İskân kelimesi sözlükte “sürekli oturmak üzere bir kimseyi bir yere yerleştirmek, yurt edindirmek, boş bir yeri meskûn hale getirmek” şeklinde tanımlanır. Tarihî manada ise iskân meşruiyetini güçlendirmek, hâkimiyetini temellendirmek ve bir dini, kültürü yaymak amaçlarıyla yapılan bilinçli bir politikayı ifade eder. Tarihte birçok örneği bulunan bu politikanın Osmanlı Devleti’nde de uygulandığı bilinen bir gerçektir. Geleceğe dair önemli bir yatırım ve tarihî bir adım olan bu politikayı Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı olan Orhan Bey (1324-1362) uygulamıştır. Orhan Bey, Karesîoğullarına mensup olan Göçerevler/Kara Araplar olarak da bilinen bir grubu Rumeli coğrafyasına göndermiştir. Bu hareket; gelecek nesillere de ışık tutacak, Osmanlı Devleti’ni Rumeli’de hâkim unsur hâline getirecek ve İslâmiyet’in o bölgede yayılışını hızlandıracaktır.
İskânın başarıya ulaşmasında ve Osmanlı Devleti’nin klâsik bir ideolojisi haline gelmesinde birçok sebep bulunmaktadır. Bunlardan ilki Doğu Roma İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu kargaşa ortamı ve devleti güçten düşüren taht kavgalarıdır. Bilindiği üzere Orhan Bey’in hüküm sürdüğü yıllarda Doğu Roma İmparatorluğu taht kavgalarına sahne olmuştur. Tahtı ele geçirmek isteyen Kantakuzen, Orhan Bey’den yardım talebinde bulunmuş ve bu yardımın karşılığında kendisine Çimpe Kalesi’ni vereceğini vaat etmiştir. Neticede tahta çıkan Kantakuzen sözünü tutmuş ve Osmanlı Devleti’ne Çimpe Kalesi’ni teslim etmiştir. Böylelikle Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye geçiş süreci başlamıştır. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa, emrindeki askerlerle beraber Çimpe’ye hareket etmiş ve bölgenin Osmanlı hâkimiyeti altına alınmasını sağlamıştır.
İskânın başarıya ulaşmasında etkili olan ikinci sebep ise Rumeli’de siyasî birliğin mevcut olmamasıydı. Söz konusu dönemde (14. yüzyıl) İngiltere ve Fransa, Yüzyıl Savaşları çerçevesinde uzun süreli bir mücadele içindeyken, Balkan coğrafyasında yer alan Sırp, Macar ve Bulgar devletleri siyasi parçalanmışlık içerisindeydi. Bunu bir fırsat olarak değerlendiren Osmanlı Devleti de iskân politikasını başarıyla yürütmüştür.
Üçüncü olarak bir Türk geleneği olan ve Osmanlı’nın 19. yüzyıla kadar başarıyla yürüttüğü “istimâlet” politikasıdır. Kelime anlamı olarak “şenlendirme ve hoşgörü” anlamlarına gelen istimâlet, tarihî olarak bir yerin meskûn olmasıdır. Kısacası, istimâlet bir yerde mimari, sosyal ve kültürel hayatın başlamasıdır. Sonuç olarak da dini bölünmüşlüğün ve siyasi baskının olduğu Rumeli coğrafyasında görülen Türk hoşgörüsü, zamanla yerel halkın cân-ı gönülden Osmanlı hâkimiyetini kabul etmesine vesile olmuştur.

