VEFATININ YILDÖNÜMÜNDE SAYGIYLA: CUMHURİYETİN MANEVÎ MİMARI ZÜBEYDE HANIM

Turk DEGS
Yazan: Turk DEGS
7 Dk. Okuma
7 Dk. Okuma

Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, 1857 yılında Selanik yakınlarındaki Langaza’da doğmuştur. Babası, Sofuzadeler ailesine mensup Feyzullah Ağa, annesi ise bilge kişiliği nedeniyle “Molla Hanım” olarak anılan Ayşe Hanım’dır. Bu entelektüel ve ahlakî miras, Zübeyde Hanım’ın kişiliğinde de kendini göstermiş; Selanik’te okuryazar, sağduyulu ve bilge kadınlara verilen bir ünvan olarak kendisine de “Zübeyde Molla” şeklinde hitap edilmiştir. Resmî bir eğitim almamış olmasına rağmen çocukluğunda okuma yazma öğrenmiş, muhafazakâr değerleri benimseyen, geleneklerine ve inancına bağlı bir kadın olarak tanınmıştır. Bu yaklaşımı, ilerleyen yıllarda oğlu Mustafa Kemal’in eğitiminde de etkisini göstermiş ve onun ilk olarak dinî yönü ağır basan mahalle mektebine gönderilmesini istemiştir.

Zübeyde Hanım’ın soyu, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki iskân politikaları çerçevesinde Rumeli’ye yerleştirilen ve “Evlad-ı Fatihan” olarak bilinen Yörük Türkmenlerine dayanmaktadır. Zübeyde Hanım’ın kızı Makbule Hanım’ın aktardığına göre, annesi bu kökeni sık sık dile getirmiş; Mustafa Kemal Atatürk de çeşitli vesilelerle atalarının Anadolu’dan Rumeli’ye gelen Yörük Türkmenleri olduğunu ifade etmiştir.

Zübeyde Hanım çocukluk ve gençlik yıllarını Langaza’da Rapla Çiftliği’nde geçirmiştir. Genç kızlık döneminde yaşadığı bir sağlık problemi nedeniyle Selanik’e gitmesi üzerine burayı beğenmeleri, ailenin bu şehre yerleşmesinde etkili olmuştur. Selanik’te, Aydın Söke’den göç etmiş Hafız Ahmet Efendi’nin oğlu Ali Rıza Efendi ile tanışmış ve 1870 ya da 1871 yılında evlenmiştir. Evlendiğinde henüz 14 yaşında olan Zübeyde Hanım, fiziksel görünümüyle de dikkat çekmiş; kızı Makbule Hanım ve dönemin tanıklarının anlatımlarında uzun boylu, narin yapılı, sarışın ve yeşil-mavi gözlü olarak tasvir edilmiştir. Çift, Ali Rıza Efendi’nin Selanik’teki aile evinde yaşamış; bu evlilikten Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa, Makbule ve Naciye adlarında altı çocuk dünyaya gelmiştir. Ancak dönemin salgın hastalıkları ve yaşam koşulları nedeniyle çocukların dördü küçük yaşlarda hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların ardından Ali Rıza Efendi’nin veremden ölümü, Zübeyde Hanım’ı derin bir maddi ve manevî sıkıntı içine sokmuş; geçim zorlukları nedeniyle hayatta kalan çocuklarıyla birlikte Langaza’daki kardeşi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşmek zorunda kalmıştır. Genç yaşta bekar kalan Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal Askerî Rüştiye’de öğrenim görürken Selanik’te görevli reji memuru Ragıp Bey ile ikinci evliliğini yapmıştır. Mustafa Kemal’in başlangıçta bu evliliğe tepkili olduğu, annesinin ise oğlunun eğitimi konusunda kaygılanarak onu halasının yanına gönderdiği bilinmektedir. Buna rağmen, ilerleyen yıllarda Mustafa Kemal ile Ragıp Bey arasında daha ılımlı bir ilişki kurulmuştur.

