmekte; ancak onu meşru ve temsil kabiliyeti olan bir siyasi yapı olarak görmemektedir.
Yerel ve askerî meclislerdeki sembolik aşiret temsili, gerçek karar alma süreçlerine yansımamakta; güvenlik, gelir kaynakları ve stratejik dosyalar PKK/PYD çekirdeğinin mutlak denetiminde tutulmaktadır. Bu durum, Deyrizor’daki “istikrarı” kalıcı olmaktan çıkarıp, ilk ciddi sarsıntıda çözülebilecek bir baskı dengesine dönüştürmektedir.
Rakka: Sessizlik Rıza Değildir
Rakka’da daha düşük yoğunluklu bir gerilim söz konusudur; ancak bu, ilişkinin daha sağlam olduğu anlamına gelmemektedir. Uzun savaş yıllarının yarattığı toplumsal yıkım, aşiret yapısının zayıflaması ve alternatif bir güç odağının yokluğu, pasif bir kabullenişi beraberinde getirmiştir.
Bu sessizlik siyasi aidiyetin değil; yorgunluğun ve çaresizliğin ürünüdür. Güvenlik, ekonomi ve yönetim başlıkları neredeyse bütünüyle PKK/PYD–SDG ve Özerk Yönetim’in kontrolündedir. Aşiretlerin varlığı, karar mekanizmalarını etkileyen bir güç olmaktan çok, yönetimin “yerel meşruiyet” görüntüsünü tamamlayan tali bir unsura indirgenmiştir.
Haseke: Pazarlıkla Sürdürülen Geçici Denge
Haseke’de ilişki daha hesaplı ve çok katmanlı bir nitelik taşımaktadır. Sınır aşan akrabalık bağlarına sahip, farklı otoritelerle muhatap olma konusunda deneyimli aşiretler, SDG ile ilişkilerini açık çatışmadan kaçınan; ancak tam teslimiyete de yanaşmayan bir denge siyaseti üzerinden yürütmektedir.
Bu durum bir ortaklığa değil, nihai hesaplaşmayı erteleyen bir bekleme hâline işaret etmektedir. Taraflar, koşullar değiştiğinde pozisyonlarını yeniden belirlemek üzere mevcut düzeni idare etmektedir.
Sembolik Meşruiyetin Sınırları
PKK/PYD–SDG ve Özerk Yönetim, toplumsal meşruiyet açığını kapatmak amacıyla seyyidler, kanaat önderleri ve dini–sosyal itibara sahip figürleri devreye sokmaktadır. Bu aktörler zaman zaman arabuluculuk ve gerilim azaltma işlevi görse de, derin ve sürdürülebilir bir toplumsal taban oluşturmaktan uzaktır.
Bu tür sembolik düzenekler, gerçek bir entegrasyonun yerini tutmamakta; yalnızca meşruiyet eksikliğini geciktirmektedir.
Sonuç: Güç Yönetir, Toplum Belirler
Genel tabloda, Arap aşiretleri ile PKK/PYD–SDG ve Özerk Yönetim arasındaki ilişki; eşitliğe, rızaya ya da ortak gelecek tahayyülüne dayanmayan, geçici ve kırılgan bir düzen olarak şekillenmektedir. Bu düzen toplumu dönüştürmeyi değil, sahayı kontrol altında tutmayı hedeflemektedir.
Bugün bir “istikrar” görüntüsü varsa, bu toplumsal uzlaşıdan değil; güvenlik aygıtlarının baskınlığından kaynaklanmaktadır. Yönetim vardır; ancak bütünleşme sınırlıdır. Kontrol vardır; fakat meşruiyet zayıftır.
Suriye sahasında dengeler değiştiğinde, Arap aşiretlerinin yönelimi önceden belirlenmiş siyasi sadakatlere değil; hayatta kalma reflekslerine ve çıkar hesaplarına göre şekillenecektir.
Çünkü iktidar silahla kurulabilir;
ancak kalıcı istikrar, ancak toplum gerçekten kazanıldığında mümkündür.