Zübeyde Hanım, oğlunun askerî kariyerini yakından takip etmiş; 1905 yılında Mustafa Kemal’in kısa süreli tutukluluğu sırasında İstanbul’a gelerek onu Şam’daki ilk görev yerine gözyaşlarıyla uğurlamıştır. Balkan Savaşları’nın ardından Selanik’in elden çıkması ve ikinci eşinin de vefatıyla birlikte, kızı Makbule Hanım’la İstanbul’a yerleşmiş ve Beşiktaş Akaretler’de yeni bir hayat kurmuştur. Bu dönemde de oğlunun sağlık sorunları ve askerî görevleri nedeniyle Halep’e kadar uzanan ziyaretler gerçekleştirmiştir. Mondros Mütarekesi sonrasında Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönüşü, anne-oğul için kısa süreli bir kavuşma imkânı yaratmış ancak 16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareketi sırasında yaşanan veda, Zübeyde Hanım’ı derinden sarsmıştır. Millî Mücadele yıllarında oğlunun idama mahkûm edildiğine dair haberler ve İstanbul’daki işgal ortamı, sağlığını daha da bozmuş; kısmî felç geçirmesine neden olmuştur. Buna rağmen, inancından ve hayırsever kişiliğinden ödün vermemiş; yaşadığı çevrede sosyal dayanışmaya katkı sunmuştur. Mustafa Kemal Paşa, annesini güvenlik gerekçeleriyle uzun süre Ankara’ya getirememiş; ancak 1922 yılında gizli bir planla İstanbul’dan İzmit, Adapazarı ve ardından Ankara’ya aldırmıştır. Zübeyde Hanım, oğlunun yanında olmasına rağmen sağlık durumu giderek kötüleşmiş; bu süreçte oğlunun evlendiğini görme arzusu gerçekleşmiş, Mustafa Kemal Paşa’nın Latife Hanım ile evliliğine tanıklık etmiştir. Ancak İzmir’e gidişi sırasında hastalığı ağırlaşmış ve 14 Ocak 1923’te, 66 yaşında hayata veda etmiştir.

Zübeyde Hanım’ın vefatı, Mustafa Kemal Paşa’yı derinden etkilemiş; ancak devlet işleri ve devrim süreci nedeniyle acısını sessizce yaşamıştır. İzmir’de büyük bir cenaze töreniyle toprağa verilen Zübeyde Hanım’ın kabri Karşıyaka’dadır. Yıllar sonra İzmir Belediye Başkanı Behçet Uz, Atatürk’ün annesi için bir anıt-mezar yaptırmak amacıyla fuar için getirtilen mimar Gautier’ye bir proje hazırlatmıştır. Bu proje, Atatürk’e gösterildiğinde O, projeyi çok süslü ve masraflı bularak sadece mezarın başına ağır bir taş parçası koyulup “Atatürk’ün anası Zübeyde burada gömülüdür. Ölümü: 1923” yazdırılmasını ve Zübeyde Hanım’ın çocukları çok sevmesinden ötürü etrafının bir çocuk parkı ile süslenmesini istemiştir. Daha sonra Zübeyde Hanımın mezarı, 1933 yılında temeli atılarak mezar anıt şekline dönüştürülmüş ve 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından resmen açılmıştır. Bu mezar, yalnızca bir annenin değil, Türk modernleşme sürecinin şekillenmesinde önemli rol oynayan bir şahsiyetin hatırasını taşımaktadır. Hayatını kaybettiği Latife Hanım Köşkü de bugün müze halindedir.

Zübeyde Hanım, inancı, ahlakî duruşu, fedakârlığı ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk üzerindeki belirleyici etkisiyle, yalnızca bir tarihsel figür değil; aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin manevî mimarlarından biridir. Zübeyde Hanım’ın yaşamı, büyük bir devlet adamının annesi olmanın ötesinde, Türk kadınının tarihsel süreç içindeki dönüştürücü rolünü de somutlaştıran çarpıcı bir örnektir. İnancına bağlı, ahlakî değerlere sahip, dirayetli ve fedakâr bir Türk kadını olarak Zübeyde Hanım; yokluk, savaş, göç ve kayıplarla örülü bir hayatın içinde, oğlunu yalnızca büyütmemiş, aynı zamanda karakterini şekillendirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kişiliğinde görülen kararlılık, sorumluluk bilinci, millet ve vatan sevgisi; büyük ölçüde annesinden aldığı terbiye, disiplin ve ahlakî duruşun bir yansımasıdır.

Bir annenin evladına aşıladığı değerler, bazen bir bireyin kaderini, bazen de bir milletin geleceğini belirler. Zübeyde Hanım’ın yetiştirdiği çocuk, yalnızca askerî ve siyasî bir lider değil; bağımsızlığı esas alan, egemenliği millete veren ve çağdaş bir devlet anlayışını benimseyen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olmuştur. Bu bağlamda Zübeyde Hanım, Cumhuriyet’in fikrî temellerine dolaylı fakat derin bir katkı sunmuş; Türk kadınının toplumsal hayattaki yerinin ve gücünün tarihsel bir simgesi hâline gelmiştir.

Cumhuriyet’i kuran iradenin ardında, o iradeyi şekillendiren bir anne vardır. Zübeyde Hanım’ın hayatı, Türk kadınının yalnızca ailesini değil, yetiştirdiği çocukla gerektiğinde bir milleti de ayağa kaldırabilecek kudrete sahip olduğunun sessiz fakat güçlü bir kanıtıdır.

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir